Tutuklu 22 “Hopa eşkıyası” ilk duruşmalarına götürülmek için cezaevi araçlarına bindirilirken Ankara’nın üzerine de lapa lapa kar yağmaya başlamıştı. Kar, şehrin orasından burasından Ankara Adliye’sine yürüyenlerin üzerine yağsa da, şimdilerde asıl ıslanan adalet sistemi memleketin.
Yağan kar içerdeki “eşkıyalar”la dayanışmak için Adliye önünde toplananlara dokunmadı pek. Neden derseniz; eşkıyalar daha da çoğalıp çeşitlenerek, başkentin göbeğinde Adliye Sarayı’nın kapısına dayanmıştı dün.
Öğrenci eşkıyalar, öğretmen eşkıyalar, doktor eşkıyalar, mühendis eşkıyalar, avukat eşkıyalar, sendikacı eşkıyalar, milletvekili eşkıyalar, eskimeyen eski eşkıyalar, genç eşkıyalar, yaşlı eşkıyalar, kadın eşkıyalar, gazeteci eşkıyalar; onların dernekleri, sendikaları, odaları, partileri adliye önündeydi.
ÖDP’lisi, TKP’lisi, SDP’lisi, Halkevcisi, CHP’lisi, BDP’lisi binlerce insan “hepimiz eşkıyayız” diye haykırarak; “Metin Lokumcu onurumuzdur”, “Her yer Hopa, her yer direniş” sloganları atarak yağan kara ve soğuğa aldırmadan beklediler içeridekileri.
Daha bir gün önce, saçlarını kestirmeleri örgüt kanıtı sayılarak içeri alınan öğrencilerle dayanışma için saçlarını kestirenlerin saçları da uzamış gibiydi sanki.
“Siz bizim sakalımızı tıraş ettiniz, kesilen sakal daha gür çıkar” gibi tarihi hikayelerle büyüyenler, şimdi şunu söylüyorlar: Kesilen saç da daha gür çıkar!
Dün adliyenin önünde toplananlar bunun kanıtıydı işte.
Milletvekili olup Ankara’ya taşındıktan sonra, başkentin eylem alanlarında da sahici duruşuyla dikilen sevgili Sırrı’nın (Süreyya Önder) sık kullandığı bir özdeyiş vardır: “Zulum ile abad olanın ahiri berbad olur.”
Zulüm aldı başını gidiyor memlekette. Bir tek o zulümden nasibini almayanlar iktidarı yağlayıp yıkamaktalar gece gündüz, gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından.
Durum artık yıkama yağlama kaldırmaz olduğundan mıdır nedir, bir yandan hala iktidarı umut olarak gösterirken bir yandan da “Ülkeyi ‘operasyoncular’ mı yönetecek?” diye sormaya başlayan “Radikaller”imiz oldu şimdi.“Türkiye’nin bir operasyonlar ülkesi haline geldiği şeklindeki değerlendirme (zinhar kendi değerlendirmeleri değil) yaygınlaşıyor. Sorunlu olduğu düşünülen kesimler ve kurumlar, çeşitli operasyonların odağı haline geliyorlar ve çözüm arayışı, bu operasyonların kapsamı içine sıkışıyor” demeye başladılar.
Altı aydır “silahlı terör örgütü” üyeliği suçlamasıyla yatırılan çocuklar için gösterilen kanıtlara bakın: Kitap, bayrak sopası, şemsiye, puşi…
O puşi ne büyük bir kanıtmış ki, Cihan Kırmızıgül, boynuna bağladığı için hala “terörist” diye içeride tutuluyor, salınmıyor.
Memlekette bir gün içinde duyduklarınızı alt alta koyun, “zulümle abad olma” gayretlerinin nerelere vardığını ve “adalet”in ne hale geldiğini görürsünüz.
Elleri kelepçeliyken iki polis tarafından karakolda tekme tokat dövülen kadın… Fevziye Cengiz. O polisleri hırpalamaktan 6.5 yıl hapis istemiyle yargılanıyor, onu hırpalayan üniformasız polisler 1.5’ar yıl. Dayağa seyirci kalan üniformalı karakol polisine ise bir şey diyen yok.
İzmir Belediyesi’nde vergi denetimi yapıp belediyeyi suçlayanlar mahkeme tarafından “bilirkişi” atanıyorlar. Hazır suçluluğuna karar verilmiş kişilerin suçluluğunu bilen birileri varken, başkasına neden sorulsun ki!
Parasız eğitim isteyen öğrencisini 19 ay hapis yatıran, yargıladığı kişilerle davalı olmuş yargıcın yargılama yapmasında sakınca görmeyen, basılmamış kitabı toplayıp yazarını tutuklayan, o soruşturmayı açan savcıyı o tarafa bu soruşturmayı açan savcıyı bu tarafa yollayan bir adalet sistemi işte.
Öyle “radikal”, “marjinal”, “sistem karşıtı” denilen partilerden birinin değil, ana muhalefet partisinin başkanı, hem de bütçe görüşmelerinde tüm ülkenin gözlerinin içine baka baka “Yargı iktidarın arka bahçesi haline geldi” diyorsa bin kez düşünmek gerek.
Düşünecek olan da “mülk” sahipleridir. Ki onlar boşuna demediler “Adalet mülkün temelidir” diye.
Yoksa, kesilen saç daha gür çıkacaktır, nasılsa!
11 Aralık 2011/Birgün