Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Sivas Davası: AKP Tipi "Yüzleşmede" Zaman Aşımı - Ruken Uyar

Sivas Davası: AKP Tipi "Yüzleşmede" Zaman Aşımı - Ruken Uyar

Moğolların ardından bir Abbasi bilgini şöyle yazıyordu: “Geldiler, boğazladılar, yaktılar ve gittiler.” Bu kelimeler 2 Temmuz 1993'te olan biteni de gayet serinkanlı bir tonda özetliyor aslında. 19 yıl önce Madımak Oteli’ni saran alevlerden esirgedikleri suyu bugün Ankara adliyesi önünde katliam kurbanlarının ailelerine gani gani dağıtan yüce devlet anlayışı sayesinde “sıradan” cellatlar, polis ve savcılık tarafından aranırken askerlik yapanlar, cezaevinde çocuk sahibi olanlar ellerini kollarını sallayarak gidiyorlar. Muhtemelen AKP'ye demokrat payesi biçenler dışında kimse Ankara’daki adliyeden bir adalet kırıntısı dahi beklemiyordu. Ne de olsa devlette devamlılık esastır.

Televizyonlardan canlı yayınlanan ilk katliamımızın her zamanki “dış mihrakların” bir provokasyonu olduğunu düşünenler akşamları evde çocuklarını seven kendi halinde esnafların ya da lise ve ortaokul öğrencilerinin insanları diri diri yakmalarına, devletin maaşlı itfaiye memurlarının yanan otelden “yanlışlıkla” kurtardıkları insanları linç etme girişimlerine, katliam sonrası aileleri DGM’lere çağırıp, “çocuğunuz niye oteldeydi” gibi aşağılayıcı sorularına açıklama getiremiyorlar. Hannah Arendt, Holokost ve tarihte yaşanmış diğer birçok katliamı tariflerken “kötülüğün sıradanlığı” kavramını kullanır. Arendt’e göre bu tür katliamlar sadece birtakım gözü dönmüş cani ve fanatikler tarafından gerçekleştirilmez, devletin aklını kabul eden ve kendi hareketlerini bu akıl içinde “normal” addeden sıradan insanlar bu katliamlarda büyük rol oynarlar, kötülük artık sıradanlaşmıştır.

Bu ülkenin de Dersim’den Sivas’a, Hrant Dink’ten Uludere’ye kadar adeta sıradanlaşmış bir siyasal katliam ve cinayet kültürü vardır. En milliyetçi-muhafazakârından liberaline kadar Türk sağının bütün kesimlerinin ülkede işlenen her insanlık suçundan sonra dillerine pelesenk ettikleri komplo ve provokasyonları aydınlatılmasının anlamı katliamcıları oluşturan bileşenlerin açığa çıkarılmasından başka bir şey değildir. Dersim katliamından 33 Kurşun vakasına, Erdal Eren’in idamından 12 Eylül darbesine kadar Türkiye’nin karanlık geçmişiyle her düzeyde hesaplaştığını iddia eden AKP, “insanlık suçu” tanımının karara geçmesine rağmen Sivas Katliamı davasının zaman aşımından düşmesini neden “hayırlara vesile” olarak görmektedir? Geçmişte yaşanan mücadeleleri içinde cereyan ettiği siyasal bağlam ve hâlihazırda süren tahakküm ilişkilerinden kopararak, deyim yerindeyse bir “bellek yağmasına” girişen AKP’nin Sivas katliamıyla, CHP ve Kürt hareketi gibi bugünkü siyasi muarızlarını alt etmeyi hedefleyen bir pespayelik düzeyinde bile hesaplaşabilmesi mümkün değildir. Zira 19 yıl önce Sivas katliamını tertipleyenler, göz yumanlar, suçluları saklayanlar ve “insanlık suçunun” sabit görüldüğü davayı zaman aşımından düşürenler AKP’nin üyeleri, yöneticileri, polisi, bürokratları ve neredeyse tepeden tırnağa ele geçirmiş olduğu yargısıdır. Sivas katliamın faili bugün AKP’de cisimleşmiş milliyetçi-muhafazakâr koalisyonun ta kendisidir.

Dolayısıyla iktidar partisinin hâlihazırda küpünün dibinde yatan ölülerin faillerini kollamasında şaşılacak bir şey yok. Tıpkı davanın düşmesinin ardından “hayırlı olsun” diyen ülkenin Menderes’ten sonraki “ikinci demokrat” Başbakanına şaşırmamak gerektiği gibi. Zaten Müslümanlar tarihte hiçbir zaman katliama da bulaşmamışlardı. Tesadüf müdür bilinmez ama birilerine de 1980 öncesinde faşist terör esnasında “sağcılar adam öldürüyor” dedirtememiştik. Derdimiz ne onların ağzından çıkacak bir özür, ne de gerçeği kabul etmeleridir.  İlk defa böyle kararlarla karşılaşmıyoruz, görünen o ki bu sonuncu da olmayacak.  Bu acıları biraz olsun dindirmek ise ezilenlerin yan yana, omuz omuza her tür zulme karşı direnmeleriyle mümkün olacaktır.

14 Mart 2012 / sdyeniyol.org