Özgürlükçü ve eşitlikçi' anayasa referandum kampanyası, Başbakan'ın 'milliyetçi, maço' açılımının da sahnesi oldu.
Miting meydanlarında gürleyen Başbakan'ın her mitinginde harbi üslubuyla pekiştirdiği otoriter-milliyetçi lisana, bakanları da kendini tutamayıp katkıda bulundular.
Mitinglerdeki 'kitleselliği', 'vatan, soy, kan, gen' gibi hassas noktalarından tutuşturan Başbakan'ın her söylediğine katıksız heyecanla 'evet' diye bağıran kalabalıklarla sahiden 'demokrasiye' mi gidiyoruz?
Yoksa neoliberal kapitalizmin bilediği eşitsizliği ve hıncı, milliyetçi hezeyanlarda uyuşturarak oy hesabı mı yapılıyor?
Ve bir millet projesi diye sunulan anayasa paketinin ardında totaliter-ırkçı bir rejimin ayak sesleri mi geliyor?
Çizilen kan hatları, gen haritaları, tepe tepe kullanılacak boy uzunlukları, sünnetsiz terörist ispiyonları inanç ve ırk ayrımcılığı ifadeleri olup yüksek perdeden savruluyor.
Türkiye Başbakan'ın 'Önemli olan soydur soy!' önermesiyle nasıl bir etnik hiyerarşi kurulduğunu kimse anlamadı mı?
Sonradan mecburen 'siyasi soy' kastedildiği açıklansa da soy soydu işte.
Devlet ideolojisinin vazgeçilemez soy üstünlüğü saplantısı Türk-Sünni kimliğiyle, siyasi rakipler aşağılanır, muhalifler sindirilir.
Çünkü milli diriliş ve milli ruh lügatinin popülizmle parçalanmaya başladığı yerde kitle coşkusu tavana vurur.
Ve 'ırk şuurunun' öncülüğünde kalabalıkların önünde 'soy özürlü unsurlar' sayılır, sıralanır ve hıyanetle eşleştirilir.
Bayıcı Türk, Kürt, Laz, Çerkez kardeşlik ve et tırnak klişesinin hükmü biter, baskıcı kimliklerinin performansı oya tahvil edilirdi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Kılıçdaroğlu'nun Tunceli mitingi ertesi Kılıçdaroğlu'na 'Gidip Tunceli'de göğsünü gere gere Tuncelili olduğunu söyledin ve Apo'nun affını istedin' dedi.
Göğsünü gere gere Tunceli'de Tuncelili olduğunu söylemenin Akdağ'a göre ne mahsuru vardı?
Başbakan da elverişli mevzuyu kaçırmadan Kılıçdaroğlu'nun Tunceli'deki genel afla ilgili açıklamalarına yüklendi.
İllaki 'Niye Tunceli'de bu açıklamayı yapıyor? Niye orada Dersim ifadesini kullanıyorsun' diyerek kitlelere Kılıçdaroğlu'nun Tunceliliğini bir kez daha ifşa edip orada 'genel aftan bahsetmesinin' esas nedenini (!) halka buldurmaya çalıştı.
Resmi tarihimizin otoriter rejiminin kapkaranlık kıyımına ev sahipliği yapan Dersim, 73 yıl sonra 12 Eylül'le yani darbeyle hesaplaşan anayasanın yapımcıları tarafından hala 'sakıncasını muhafaza' eder gibi işaret ediliyordu.
En son kitlesel coşturma Sincan'da yaşandı. Başbakan'ın Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'a atıfla 'Dedelerden talimat alarak atama dönemi bitti' demesiyle Alevi inancının dedelik müessesesi de yine resmi ağızdan payını almış oldu.
Statükocu devlet görüşünün 'genleri', Kürtlüğün ve de Aleviliğinin sistemdışı kimlik ilanını sektirmeden nesilden nesle iktidarlara aktarıyor.
Kitlelerde oluşturulan derin zihinde 'Kürtlük' ve 'Alevilik' bir arada gün ola lazım ola misali kazınıyor.
Anayasa referandumuna giderken şahlanan bu milliyetçi, ayrımcı hezeyanın halk nezdindeki karşılığının 'evet' oyu olacağı muhakkak.
Kürtlük ve Alevilik üzerinden sürdürülen gözünü karartmış oy avcılığı, 12 Eylül ideolojisinden kendini ayrıştıramıyor.
12 Eylül'ün en ağır mağdurları Kürtlük ve Alevilik, 'sivilleşen' ama daha da 'otoriterleşen' iktidarın menzilinde kalıyor.
Alevi fişlemek standart devlet icraatı ne de olsa.
Öte yandan bu kadar 'soy ve gen' ayrıştırmasından sonra dönüp milli kardeşlik, eşitlik ve özgürlükten devşirilmiş vaatlerle kimler ihya edilir?
Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 216. maddesinin yani ayrımcılık yasasının 1. ve 2. maddelerinin anayasal güvence altına alınmasında büyük yarar vardır.
2 Eylül 2010/Akşam
{jcomments on}