14 Mart 2010 tarihli “Agop’un Sözleri” başlıklı yazıda, haberi olmadığından, Agop’un 1915 olayına ilişkin sorularıma şaşırdığını, benim de buna şaşırdığımı yazmıştım. “Nasılsa ‘soykırım tartışmasının’ dalgaları bir süre sonra Ukrayna’ya da ulaşır. “ diye de devam etmiştim yazıya.
Kiev’de bir Ermeni soykırımı anıtı inşa edileceğini ve 24 Nisan’da bir grup Ermeni’nin gösteri yapacağını duyduğumda, “Dalgalar Ukrayna’ya ulaşmış da, haberim yok” diye düşündüm. Kiev’in Goloseyevski İlçesi’nde yapılması düşünülen anıt, Ukrayna’da yaşayan Türk işadamı ve öğrencilerin ve elbette ki Büyükelçiliğin girişimi ile iptal edildi. Türk Ukrayna İşadamları Derneği (TUİD) ile Uluslararası Türkiye Ukrayna Öğrenci Derneği (UTUOD), bu girişimlerde etkin çaba gösterdiler.
Harkov’un yakınlarındaki 60 bin nüfuslu İzüm (Üzüm!) şehri Belediye Meclisi’nin soykırımı tanıma kararı da iptal ettirilmişti. Bu iptal kararının alınması için, Kırım Azerbaycanlılar Derneği çok gayret göstermişti.
1915 yılında onbinlerce Ermeni, yaşadıkları topraklardan uzaklara sürüldü. Bu sürgün sırasında onbinlercesi öldü ya da öldürüldü. Bunun büyük bir trajedi olduğu açık. Aslında buraya kadar, o çok eleştirilen “resmi görüş” de dâhil, kimse pek de farklı düşünmüyor.
Tartışma, asıl bundan sonra başlıyor.
Bir tartışma konusu, sayılar. Bu göçettirme sırasında kaç kişi ölmüştü? Tartışmaya katılan herkes, tatsızlığını da vurgulayarak, bu sayı konusuna değinmek zorunda kalıyor. Doğru; bir kişinin bile ölmesi ya da öldürülmesi başlı başına çok acı bir olayken, bir de bunun şu kadar ya da bu kadar sayıda olduğunun tartışılması, hoş bir şey değil. Ama ortaya 1,5 milyon gibi bir rakam konulunca, bütün tatsızlığına rağmen, bu sayı tartışmasından kaçmak da mümkün görünmüyor.
Bir başka konu ise, yaşanan öldürmelerin, öldürmeye ve yok etmeye dair “bir devlet kararı”yla olup olmadığı. Bu, olayın soykırım olup olmadığını etkileyen en önemli husus. Buradan başka bir tartışma konusuna geçiliyor. Olay soykırım mıdır, değil midir?
Doğrusu ben kendimi bu tartışmada, tartışmaya “katılan” değil de, tartışmayı “izleyen” ve “öğrenmeye çalışan” biri olarak görüyorum. Sanırım, Türkiye’de okuyan, tarihi ve bugün anlamaya çalışan birçok insanın durumu bu. Ve giderek kendi yanıtlarım, yeni meraklarla birlikte artıyor.
Aslında konu, sadece bir tarih tartışmasından ibaret olsaydı, öyle ya da böyle düşünmek, pek de “sorun” olmayabilirdi. Ama konu, özellikle 1980’lerden itibaren “siyasi” bir tartışma olarak gelişmeye başladı. Konunun siyasileşmesi demek, konu hakkında bugün, açık bir görüş ve siyasi tutum belirlemek demek.
1915 olayı hakkında açık bir görüş ve siyasi tutum belirlemek için, sadece bu olaya ve sadece Ermenilere bakmak yetmez!
Eski Osmanlı coğrafyasında yaşayan ulusların 1800’lü yılların başından itibaren yaşadıkları, birbirlerine karşı tutumları ve bu coğrafyada ulus devlet kurma süreçleri, 1915 olayını değerlendirme açısından da bazı ölçütler veriyor. Biz bu konuda görüşlerimizi, “Milliyetçilikler Karşısında” (22 Kasım 2009) başlıklı yazımızda ifade etmiştik.
Milliyetçilik temelinde sürüp giden tartışmalar, bu tartışmalardaki konular, ancak milliyetçilikleri aşan bir bakış açısı ile ele alınırsa, buradan bütün bölge ve insanlık için olumlu dersler çıkarılabilir.
Başlangıç için, belki öyle tarihe gitmeye de gerek yok. Belki sadece “merak etmek” de yeterli.
Komşu (Arnavut) Sait amca neden buralara göç etmişti? Diğer komşu Sabriye yengenin ailesi Selanik’ten neden ayrılmıştı? Nagihan’ın ailesi Girit’ten neden buralara gelmişti? (Pomak) Yıldız abla, neden buralarda? Terzi Fikri’nin dedeleri neden Batum’dan geldiler? “Macır” dedikleri, neden “muhacir”? Yan komşu Manav’mış. Bu Manav’lar kimlerdir ve nereden gelmişlerdir? Ve bizim kasabadaki eski Agop’un Yeri’nin sahibi Agop nerde? Neden gitti? Karayolunun kenarındaki o köyün üzerinde, o dik tepedeki bina, yoksa eski bir kilise mi idi?
Türkiye’de anne-babası ya da dedesi ninesi, bir yerlerden göç etmemiş birileri var mıdır?
Bütün bu insanlar, neden göç ettiler? Ve daha önemlisi “nasıl” göç ettiler? Bütün bunlar neden oldu? “Mağdur” Ermeniler var, kabul. Peki “fail” Ermeniler de var mı? “Mağdur” Türkler var, doğru. Peki “fail” Türkler de var mı?
Eski Osmanlı coğrafyasında, bir “failler ve mağdurlar listesi” yapılsaydı, hangi ulus, sadece birinin altına yazılırdı? Yoksa kısaca, “failler” için her ulusun milliyetçileri ve her “mağdur” için bütün uluslar desek, doğru olur mu?
ABD seyahatinde, Ermeni diasporasına yaptığı konuşmada, Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan’ın Protokollerle ilgili yapılan eleştirilere verdiği yanıt ilginç: “Dedelerimizin katilleri ile masaya oturmak zorundaydık.”
Sarkisyan’ın “Dedelerimizin Katilleri” dediği insanlar, içlerinde Birgün okuyanların da bulunduğu bu insanlar olsa gerek. Benim bildiğim, bütün bir ulusa yönelen bu tür suçlamalara “ırkçılık” adı veriliyor.
Taner Akçam’la da aynı masaya oturduğunda, bunu düşünmüş müydü acaba?
25 Nisan 2010/ Birgün
{jcomments on}