İnsan, yaşarken belki de milyarlarca kez HAYIR diyor…
Şimdilerde HAYIR demek ise neredeyse suç işlemekmiş gibi algılatılmak isteniyor. Hem de, hükümet partisi eliyle…
Ama, onlar HAYIR ile HIYAR’ı karıştırdıkları için, en iyi bildikleri, itaatkar yolu EVET demeyi tercih ediyor…
Neymiş, 12 Eylül Anayasası’na HAYIR diyenler, bugün ‘’daha fazla özgürlük’’ ve ‘’darbecilerin yargılanması’’ için EVET demeliymiş, hadi oradan sermaye uşakları…
Bu kez denilecek EVET, unutulmamalıdır ki, 12 Eylül Anayasası’nın özünün değişmesini, yani mantığının kazınmasını olanaksız getirecek.
Öyleyse neden EVET diyelim…
12 Eylül döneminde, baskı ve zorbalıkla korkutulan halk, hazırlanan anayasaya evet derlerse cunta düzeninden kurtulunacakmış gibi düşündü.
Yani, HAYIR ile HIYAR’ı karıştırdı elinde olmadan.
Dolayısıyla, HAYIR yerine HIYAR’ın dayanılmaz cazibesinin ve besleyiciliğinin etkisiyle EVET dedi.
Ama, bu kez öyle olmayacak…
EVETçilerin ne dediği belli. Asıl önemli olan HAYIR cephesinde duranların ne dediği ve nasıl bir propaganda yürütecekleri…
Çünkü;
İşçi kökenli yurttaşların ağırlıkla yaşadığı Kocaeli dahil olmak üzere, 81 ilin tamamında ekonomiden dertli olmayan yok…
Son iki yıldır kriz bahanesiyle binlerce kişi işsiz kalmıştır…
Her ilde, özgürlüklerin kısıtlanması sorunu zaman zaman öne çıkar…
Hemen her ilde üniversite olmasına rağmen öğrencilerinin sorunları giderilememiş, eğitim piyasalarştırılmaktan kurtarılamamıştır…
Örnekler çoğaltılabilir…
Kentsel yaşam ve dinamikler açısından bakıldığında, sanki en fazla HAYIR oyunun Kocaeli’den çıkması gerekir gibi geliyor.
Çünkü;
Türkiye’nin çok sayıda prestij kuruluşu özel sektöre devredildiğinden beri çalışanları sürekli azaltıldı, kent açısından yarattığı katma değer neredeyse sıfırlandı…
SEKA kapatıldı, işsizlerin sayısı arttı, kent ekonomisinde dengeler bozuldu ve talan edilen arazisi yeşillendirilerek her şeyin üzeri örtülmeye çalışıldı…
İşsizlik dolayısıyla öfkeleri burnuna çıkan gençler, Derince’den İzmit’e yürüyüşler düzenledi…
Sermayenin sıkıştırması dolayısıyla iş güvenliği olmadan ve ne zaman işsiz kalacaklarını bilmeden çalışmak zorunda kalan işçiler, kilometrelerce yürüyüşler yaparak seslerini duyurmaya çalıştı…
Emekliler, yaşam mücadelesini bazen aç kalarak sürdürürken, hak arayışından vazgeçmedi…
Evsizler ve depremzedeler barınma hakkı mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Bu işi gündemin sıcak maddesi olarak tutabilmek için halen varını yoğunu ortaya koyuyor.
Bu kadar hareketin yaşandığı,
Kentsel dinamiklerin bu kadar hak arayışı içine girdiği,
İşçilerin, (sendikaları öncü olmasa bile) hak arayışı için fabrikalardan dışarı adım atmak gerektiğine inandıkları,
Sendikaların yönetiminde bulunanların, üyeleriyle birlikte işletmeleri sermayeye dar edeceklerine sermaye ile kolkola girip onları yani üye işçileri satmaktan çekinmediği,
Öğrencilerinin, fiziki anlamda rahat nefes alacağı söylendiği halde baskılar yüzünden en demokratik haklarını bile kullanamadıkları Bilim yuvası üniversitede, istihbaratçılık merakı yüzünden alanı korku filmleri platosuna dönüştürmeye çalışan akademik yönetime teslim edildiği,
Yoksulluğun (din ve itaat kültürünün yaygınlaştırılması sonucu) baskı altına alındığı, mücadele tercihini ortadan kaldırmak için de onu yaşayanların başka kanallardan beslendiği,
Nihayetinde;
Merkezi yapıyı ya da yerel idareyi temsil eden kadroların piyasacılık, gericilik ve Amerikancılık meselesinde birbiriyle yarışır hale geldiği bir kentte, HAYIR ile HIYAR’ın karıştırılması için çok fazla emek sarfetmelerine gerek olmadığını düşünüyorum.
Bunun oranının ne olduğunu anlamak için bir önceki yerel seçim sonuçlarına bakmak yeterli…
Peki 13 Eylül sabahı, Kocaeli ve Türkiye için ne olacak dersiniz ?
Hemen söyleyeyim…
İşçi sınıfı ve emekçiler, son 20 yılda yakalayamadıkları ama TEKEL direnişiyle varlığını yeniden hissettikleri örgütlenme ve mücadele azminden tamamen uzaklaştırılacak ve deyim yerindeyse koparılmak istenecektir.
Eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma hakkı için verilen mücadeleler, daha sert müdahalelerle bastırılmaya çalışılacak…
Öğrenciler, hak arayışlarını tırmandırmak isterken, eğitim haklarının bütünüyle ellerinden alındığı uygulamalarla karşılaşacak…
Yoksullar daha da yoksullaşıp cemaatlerin insafına terk edilmiş bir yaşam biçimi ile karşılaşıp, ‘’buna da şükür’’ diyecek hale getirilecek…
Ötesini mi ? Düşünmek bile istemiyorum.
Ama, HAYIR ile HIYAR’ı karıştırmanın bir bedeli elbette olacaktır…
On yıl sonra ‘’keşke HAYIR ile HIYAR’ı karıştırmasaydım. HAYIR deyip memleketi beladan kurtarsaydım, sonra da HIYAR üretimini artırıp ihracattan para kazanmanın yollarını arasaydım-arasaydık-diye hayıflanmayın.
Benden uyarması…
25 Temmuz 2010(Sol.org.tr
{jcomments on}