Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Türk ulusçuluğu - Türker Alkan

Türk ulusçuluğu - Türker Alkan

Zaman gazetesi yazarı Mehmet Niyazi bey gittiği bir konferansta aradığını bulamadığı için pek kızmış. “Kültür ve medeniyet konularıyla ilgili bir profesörün tarihi gelişmemize dair konferansına güzel bir ziyafet umuduyla gittim” diyor ve devam ediyor: “Hocanın ilk cümlesi olan ‘Kültürümüz yoktur’u duyduğumda sarsıldım” diyor. “Hoca bizim millet olmadığımızı, ancak cumhuriyetle milletleşmeye başladığımızı, milletleşmemizin de mümkün olmadığını, zira ne felsefemizin ne de burjuvazimizin bulunduğunu sözlerine ekledi...”

Mehmet Niyazi bey, felsefenin ihtiyaçtan doğduğunu, Türklerin Taç Mahal’den Drina’ya kadar uzana bir bölgede eseler yarattığını söyledikten sonra sözü ninesine getiriyor: “Rahmetli ninem, Yunus’un şiirlerini dua diye okurdu. Bir kültür adamı Ruhi Su, Marksist olmasına rağmen, onun ilahilerini teganni eder, biz de zevkle dinlerdik. Ümmi ninem imanla, Ruhi Su sanatla, Amerikalı profesör akılla Yunus’a yaklaşıyor ve ondan nasiplerine düşeni alıyorlar. Sesi çağlarda ve değişik milletlerde yankılanan Yunus’u yetiştiren topluma nasıl ‘kültürü yok’ denebilir?”

Ben de Yunus’u ümmi bir köylü olan halamdan öğrenmiştim. Daha sonra Karacaoğlan’ı, Kul Nesimi’yi, Aşık Veysel’i, Dadaloğlu’nu, Nedim’i, Fuzuli’yi öğrendikçe, Itri’nin bestelerini dinledikçe, Mimar Sinan’ı izledikçe, özgün bir kültürümüz olduğuna ben de inandım.

Bu kültür elbette Türk ulusçuluğunun temelini oluşturdu, bundan hiç kuşku yoktur.

Fakat buna bakarak Osmanlı döneminde Türk ulusçuluğunun geliştiğini söylemek yanlış olur!

‘Osmanlı’, bir imparatorluktu! Çok kültürlü, çok dinli, çok etnik kümeli bir devlet! İmparatorluğun Türk uyruklarına tanıdığı fazla bir ayrıcalık yoktu. Zaten İmparatorluğu oluşturan halklar, ‘etnik kümeye’ göre değil, ‘din’ esasına göre sınıflandırılmıştı. ‘Türk milleti’ yoktu, ‘İslam milleti’ vardı. Bu sınıflandırma bile, yönetimin ulusçuluktan ne kadar uzak olduğunu gösterir.

Ayrıca İmparatorluğun yöneticilerinin gözünde ‘Türk’ sözcüğü hiç de iyi bir anlam taşımıyordu: ‘Kaba saba, cahil kişi’ anlamına geliyordu. Yörük Türkmenler de Dadaloğlu ile karşılık vermişti:

“Aşağıdan iskân evi geliyor
Bezirgânlar koç yiğide gülüyor
Kitabın dediği günler oluyor
Bre Osmanlılar, size aman mı!”

Türk ulusçuluğunun gelişmesi için Osmanlı’nın son, Cumhuriyetin de ilk yıllarını beklemek gerekecekti.

Çoğu kişi, Atatürk’ün ‘Türk, övün, çalış, güven’ sözleriyle dalga geçer. Sıfırdan bir ulus kurmaya kalksanız belki siz de benzer şeyler söylemek zorunda kalırdınız, kim bilir?

13 Nisan 2010/Radikal{jcomments on}