Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Sinirler bozuluyor - Murat Yetkin

Sinirler bozuluyor - Murat Yetkin

Muhalefet cephesindeki taktik belli. MHP zaten her türlü pazarlığa kapalı, Genel Kurul’a giriyor, oylamalara tam kadro katılıyor ve hayır oyu veriyor.
CHP, BDP ve DSP’li vekiller, Genel Kurul’a katılıyor, onlar da MHP’liler gibi AK Partililerle ve AK Partilileri kayırmakla, ya da kendilerine hasım gibi davranmakla suçladıkları Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ile çatır çatır tartışıyor ama oylama sırasında kulise çıkıyor, katılmıyorlar.
Amaç belli: AK Parti’yi kendi derdiyle baş başa bırakmak. Muhalefetin bu taktiği aslında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın  iki hafta kadar önce yalnızca AK Parti’den değil MHP ve CHP’den de fire beklediği (hatta Arınç 20-25 tahmininde bulunmuştu) yolundaki sözleri akla getiriyor.
Gerçi Arınç siyasi tecrübesiyle bu tahmini ‘oylamaya katılırlarsa fire verebilirler’ şartına bağlamıştı.
CHP oylamaya katılmayarak Arınç’ı haklı çıkarmış görünebilir. BDP’liler de, AK Partililerin (hatta iktidar kanadından iyi haber alan meslektaşların iddiasıyla ‘7-8 kabul oyu çıkar’) yorumlarına meydan vermemek için, CHP’nin örneğini izleyip oylamaya girmiyorlar. DSP’liler de aynı şekilde seçim barajı-Hazine yardımı pazarlığı yaptıkları görüntüsüne düşmek istemiyorlar (ki konumuz değil ama, bu bir sonraki seçimde DSP’lilerin yine CHP listesinden aday gösterilebileceği yorumlarına göz kırpan bir gelişme).
MHP ise, adeta bir meydan okuma olarak gördüğü bu tür tahminlerin üzerine üzerine gidiyor. Devlet Bahçeli, grubunu tam kadro sıralara oturtarak fire vermediğini gösteriyor. Tabii, ikinci turda diğer partiler de oylamaya giderse, grup kararı söz konusu olmadığı durumda oylama kim vurduya gidebilir. Ama bu yalnızca MHP için değil, her parti için, AK Parti için de geçerli.
Bu durum, daha bir kaç hafta önce ‘Neden 367 olmasın?’ sorularının  sorulduğu, hesaplarının yapıldığı AK Parti grubuna, artık iyiden iyiye referandum için gereken 330 oyun altına düşmeme endişesinin hakim olmasına yol açıyor.
İşte AK Parti’de tansiyonu yükselten bu ‘kendi derdiyle baş başa kalma’ durumu.

Erdoğan kararlı ama...
Başbakan Erdoğan’ın sinirlerini geren, dolayısıyla AK Parti grubunu da geren işte bu durum.
Anayasa değişikliğinde maddelere geçiş oylamasında iki milletvekilinin Genel Kurul’da olmamasının nasıl paniğe yol açtığı görüldü.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman’ın Ermeni soykırımı tasarısı için yürüttüğü skandal oylamaya ara verip koridorlarda Türkiye karşıtı oy araması gibi, AK Partililer kayıp arkadaşlarını aradılar. (Bu arada Anayasa işine daldığımız için unuttuğumuz 24 Nisan’a 2 gün kaldığını hatırlayalım.)
Sonunda kayıp AK Partili vekillerden birisi verdiği zorunlu arada bulundu, geldi oyunu
kullandı, diğerinin ise o sırada kulisin bir köşesinde gözlerini dinlendirdiği için oylamayı kaçırdığı sonradan anlaşıldı.
Enerji Bakanı Taner Yıldız’a yönelik Kayseri’deki saldırı, siyasete şiddetin karışması bakımından CHP lideri Deniz Baykal’a Van’da, eski DTP lideri Ahmet Türk’e Samsun’da yapılan saldırı sonrası üzücü bir örnek daha oldu.
Meclis’teki gerilim kadar, sokaktaki gerilim de açığa çıkıyor. Kürt açılımındaki yanlış uygulamanın gerilimi artırdığını söyleyen Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in sözleri geliyor akla.
Ancak acaba Başbakan Erdoğan’ın aklından ‘Ben Ankara’dan ayrılmayın demedim mi?
Ya başına oylamaya katılmasına engel olacak bir şeyler gelseydi?’ gibi bir soru geçmiş midir, Yıldız’a geçmiş olsun dilerken?
Durum o kadar hassas ki, hani birkaç AK Parti milletvekilinin yediklerinden topluca
midesi bozulsa Anayasa değişiklikleri kısmen, ya da tamamen yatabilir.
Başbakan’ın bir güne indirdiği İtalya gezisini yeniden ertelemesi, durumun ciddiyetinin
fazlasıyla farkında olduğunun, aynı zamanda kararlılığının göstergesi. (AK Partililere
uygulanan sıkıyönetimin tek istisnası, muhtemelen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu.)
AK Partililerin sinirleri, bir yandan Erdoğan’ın üzerlerindeki sıkıyönetimi, diğer yandan muhalefetle kavgaları ve uykusuzluk, yorgunluk nedeniyle ne kadar çelik gibi kalır, daha önemlisi fireye yol açar mı? Kestirmek güç.
Gerçi Başbakan kararlı. Kararlı ama, işte o ‘ama’ yok mu? Mesele onda...

22 Nisan 2010/ Radikal

{jcomments on}