AKP pasifikasyon politikası izliyor. Yürüttüğü politikalarla Kürt halkını ve demokratik güçleri sindirmeye çalışıyor. Yaptığı her şey buna hizmet ediyor.
Aslında AKP de değil, onun arkasındaki güçler böyle bir politika izliyorlar. Topluma karşı oldukça planlı ve örgütlenmiş bir psikolojik savaş yürütülüyor. Adeta bu tehlikeli savaş planında herkesin rolleri dağıtılmış ve sahipleri de kendilerine verilen rolü oynuyor.
AKP, CHP-MHP, Genelkurmay ve yargı arasında yaşananları başka türlü anlamak ve ifade etmek mümkün değildir. Aralarında bir iktidar savaşımının olduğu söylenebilir. Elbette bu hatalı değildir ve böyle bir savaşım vardır. Ancak bu işin bir yanıdır, madalyonun bir yüzüdür. Bir de madalyonun diğer yüzü vardır. O da bu güçler arasındaki savaşımın bir merkezden planlanıp yürütüldüğünü ve toplumu aldatmak için yapılan bir danışıklı dövüş olduğunu göstermektedir.
Dikkat edilirse, AKP ile CHP ve MHP arasındaki mücadele hiçbir kural ve ölçüye sığmamaktadır. Birbirlerine sokakta söylenmeyen türden sözleri rahatlıkla söylemektedirler. Ancak bir anda sanki hiçbir şey olmamış gibi uzlaşma yaklaşımı içine de girebilmektedirler. Bütün bunların gündem oluşturmaya ve toplumun nabzını tutmaya dönük girişimler olduğu tartışmasızdır.
Bunların yetmediği yerde Genelkurmay devreye girmektedir. Sert tutum ve tehditle adeta toplumu bu güçlere mecbur ve mahkum kılmaya çalışmaktadır. Buna 'ölümü gösterip sıtmaya razı etmek' de denilebilir. Genelkurmay'ın yetmediği yerde ise yargı devreye girmektedir. Tutuklama ve ağır cezalarla insanlar umutsuz ve amaçsız kılınmak istenmektedir.
Dikkatle bakılırsa Kürtlere ve demokratik güçlere yönelik böyle planlı bir sindirme politikasının izlendiği rahatlıkla görülebilir. Örneğin, 29 Mart yerel seçimleri ardından sert polis saldırıları ve 14 Nisan operasyonu geliştirildi. Bu, halkın umudunu ve coşkusunu, kendine artan güveni kırmaya dönük bir saldırıydı. Nitekim bu saldırı belli bir rol oynadıktan ve fazlasının tepki yaratacağı açığa çıktıktan sonra sahte açılım politikasını gündeme getirdiler.
Sahte açılım politikası, baskıyla zorlanan kitleleri kandırıp etki altına alabilmek için geliştirilen bir psikolojik girişimdi. Ne var ki Kürtler bu girişimi ciddiye alıp bir yol haritası ile somutlaştırmaya yönelince ve Habur'dan Barış Gruplarının giriş coşkusu yaşanınca psikolojik savaş tersine döndü. Bunun üzerine 11 Aralık'ta DTP'nin kapatılması ve 24 Aralık tutuklamalarıyla devam eden süreç geliştirildi.
AKP söylemde açıldıkça DTP kapatıldı, Kürtler ve demokratik güçler tutuklanıp zindanlara dolduruldular. Bu biçimde Kürtlerin ve demokratik güçlerin umudu ve başarıya inancı yeniden kırılmak istendi. Bu sahte açılımın birinci seansıydı.
Kürtler ve demokratik güçler sahte açılım oyunlarına inanmadıkları gibi, bu baskı ve tutuklamalara da boyun eğmediler. Tüm bunlara karşı yiğitçe direndiler. Ve bu direniş Newroz kutlamalarında doruğa ulaştı. İşte bunun üzerine, pasifikasyon amaçlı planlı saldırının yeni bir aşaması devreye konmaya başlandı.
Bu da sahte açılım sürecinin ikinci dönemi oluyor. AKP yalan sözlerle açıldıkça Kürtler ve demokratik güçler fiili saldırıya ve hakarete uğruyor. Göz korkutmak amaçlı yargısız infazlar yeniden devreye konuyor. Tanınan şahsiyetlere yönelik yumruklu-küfürlü saldırılar yapılıyor. Vurup öldürülenlerin cesetleri basın önünde sokakta sürükleniyor. Çocuklar analarının elinden alınıp ezilerek adliyeye götürülüyor. Vb.
Bütün bunların pasifikasyon amaçlı yapıldığı tartışmasızdır. Bu tür olaylarla toplumun umudu ve güveni kırılmaya çalışılıyor. Onuru ve şerefi zedelenmek isteniyor. Çaresiz kılınarak özgürlük ve demokrasi mücadelesinden vazgeçer hale getirilmek isteniyor. Kısaca insanlar umutsuz ve çaresiz kılınmaya, toplum sindirilmeye çalışılıyor.
Bunun çok planlı bir psikolojik savaş olduğu açıktır. Bu biçimde umutsuz ve çaresiz kılınan insanların önüne mevcut ortaoyunu konuyor. Deniyor ki, hangisini beğenirsen ondan ol!
Sindirme amaçlı bu psikolojik savaşta herkesin bir rolü var, herkese özgün bir rol oynatılıyor. Kitleler bu biçimde hem aldatılmaya ve hem de sindirilmeye çalışılıyor.
Psikolojik savaş tehlikeli bir savaş türüdür. Bir toplum üzerinde pasifikasyon politikası uygulanması tehlikelidir. Burada tehlike iki yönlü ortaya çıkar. Birincisi, aldatma amaçlı danışıklı dövüş gerçek bir mücadeleymiş gibi sanılarak insanlar açısından aldatıcı olabilir. Bu biçimde toplumu etkileyerek taraftar bulabilir. Bu da toplumun mücadele gücünün zayıflamasına ve pasifikasyonun gerçekleşmesine yol açar.
İkincisi ise, eğer dikkatli olunmazsa, psikolojik savaş istemese de insanlara kendi amaçları doğrultusunda rol oynatır. Bugün Kürtleri ve demokratik güçleri sindirme amaçlı yürütülen psikolojik savaş, başta AKP ve CHP-MHP olmak üzere Genelkurmay, yargı, medya gibi herkese bir rol biçmiştir ve bu rolü oynatmaktadır. Bununla birlikte bazı Kürtlere ve sol çevrelere de bu psikolojik savaş kapsamında rol oynatmak istemektedir.
Herkesin bu gerçeği iyi görmesi ve her an duruşunu ve eylemini doğru kılması gerekir. Yoksa kendi isteği dışında bile karşıt amaçlar doğrultusunda kullanılabilir. Barış ve demokrasi mücadelesi verdiğini sanırken, insan sindirme politikasının aracı haline gelebilir.
Bu durumlara düşmemek, pasifikasyonun bir ucu haline gelmemek, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde her zaman tutarlı bir duruş içinde olmayı başarmak gerekir.
26 Nisan 2010/Günlük
{jcomments on}