Tabii ki hukuksal yollar kullanılacaktır. Ancak, 663 sayılı KHK ile sağlığın piyasalaştırılması açısından yolun sonuna gelindiği kabul edilmelidir.
Bundan sonrası, günahıyla, sevabıyla tamamen Sağlıkta Dönüşüm'ün ve AKP'nin sırtındadır. Artık “bu bizim tercihimiz değildi”, vb gerekçelerle kıvırtma şansları kalmamıştır.
* * *
Son KHK çok kritik kimi düzenlemeler gerçekleştirdi:
Kamu hastane birlikleri kuruldu. Aslında bu konu bir yasayla düzenleniyordu, son anda fikir değiştirerek, “kestirme” yolu seçtiler.
Yabancı hekimlerin Türkiye'de çalışmasına izin verildi.
Sağlık serbest bölgeleri kurulmasına onay çıktı.
Sürpriz gelişme tıp fakültesi hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devrinden vazgeçilmesi oldu. Devir yerine, karşılıklı işbirliği düzenlemesi getirildi.
TTB'nin halkın sağlık hakkından yana toplumsal sorumluluğunu gerçekleştirmesi yasaklandı.
* * *
AKP, en başından beri sağlık ortamını tümüyle piyasalaştırmayı ve piyasayı da büyük aktörler lehine tekelleştirmeyi planlamaktadır.
Fakülte hastanelerine el koyma niyetinin arkasındaki en önemli faktörlerden birisi budur. Kamusal nitelikli fakülte hastanelerinin varlığı, sağlık piyasasına büyük özel aktörlerin, kamu-özel ortaklılıklarının, sağlık işletmelerinin, sağlık serbest bölgelerinin girmesi önündeki en büyük engeldir. Bunun nedeni, tıp fakültelerinin hizmet niteliği ve bilimsel çalışma bakımından rakip tanımaz üstünlüğüdür. Bu iki özelliğin yarattığı güven ilişkisi büyük özel sağlık şirketlerinin piyasada tutunmasını engelliyordu.
Öte yandan, fakülte hastanelerine el konulma niyetinin arkasında bir de siyasi bir emel vardır. Tıp fakülteleri ve özellikle de eski ve akademik açıdan gelişkin olanları, önemli bir aydınlanmacı birikime de sahipti.
Bu durumlarıyla Türkiye'nin dincileştirilmesi operasyonunda, kendi alanlarında önemli bir engel oluşturuyorlardı. Bunların Sağlık Bakanlığı'na bağlanmasıyla tıp eğitiminin ve sağlık hizmet ortamının seküler niteliklerinden arındırılması AKP'nin stratejik hedeflerinden birisidir.
Sürpriz biçimde KHK taslağında bulunan devir işlemi geri çekilmiş ve “gönüllülüğe” dayalı bir işbirliğinden söz edilmiştir. Ancak pratik anlamda sonucun farklı tecelli edemeyeceğini tahmin etmek güç değildir. Boğazına kadar borca batırılmış tıp fakültelerinin yıl başından itibaren, işbirliği protokolü için Sağlık Bakanlığı'nın önünde diz çökmesi büyük olasılıktır.
* * *
AKP büyük sermayenin partisidir. Bu sağlıkta da geçerlidir. Sağlıktaki küçük işletmelerin, muayenehanelerin üzerine saldırması bunun ilk göstergesi olmuştur. AKP bu saldırıyı “bıçak parası”na son vermek gibi popülist bir söylemle geniş halk yığınlarına da kabul ettirmiştir.
Oysa gerçek niyet tamamen farklıdır. Büyük özel sağlık şirketlerine alan açılması fakülte hastanelerinin statüsünün sarsılması kadar, küçük işletmelerin kökünün kazınmasını da gerektiriyordu.
AKP muayenehaneleri kapatmış ve sağlık tekelleri yaratmıştır. “Bıçak parası” meselesinin gerçek yüzü budur. Şimdi Bakanlık herhangi bir ameliyat için binlerce lira “fark” alan tekeller karşısında dilini kıpırdatmamaktadır.
