Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Sivas için bir Russell lazım - Onat Çetin

Sivas için bir Russell lazım - Onat Çetin

Pozantı Cezaevi'nde çocukların adli tutuklular tarafından cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldığı iddiasından sonra yaşananlar artık istemesek de kanıksanılan bir zincire dönüşmüş durumda. Haberin yapılmasının hemen ardından Adana’ya giden ve aralarında Veli Ağbaba ile Melda Onur’un da bulunduğu CHP Heyeti, söz konusu iddiaların sekiz ay öncesinde İHD tarafından Adalet Bakanlığı’na iletildiğini ancak herhangi bir sonuca ulaştırılmadığı gibi cezaevi müdürlerinin terfi ettirildiğini duyurdu. İktidarın medyası, Pozantı Belediye Başkanı aracılığıyla haberi yapanları PKK’nın yayın organları olarak niteledi ve aradan bir hafta geçmedi ki çok sayıda BDP yöneticisinin yanı sıra muhabirler de KCK kapsamından gözaltına alındı. Bu nefret dalgasının son durağıysa iddiaları gündeme getiren çocuğun ta kendisiydi: Korsan bir gösteriye katılmaktan tutuklandı. Yıllardır defalarca tanık olduğumuz bu dehşet silsilesi, yeni bir rezaletin – ki neredeyse haftada bir maruz kalıyoruz – ardından unutulacak. En maharetli lafazanların, en usta propagandacıların ve hatta tüm acıların ilacı zamanın bile unutturamayacakları var ama. Dersim, Maraş, Çorum ve elbette Zeynep Altıok Akatlı’nın deyişiyle külleri hiçbir zaman soğumayacak Sivas gibi.

2 Temmuz 1993’de Madımak’ı Auschwitz’e döndüren katliamı, öncesi ve sonrasıyla biliyoruz. Hicret koşucularını, “Müslüman Mahallesi’nde salyangoz satıyorlar!” manşetini, başsavcının “Örgüt yok, tahrik var” görüşünü, Mesut Yılmaz’ın insanın kanını donduran “Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” ifadesini unutmuyoruz. Meclis Araştırma Komisyonu’nun katliamı, dokuz saat boyunca dağıtılmayan güruhun psikolojisine bağlamasını da kırmızı bültenlerle sözüm ona aranan sanıkların arandıkları süre içerisinde evlendiklerini, ehliyet aldıklarını ve hatta askerlik yaptıklarını da biliyoruz. Cezaevinde sanıkları ziyaret edecek denli katliamın arkasında durabilen Adalet Bakanı’nı da dönemin ve günümüz iktidarında milletvekilliği yapanlarca savunulmasını da hafızalarımıza kazıyoruz.

Unutmuyoruz, biliyoruz ama yargılayamıyoruz. CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına tabi olmaması yönündeki yasa teklifinin AKP’nin oylarıyla gündeme dahi alınmaması sonucunda 13 Mart 2012’de Sivas Davası düştü. CHP, BDP ve hatta MHP’nin kabul oylarına rağmen 17 kez oylarıyla faili meçhul cinayetler için Araştırma Komisyonu kurulmasını reddeden AKP, vicdanlarımızda Sivas’ın faillerini koruyanlar olarak hak ettiği yeri bulacak. Son olarak, siyasal iktidarların yargı yapılanması olarak görev alanını daha da belirginleştiren ve sayısız davada modern ceza hukukun temeli sayılan masumiyet karinesini görmezden gelen HSYK’nın Başkanvekili “müjde”yi vermişti: “Zamanaşımı tüm modern ceza hukukunda olan bir uygulama. Bu saatten sonra yapılacak fazla bir şey yok.”

Peki, gerçekten bu saatten sonra yapacak bir şey yok mu? Özge Mumcu’nun araştırması ipucundan da fazlasını sağlıyor bu sorunun yanıtı için: Sanık avukatlarının beşi halen, üçü eski olmak üzere sekizi AKP’nin milletvekili ve biri de Abdullah Gül tarafından atanan Anayasa Mahkemesi Üyesi. Gerçekçi olup ikincisi ile uygulamada daha da ağırlaştırıldığını gördüğümüz 12 Eylül Anayasası’nı, mevcut parlamenter siyasi hegemonyayı, sanık avukatlarının bugünkü siyasi pozisyonlarını ve AKP’nin ısrarlı korumacı yaklaşımını göz önüne aldığımızda, kurulu Yasama-Yargı-Yürütme düzeninden medet ummanın “Yetmez Ama Evet” naifliğiyle eşdeğer olduğunu görmeliyiz. Gerçekten de TBMM, TCK, HSYK vs. gibi içinde devletin yer aldığı her türlü kısaltmanın kurumları üzerinden düşündükçe yapacak bir şey yok.

İşte tam da burada, biz vicdan sahiplerine bir Russell lazım. Üyeleri arasında Simone de Beauvoir ile Mehmet Ali Aybar gibi sayısız eylem ve düşün insanı bulunan, Bertrand Russell ve Jean-Paul Sartre’nın öncülüğünde 1966’da kurulup 1967’de oturumları gerçekleştirilen Russell Mahkemesi, Sivas için farklı bir perspektif sunabilir. Vietnam'da ABD tarafından işlenen savaş suçlarını araştırmak ve dünyaya duyurmak amacı ile kurulan mahkeme için Russell şöyle diyordu: “Bizler yargıç değiliz. Bizler tanığız. Görevimiz insanoğlunun bu korkunç suçların tanıklığını üstlenmesini sağlamak ve insanlığı Vietnam'da adaletin safında birleştirmektir.” ABD hükümetinin Vietnam halkına karşı soykırım yapmaktan suçlu bulunduğu Russell Mahkemesi, ABD’de önyargılı ve gösteri amaçlı bir oluşum olarak algılanıp görmezden gelinmeye çalışılsa da uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırmıştı. Türkiye demokratik kamuoyunun, insanlığı Sivas’ta adaletin safında birleştirecek gelenek, yetenek ve gücü mevcuttur. Sivas’ın küllerini soğutmamak için denemeye değmez mi?

14 Mart 2012 / Birgün