Oğuzhan Müftüoğlu ile AKP’nin mağduriyet kozuyla birlikte sunduğu anayasa değişiklik paketini konuştuk. AKP’nin yeni sermaye düzeninin anayasal ve hukuki dayanaklarını güçlendirmeye yönelik düzenlemeler yapma amacında olduğunu vurgulayarak, “Araya 12 Eylül anayasasındaki artık pek önemi kalmamış (15. madde gibi) bazı unsurlar katarak ortaya attıkları 12 Eylül ile hesaplaşma iddiası da yaptıkları işin esasını perdelemeye yarıyor” diyor.
» AKP anayasa paketini ‘12 Eylül ile hesaplaşma’ olarak sunuyor. Anayasa paketinin böyle bir gerçekliği var mı?
Bu konuyu tartışmaya geçmeden önce şu hususun altının önemle çizilmesi gerekiyor; AKP tarafından gündeme getirilen kısmi anayasa değişiklikleri Türkiye’nin içine sokulduğu, bir yanı serbest piyasacı, diğer yanı ılımlı İslamcı yeni sermaye düzeninin anayasal ve hukuki dayanaklarını güçlendirmeye yönelik düzenlemelerdir.
Türkiye bu sürece 24 Ocak kararları arkasından gelen 12 Eylül ile birlikte sokuldu. Turgut Özal ve ANAP hükümetleri dönemindeki uygulamalar yaklaşık on yıldır AKP iktidarı döneminde derinleştirilerek devam ediyor. Dünya kapitalist sisteminin yeni yönelimleri doğrultusundaki bu ‘yeni’ serbest piyasacılık düzeninin ihtiyaçlarına göre hukuki yapılarda kısmi düzenlemeler yapılıyor. İşin aslı bundan ibarettir.
İktidar çevreleri bu düzenlemeleri bir değişim ve yenileşme, 12 Eylül ile bir hesaplaşma gibi göstermeye çalışıyor. Bu şekilde Cumhuriyetin bu güne kadar birikmiş sorunlarına ve baskıcı yapılanmasına karşı halk kitlelerinde var olan hoşnutsuzluğu ve tepkileri arkalarına alarak pasifize etmeye çalışıyorlar.
Bu aslında egemen sınıflara ait bir yönetme ilkesidir. Gerçekte sadece dayandıkları egemen sınıf azınlığının çıkarları için yürüttükleri siyasetlerin bütün toplumun genel çıkarlarına uygun olduğu şeklinde bir görüntü yaratmaya çalışırlar. Ancak bu sayede yoksul halk kitleleri üzerinde sağladıkları ideolojik hegemonyaya dayanarak iktidarlarını sürdürebilirler.
Kabul etmek gerekir ki AKP iktidarı bu konuda oldukça başarılıdır. Özellikle aydın çevreler arasında yaygınlık kazanan liberal kafa karışıklıkları bu konuda onlara büyük kolaylık sağlıyor. Bu sayede emperyalist-kapitalist sistemin, büyük sermaye güçlerinin ihtiyaçları yönündeki icraatlarını halkın çıkarları doğrultusunda demokratik bir değişim süreci olarak gösterebiliyorlar. Araya 12 Eylül anayasasındaki artık pek önemi kalmamış (15. madde gibi) bazı unsurlar katarak ortaya attıkları 12 Eylül ile hesaplaşma iddiası da yaptıkları işin esasını perdelemeye yarıyor.
»Bazı ‘sol’ partiler ve çevreler AKP’nin anayasa değişikliğini olumlu bir gelişme olarak görüyorlar ve “yetmez ama evet” diye bir tutum içindeler. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Yetmez ama evet” ne demek? “AKP yeterli olmasa da aslında iyi şeyler yapıyor, bu yüzden evet” demekten başka bir manası var mı? Hiç kimse “biz 15. maddedeki değişiklikten bahsediyoruz, 12 Eylül anayasasındaki değişikliklerin yetersizliğinden bahsediyoruz” demeye kalkmasın. (Yapılan değişikliklerin 12 Eylül ile hesaplaşma amacıyla yapıldığına inanacak kadar budala olduklarını doğrusu biz bile kabul edemeyiz.)
İktidarların kuyruğuna takılmak denilen şey zaten ancak böyle yapılabilir. “Tabii eksik, tabii hataları var ama…” diyerek yapılır. Her şey doğru diyecek olsalar zaten AKP’li olmuş olurlardı.
