
Tıpkı Mayıs ayında erkeğe çok eşliliğin yasal olmasını savunan böylece kızların da evde kalmayacağını söyleyen Sibel Üresin gibi, kimin çanak yalayıcılığını yaptığını açıkça ortaya koyuyor. Aynı zamanda içselleştirilmiş bir cinsiyetçiliğin insan mantığı üzerindeki tehlikesinin canlı bir örneğini de teşkil ediyor Sema Maraşlı.
Gün geçmiyor ki AKP Türkiye’si yeni bir hilkat garibesi çıkarmasın karşımıza. Neden bahsettiğimizi bugün gazete okumuş olan hemen herkes tahmin eder sanırım: Sema Maraşlı’nın dâhiyane, yol gösterici, muhteşem fikirlerinden!
Sema hanım kardeşimiz Küçükçekmece Belediyesi’nin etkinliğindeki söyleşisinde kadına erkeğe teslimiyet telkin ederken; geçtiğimiz Cuma günü Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki “Mutlu Bir Evlilik Emek İster” konulu söyleşisinde ise şöyle bir şey yumurtlamış: “Dizilerdeki kadınlar dediğim dedik, akıllı. Mesleğin olsun, eşine muhtaç olma denilen kızların evlilikleri yürümüyor. Erkeğin üstünlüğünü kabul etmeli”.
Mart 2011’de yine Haber7’deki bir yazısında eski bir feminist olduğunu söyleyen hanım ablamız bakın ne yazmış o gün: “Eski bir feminist olarak, itiraf ediyorum. Dini kitaplarda, erkeklerin kadınlara karşı vazifelerini, defalarca okuduğum halde, kadınların kocalarına karşı vazifelerine göz ucuyla bakar kapatırdım. Çünkü dinimizde kadın erkek ilişkilerine baktığımız zaman kadınların yükü görünüşte ağır gibi görünüyor. Hele itaat meselesi. Hele itaat meselesi. Kadın kocasın itaat edecek. Aman Allahım! Aman Allahım!
…
Bundan beş yıl kadar önce, feminist olduğumu fark etmemle, arınma sürecine girmem bir oldu. Nasıl rahatladım anlatamam. Bazen düşünüyorum da o kafayla gitsem evlilik konusunda çok tehlikeli olabilirmişim. Elhamdulillah evlilik üzerine çok şey yazmadan durumu toparladım, güzel dinimizin penceresinden bakmaya başladım. Artık kitap yazarken ana kaynaklarım; Rabbimin ayetleri ve sevgili peygamberimizin çok kıymetli sözleri. Psikoloji ve bilimsel araştırmalarda yan destek. Bu yüzden olsa gerek, son yazdığım evlilik kitapları ile çok teşekkür ve dua alıyorum. “
Mayıs 2011’de de Haber7’de çıkan bir başka yazısında kadının erkeğe itaat etmesini öğütleyen Maraşlı, “Kadınlar bildikçe öğrendikçe koca beğenmemeye başlıyorlar.” demekten geri. Kadının duygusal olduğunu, erkeğe kafa tutmanın doğasına aykırı olduğundan kadını yıpratacağını da eklemeden geçmiyor tabii.
Kasım 2011’den bir başka seçme: “Kadınlar üzerinde oynanan pek çok oyunlar sebebi ile kadınların kafası zaten karışık… Kadının bir yanlışı olduğunda iş yönetici olan erkeğe düşer. Şefkat ile kadına yaklaşıp, yaratılış özelliklerini ortaya çıkarmayı başarırsa, gemi selametle yoluna devam edebilir.” (Haber7)
Bugünkü harika fikri ise mayıs ayındakinden çok farklı olmayan kadının dizi izleyerek asileştiği, bu yüzden evliliklerin yürümediği yönünde. “Evlilik üzerinde medyanın oyunlarına dikkat etmek gerekir. Kadınlar eğer duygusal bir boşluktaysa ve çok fazla dizi izliyorsa, o dizideki aşklardan ve kadın üstünlüğünden etkileniyorlar. Dizilerdeki kadınlar çok erkeksi, dediğim dedik, akıllı ve kendini beğenmiş. Bu izlenimler, kadınları yanlış yönlendiriyor. Bu noktada kadınlarda erkekleşme başlıyor. Kadınlar hiçbir zaman edasını kaybetmemelidir. Hz. Muhammed, erkekleşen kadınlara, kadınlaşan erkeklere lanet etmiştir. Allah’ın kurduğu sistemde her şey zıttıyla vardır.” sözlerini sarfederken kendinin çocuk ve gençlik kitabı yazarlığı ile yetişmekte olan nesiller üzerindeki oyununu göz ardı etmiyordur herhalde Maraşlı. Aynı söyleşide kadın ve erkeğin farkını yaradılış(!)tan kaynaklanan bir farklılık olarak tanımlayan Maraşlı, Kuran üzerindeki yoğun bilimsel(!) çalışmalarına dayandırarak olsa gerek kadının teslimiyetçi olduğunu açıklayıveriyor.
