Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Referandumda kaldıraç: Kriz korkusu - Uğur Gürses

Referandumda kaldıraç: Kriz korkusu - Uğur Gürses

Bu hafta sonu Türkiye referanduma gidiyor. İktidar partisi tarafından mutabakatsız bir girişimle hazırlanan anayasa değişikliği halk-oylamasına sunuluyor. Partilerin propaganda dönemindeki faaliyetlerinde, birbirleri ile atışmalarına tanık olduk. İktidar partisinin bazı kesimlere ‘oyunuzu, tavrınızı açıklayın’ baskısına da. Ama en tuhafı, Başbakan Erdoğan’ın halkı ‘kriz korkusuyla terbiye ederek yönetme’ çabası idi. Başbakan Erdoğan, TV8’de Haluk Şahin’in sunduğu programa katılarak yaptığı söyleşide, 12 Eylül’deki referandumda  ‘hayır ’ çıkması  halinde, ekonomide de ‘travma olacağını’ söyledi.
Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da ‘krizle terbiye’ söylemine ‘cephane’ taşımaya katılıverdi. O Babacan ki, kabinenin ekonomi dümenini tuttuğu düşünülürken mali kural konusunda sözler verip, sonra da kamuoyuna karşı mahcup duruma düşmüştü. Neydi? IMF sonrasının yeni ekonomi çapası mali kural olacaktı. Böylece ekonomimiz güçlü bir çapaya sahip olacaktı. Sonra 2011’de olmayacağı ortaya çıktı. Kimsenin aklına “mali kural olmazsa krize gireriz” düşüncesi gelmedi.

Kanal 24’te Hakan Çelik’in sorularını ‘ekonomiden sorumlu bakan’ sıfatıyla yanıtlayan Ali Babacan, ‘felaket promosyonu’ yapmakta hiçbir sakınca görmüyordu. Bakan Babacan, referandumdan ‘hayır’ çıkması halinde, ‘yatırımcılara, tavsiyelerde bulunan bu yatırımcılara yön veren ekonomi analizi yapan kuruluşların’ istisnasız bir şekilde bütün raporların da “ekonomi açısından Türkiye’ye sonuçları olumsuz olacaktır ” dediklerini aktarıyordu. Babacan devam ediyor: “Japonya’nın en büyük kuruluşlarından bir tanesinin bir raporu yayımlandı yine, aynı şeyi söylüyor. Yani Türkiye’deki varlık değerleri, Türkiye’deki faizler şunlar bunlar eğer evet çıkarsa daha iyiye gidecek, hayır çıkarsa daha kötüye gidecek”. Yetmedi mi, devam ediyor: “Şimdi şöyle: Yani hayır çıkma durumunda, hani Türkiye yeni bir krize sürüklenir mi, şu bu falan filan, yani belki o noktaya gitmez. Ama Türkiye çok önemli bir fırsatı kaçırır”.

Ekonominin dümenindeki bir bakan, olası bir ‘hayır’ sonucu halinde ‘kriz çıkması’ halini uzak bir olasılık olarak gördüğünü söylemiyor. Ekonominin güçlü yanlarına atıfta bulunmuyor.

Yani, ilgili bakana göre kabul etmemiz gereken ana senaryo ‘krize gitme durumu’!

Peki, ‘Evet’ çıkarsa? Babacan bu durum için makul ve gerçekçi yaklaşıyor: “Dolayısıyla yani evet çıktığında birdenbire hani böyle çok daha iyiye bir sıçrama, şu bu falan filan belki o kadar olmayabilir hemen. Ama bunun orta, uzun vadede sonuçlarını görürüz”.

Kabine üyelerinin ‘evet’ sonucunu arzu etmelerinde tuhaf bir durum yok. Bu çok doğal. Ama çeşitli kuruluşlara, “evet cephesinde” yer almaları için iktidar ‘sopasını’ göstererek baskı yapmaları, kamuoyunu “evet çıkmazsa ekonomi krize girer” diyerek korkutmaları normal bir durum değil. Hele bunu, ekonominin dümenini elde tutanların yapması anlaşılır gibi değil.

Referandumda ‘hayır’ çıkması halinde ekonomide ‘travma’ olacağını söyleyecek son kişi ekonomiden sorumlu bakan olmalıydı.

Referandum sonucu; her iki halde de, mali piyasalarda dalgalanma yaratabilir. Bunlar her önemli politik gelişmeden sonra tanık olduğumuz bir durum. Ancak, referandumdan çıkacak olası bir ‘hayır’ sonucu halinde; mali piyasalarda ve de nihai olarak ekonomide herhangi ‘travma’ hali ortaya çıkmasını beklemeyelim.
Yakın tarihte; 2003’te, 1 Mart tezkeresinin Meclis’te görüşülmesi öncesinde de, “Tezkere geçmezse dolar 2 milyon olur, kriz çıkar” diyenler çıkmamış mıydı?

Ne tezkere geçti ne kur 2 milyon oldu ne de kriz çıktı.

Referandumda ‘kriz korkusu kaldıracı’ arayışında olan politikacıların, bekledikleri kriz ya da ‘travma’ olmazsa bir kez daha mahcup olacakları çok açık. Ama ya sonrasında ‘yönetecekleri’ ne kalacak?

İyi bayramlar dileğiyle.

8 Eylül 2010/Radikal

{jcomments on}