AKP’nin bazı anayasa maddeleri üzerindeki düzenlemelerinin, onun tarafından uygulanan neo liberal politikalardan da, tamamen emperyalizmin bölge politikalarına entegre olmuş sözde açılım politikalarından ayrı düşünülemez. Bu yüzden “yetmez ama evet” demenin, gerçekte AKP’nin bu politikalarına evet demekten başka bir manası da olamaz.
Anayasa değişiklik paketinin içeriği dikkatle incelendiğinde de bu gerçek çok açık olarak görülecektir. İbrahim Kaboğlu’nun BirGün gazetesindeki yazılarında da, bu paketin 12 Eylül ile hesaplaşmak şöyle dursun, onu kısmen düzelterek sürdürmekten başka bir manası olmadığı çok güzel bir şekilde açıklandı. Gene Aziz Çelik BirGün gazetesindeki yazılarında günlerdir bas bas bağırıyor: “AKP’nin anayasa paketinde kamu çalışanlarına grev hakkı yasaklanıyor” diye! Beyefendiler de “Evet ama, yetmez” diyorlar!
Evetçi liberal cephenin bir başka argümanı, Anayasa paketinin ‘askeri vesayet rejiminde önemli bir delik açılmış olduğu’ iddiasıdır. Bu şekilde darbeciliğe önemli bir darbe vuruluyormuş! Ülkemizdeki siyasal rejimi ‘askeri vesayet olarak’ tanımlamanın asıl sakatlığı devlet yapısına egemen olan büyük sermaye güçleriyle emperyalizmi saklamasıdır, darbelerin arkasındaki büyük sermaye güçlerini, emperyalizmin varlığını yok sayması, her şeyi 3-5 askerin yaptığı yanılgısı yaratmasıdır. 12 Eylül’de ABD Başkanına “sizin çocuklar yaptı” diye haber verilirken veya ülkemizdeki en büyük sermaye örgütünün sözcüsünün “şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” derken açığa vurduğu bir gerçeklik” ‘askeri vesayet rejimi’ gibi bir kavramla bulanıklaştırılıyor.
12 Eylül darbesinin kendisi gibi, 12 Eylül anayasası da asıl olarak o günkü kapitalist düzenin ihtiyaçları doğrultusunda, bizzat büyük sermaye örgütlerinin temsilcilerinin talimatlarına uygun olarak siviller tarafından hazırlanmıştır.
Bugünkü AKP tarafından gündeme sokulan düzenlemeler de 12 Eylül anayasasının devamı niteliğindedir ve aynı şekilde bugünkü kapitalist düzenin yeni ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu yüzden AKP’nin anayasa paketine hayır demenin 12 Eylül anayasasına evet demek olduğunu iddia etmenin hiçbir mantığı yoktur. Tam tersine, bu gün AKP’nin anayasa paketine evet demek, bu ufak tefek düzeltmelerle birlikte 12 Eylül Anayasası’na da evet demek, onu düzeltilmiş şekliyle bir kez daha onaylamak anlamına gelebilecektir.
Bu nedenle 12 Eylül’de oylanacak olan şey AKP eliyle yürütülen neo liberal yeni düzenin kendisinden başka bir şey değildir. AKP politikalarına ve ülkenin içine sokulduğu bu yeni düzene gerçekten samimiyetle inananlar için elbette fazla bir şey söyleyemem. Ama “evet diyelim de AKP’nin değişim silahını elinden alalım” diye kafa karıştırmaya çalışanların AKP iktidarını haklı çıkarma adına aklın sınırlarını gerçekten çok fazla zorladıklarını düşünüyorum. Bu konuda bazılarının içine düştüğü durum ise, en azından geldikleri yer açısından, utanç vericidir.
»Boykot önerisi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Boykot elbette bazen bir protesto eylemi olarak düşünülebilir. Ama bugünkü koşullarda boykot tavrının öznel niyetimizden bağımsız olarak AKP politikalarına dolaylı bir destek sonucu doğurabileceğini düşünüyorum. Çünkü boykot veya geçersiz oylar hesaba katılmayacağı yani yok sayılacağı için, oransal olarak ‘evet’ tarafının ağırlığı artacaktır, ki bu da AKP politikalarına güç verir.
12 Eylül’de yapılacak anayasa oylaması, kafaların karıştırılarak halkın aldatılmasına karşı AKP tarafından yürütülen neo liberal politikaların gerçek yüzünün sergilenmesinin bir zemini olarak görülmelidir.
1 Ağustos 2010/ Birgün
{jcomments on}