Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Yananı söndürmek - Ece Temelkuran

Yananı söndürmek - Ece Temelkuran

19 Aralık’tan 19 Aralık’a... Onlar adaletli olacaktı, öyle demişlerdi. ‘Halk adamıydılar’, halkın kederini bilirlerdi, ekmek parası bulmanın beter belasını, yoksulluğun kahırlı karanlığını, itilmeyi, kakılmayı... Bilirlerdi. Gelirken öyle demişlerdi. Onlar, 19 Aralık’ta Bayrampaşa Cezaevi’nde kızların yüzünü yakan ‘elitler’ gibi değillerdi. ‘Hayata Dönüş’ gibi eşek şakaları yapmayacaklardı. Gördük ki bunlar da, o 19 Aralık’ta yakılanı bu 19 Aralık’ta Ankara’nın kışında, gölde söndürenlermiş. ‘Teröristi’ bile değil, onuruyla çalışmak isteyen işçiyi, kadın erkek demeden, gazlı gözyaşından kör edenlermiş. Demek ki onlar, yananı böyle söndürürlermiş!

Garibanı garibana...
TEKEL’i, çokuluslu BTA şirketine satarken sadece avuçlarına sayılan paraya baktılardı. Hatırlar mısınız? Sormadılar “İşçilerin işi ne olacak?” diye. Hiç akıllarına bile gelmedi “İşçilerin hali nice olacak?” diye. Özelleştirmeyi ‘üç koy beş al’ taşralığında algıladıkları için, bilgisiz ve görgüsüz oldukları için bu işin, bari biraz daha insaflısının nasıl yapıldığına, örneklerine bakmadılar. Şimdi işçilerden kaçıyorlar. Yüzleri yok. Abdülkadir Aksu gibi ‘bakanların’ aç insanların gözüne bakmaya, ancak korumalarına dövdürtmeyi biliyorlar hakkını isteyen insanları. Onlar artık garibanları garibanlara dövdürme işine bakıyorlar. Başkaları yakmıştı, onlar söndürüyorlar!

Gamsız tepeler
Efendi bağırıyor tepelerden:
“Yan gelip yatıyorlar, paralarını alıyorlar!”
Sonraki sahnede esnaf saldırıyor grev yapan işçilere.
Efendi bağırıyor insafsız tepelerden:
“Eczacılar size pahalı ilaç satmak istiyor!”
Sonraki sahnede halk, bilmeden eczacıların halkı korumak istediğini eczacılara düşman oluyorlar.
Efendi gamsız mikrofonlardan bağırıyor:
“Demiryolu çalışanları size çile çektiriyor!”
Sonraki sahnede halk, makinistleri dövmeye çalışıyor. 
Açlar birbirini dövüyor, onlar yiyor. Yiyin efendiler!

Vicdan: Bir sıkımlık can
Biz ne yapıyoruz? Sızımızı, öfkemizi ‘vicdan’ gibi bir sözcükle açıklıyoruz. Bir sıkımlık canı olan bir sözcük. Nerede ararsan orada bulunan, ama adresi hiç belli olmayan bir kavram. Neden bu kadar çok vicdandan söz ediyor yazan çizen, aç ve öfkeli insanlara cümleler vermesi gereken insanlar? Bilenin bilmeyene borcu var, “Vicdanımız sızlıyor”’ lafıyla ödenmeyecek bir borç. Neden artık sadece vicdanla açıklayabiliyoruz fikrimizi, bir meşruiyet damgası gibi oraya buraya vuruyoruz bu lafı?

‘Vicdan arkadaşlığı’
Bir geri çekilme bu, bir yenilgi. İdeoloji korkaklığı öyle bir hal aldı ki kime ait olduğu belli olmayan, yoksula ait olabileceği gibi, onlar dayak yerken yemeğini yiyen ‘efendilere’ de ait olabilecek bu sözcük her derde derman bir yerli, asri icat olarak karşımızda. Çünkü dilimiz korkuyor “Açların öfkesi efendileri devirecek!” demeye. Çünkü “Çalışan biziz, yöneten de biz olacağız” demeyi ayıp saymışlar, biz de yemişiz bunu, kabul etmişiz. Bize yetmiş vicdan. O 19 Aralık’ta Bayrampaşa’da yakılanları biz de kendi, bulanık yenilgi gölümüzde söndürmüşüz. Vicdan micdan bir yerden sonra hikâye, biz efendilerimizi sevmişiz! Kardeş, biz TEKEL haraç mezat satılırken, insanların onuru beş kuruşluk edilirken neredeymişiz! Vicdanın mı sızlıyor şimdi? Vicdanı sızlayan ama işçilerin direnme hakkına karşı çıkan bir ‘vicdanlı’ arkadaş bulursun kendine nasılsa, yalnız kalmazsın, korkma!

 20 Aralık 2009 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

{jcomments on}