Kadından otorite olmaz
“Kadınlar, okuyan kız çocuklarını bile elinde mesleğin olsun, kendine güven, eşine muhtaç olma diye yönlendiriyor. Bu bilinçle yetişen kızların ileride evlilikleri yürümüyor. Evliliklerin psikolojiden ziyade inançla yürütülmesi gerekir. Bu noktada, kadınlar erkeklerin üstünlüğünü kabul etsin. Kuran-ı Kerim’de de evin reisi erkek olduğu bildirilir. Kadından otorite olmaz.” diyen Maraşlı, tıpkı yine Mayıs ayında erkeğe çok eşliliğin yasal olmasını savunan böylece kızların da evde kalmayacağını söyleyen Sibel Üresin gibi, kimin çanak yalayıcılığını yaptığını açıkça ortaya koyuyor. Aynı zamanda içselleştirilmiş bir cinsiyetçiliğin insan mantığı üzerindeki tehlikesinin canlı bir örneğini de teşkil ediyor Sema Maraşlı.
Genç kızların hepsinin kafası boş!
2008 Aralık’ında, Tuluhan Tekelioğlu ile yaptığı röportajda, yazılarında hep bir alt mesaj olarak verdiği “kadınların akılsız olduğu” savını açıkça dile getiriyor Maraşlı: “Günümüzde muhafazakâr genç kızlarla muhafazakâr olmayan genç kızlar arasında hiçbir fark yok. Kafa hepsinde boş. Hepsi güzellik derdinde…”
Bunları okuyunca “Eh senin tarifine göre yetişirse kadın ne bekliyorsun ki? Kocaya itaat için kafaya ne gerek hanım abla? Edası olsun yeter kadın dediğinin, kafaya ne hacet?” demeden de geçemiyor insan.
Kimdir Sema Maraşlı?
İslamcı bir ailenin kızı, 1969 Maraş doğumlu. 13 yaşında türbana girmiş, 19 yaşında evlenmiş. İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra Diyanet İşleri Kuran Kursu öğretmenliği yapmış. Daha sonra açık öğretim fakültesinde okumuş. Çoğunluğunu çocuk kitaplarının oluşturduğu bir seri de kitap yazmış Sema Maraşlı.
17 yıl evlilikten sonra, boşanmasının ardından yine 2008 yılındaki röportajda “Karakterterlerimiz baştan uyuşmadı. Yoluna girer beklentisi içindeydim. Çok duygusalım. Ama şimdi baktığımda, erkek için de duygusal bir kadınla yaşamak zordur diye düşünüyorum. Biz hep kendi açımızdan bakıyoruz.” Açıklamasını yapıyor evliliği için. Şu an ikinci evliliğini yapmış Maraşlı.
Kadına kayıtsız şartsız erkeğe teslimiyet öğütleyen, kimi çevrelerin “eğitici” kadın yazarına bir sorum olacak aslında: “Siz, Sayın Maraşlı, eski eşinize neden kayıtsız şartsız teslimiyet göstermediniz de ayrıldınız? Oysa ki yazılarınızda hep referans verdiğiniz Kuran'da yazıldığı üzere çok eşlilik onlara mubah değil miydi?”
10 Ocak 2012/Yarınlar
| < Önceki | Sonraki > |
|---|