Piyasa ilişkilerinin belirgin biçimde egemen olduğu son 30 yıl içinde, sağlık sistemimiz büyük özel şirketlerin tutunması bakımından belirgin bir iktisadi olgunluk düzeyi kazanmıştı. Ancak iktisadi dinamiklerin önünde özel muayenehaneciliği koruyan yasalar ile tıp fakülteleri engel oluşturuyordu. AKP'nin yaptığı iktisadi gerekliliklere uygun bir hukuksal çerçeve hazırlamak olmuştur. Bu tam anlamıyla tekelci devlet kapitalizmi yaptırımıdır.
Yabancı hekime çalışma izni verilmesi, kamu hastane birlikleri, serbest sağlık bölgeleri ve kamu-özel ortaklığı düzenlemesi; bunların tümü aynı olguya, sağlıktaki tekelci düzenlemelere işaret etmektedir.
AKP yabancı büyük sağlık şirket ve fonlarını Türkiye'ye çekmeyi planlamaktadır. Bu büyük şirketler yerli ortaklarıyla birlikte, mali yaptırım ve kurallara muhatap olmaksızın serbest bölgelerde üst sınıflara ve yabancı hasta kafilelerine hizmet verecektir. Kamu hastane birliklerinin kiraya ve satışa konu edilen taşınır ve taşınmazları ise kamu özel ortaklığının yatırımı için büyük avantaj sağlayacaktır.
* * *
Bu gelişmelerden sağlık emekçileri ileri derecede rahatsızdır. Uzman hekimler ve öğretim üyeleri rahatsızlar konvoyunun ilk sıralarındadır. Geçen sene önemli bütün tıp fakültelerini içine alan eylem dalgası bunu gösteriyordu. Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki sessizlik yanıltıcı olmamalıdır ve tümüyle yönetim baskılarından kaynaklanan sinmeyle ilişkilidir.
Sağlıkta Dönüşüm karşısında halkın durumuna gelince: Burada memnuniyetten yana bir durumun olduğu anlaşılmaktadır. Ancak buna “şimdilik” kaydını düşmek uygun olur.
Çünkü, eğer son anda bir değişiklik olmazsa 1.1.2012 tarihinden itibaren Yeşil Kartlılar gelir testine tabi tutulacaktır. Resmi ağızlardan da açıklandığı gibi yaklaşık 10 milyon olan Yeşil Kartlı sayısının 3-4 milyona indirilmesi gündemdedir. Hatırlanacağı gibi, AKP'nin seçim başarılarında pay sahibi olan Yeşil Kartlıların sayısı AKP iktidara geldiğinde 3 milyon kadardı. Gelir testi 1.1.2011 tarihinde yapılacak iken, seçim nedeniyle bir yıl ertelenmişti.
Öte yandan, sağlık hizmetinin bütün kalemlerinde katkı payı alınması ve artırılması kaçınılmazdır. Bu bakımdan en etkileyici uygulama yataklı tedavi hizmetlerinden alınacak katkı payı olacaktır. AKP 2010 yılı Mayıs ayında SSGSS yasasının ilgili maddesine bir fıkra ekleyerek yataklı hizmetlerden %1 oranında katkı payı alınacağını, bunun uygulamaya konulmasının, artırılıp azaltma yetkisinin hükümette olduğunu karara bağlamıştı.
Halkımızın sağlık hizmetlerine yönelik memnuniyeti, tedavi edici sağlık hizmetlerini, teknolojiyi, ilacı bolca kullanmasıyla ilişkilidir. AKP'nin popülist politikalarının zemininin kısıtlandığı bu dönemde, mali önlemlerden ilk etkilenecek kalemler de bunlardır.
* * *
Sağlıktaki tekelleşme hekimleri proleterleştirir, işsizlik riskini gerçekliğe dönüştürürken; popülist sağlık politikalarını da sınırlandıracaktır.
Burası kamucu sağlık hizmetinin, sağlık hakkının bütün açıklığıyla dile getirilebileceği ve bu söylemin kolaylıkla kabul görebileceği bir ortamdır.
Muayenehanecilik ayrıcalığının hekimlerin elinden alınmasına, öğretim üyelerinin kamuda özel hasta tedavi etmelerinin önlenmesine hiç takılmadan, doğrudan sosyalist sağlık sisteminin propagandasına girişmek, militan bir karşı duruşu örgütlemek gerekir.
Haydi kolay gelsin, heyecanlı bir dönem daha başlıyor.
14 Kasım 2011/Sol.org.tr