Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Siyaset Başbuğ ve AKP’nin Paşası! - Çetin Diyar

Başbuğ ve AKP’nin Paşası! - Çetin Diyar

Başbuğ, hem Kara Kuvvetleri Komutanlığı, hem de Genelkurmay Başkanlığı döneminde çokça açıklama yapan, kamuoyunun önüne çıkan bir generaldi. Yani Cumhuriyet tarihi boyunca iktidarın önemli bir paydaşı olan ordunun bu pozisyonunu koruması için çalışmıştı. Genelkurmay tarafından hazırlanan İrtica ile Mücadele Eylem Planı da askerin güç ve pozisyonunu korumasına yönelikti. Ama nihayetinde sistemi ABD emperyalizminin Bölgesel çıkar ve politikaları temelinde ‘yeniden yapılandıran’ AKP ve Gülen cephesi karşısında bu geleneksel güç odakları kaybetti. Ve Başbuğ da tamamen siyasi olan ‘İnternet Andıcı Davası’ kapsamında tutuklandı.  

Ergenekon Davası başladığı günden bugüne, bu davanın AKP’nin kendisiyle iktidar mücadelesine giren geleneksel güç odaklarıyla siyasi mücadelesi olmanın ötesine geçmediğine dikkat çektik. Tutuklanan, yargılanan askerler ordunun cumhuriyet tarihi boyunca Özel Harp Dairesi-kontrgerilla, JİTEM gibi organizasyonlarının da içinde yer aldığı ve karanlıkta kalmış eylem-suçları (6-7 Eylül olayları, 1 Mayıs 77, Maraş Katliamı ve Bölge’deki özel savaş)  nedeniyle değil, AKP’ye karşı darbe planlamaktan suçlanmaktadır. Başbuğ da, bu suçlama nedeniyle tutuklanmıştır. Ama Ergenekon kapsamında yapılan tutuklamalar, başını liberallerin çektiği çevreler tarafından AKP’nin ülkeyi demokratikleştirdiğinin en önemli kanıtı olarak gösterildi/gösteriliyor. AKP’nin demokrasi karşıtı ve sivil halkı katledecek kadar savaşçı/militarist yüzünün ortaya çıktığı bir dönemde Başbuğ’un tutuklanması da somut hiçbir karşılığı olmayan Dersim ‘özrü’ gibi, AKP-Gülen ittifakının demokrasi ve halk düşmanı yüzlerini perdelemeye yöneliktir.
Son Yüksek Askeri Şura öncesinde Genelkurmay Başkanı Koşaner ve üç kuvvet komutanının istifası, AKP-Gülen cephesinin kendi emri altında çalışan/çalışacak bir Genelkurmay Başkanı atamalarının önünü açmıştı. Bu gelişme yine AKP’nin her adımında demokrasinin bir kerametini görenler tarafından “askerin artık siyaset yapmayacağı bir dönemin başlangıcı” olarak alkışlanmıştı. Necdet Özel –ki, Bölge’de komutanlık yaptığı dönemlerdeki icraatları nedeniyle Kürt halkı içinde “Kimyasal Necdet” olarak haklı bir nam salmıştır- gerçekten de hükümetin emrinde bir komutan olarak çalışıyor. Ama “asker artık siyaset yapmayacak” diyenlerin aksine geçtiğimiz günlerde Milliyet’ten FikretBila’ya verdiği röportajda ülkede ve Bölge’deki birçok meseleyle ilgili görüşlerini açıklamaktan geri durmadı. Uludere Katliamı hariç!

Neler demiyor ki AKP’nin Paşası!

Başbuğ’un, devletin 25 yılda bitiremediğini itiraf ettiği PKK militanları için “kandırılmış çocuklar” diyor mesela. Ve kendi görevlerinin “Hükümetin direktifleri doğrultusunda ‘teröristle mücadele’ olduğunu” söylüyor. Siyaset yapmayan Paşa’mız(!) KCK’nin “silahlı ve silahsız unsurlarıyla yargı önüne çıkartılmasını devletin bekası için bir zorunluluk” olarak görüyor. Gördüğünüz gibi hiç siyaset yapmıyor ama nasılsa Kürt siyasetine karşı AKP eliyle sürdürülen operasyonları destekliyor! Irak’taki Kürdistan Federe Yönetimi’ne karşı ‘kırmızı çizgi’ döneminden kalma geleneksel ‘Terörle mücadelede bize destek vermiyorlar’ yaklaşımı sürdürüyor ve Suriye konusunda da tampon bölge oluşturma dâhil hükümetin vereceği her göreve hazır olduklarını belirtiyor.

Necdet Özel, Kürt sorununu “terör sorunu” olarak gören ve komşularla ilişkileri “güvenlik” çerçevesi içinde değerlendiren açıklamalarla yetinseydi bilindik asker tutumu denip geçilebilirdi. Ama “bundan sonra asker siyaset yapmayacak” diyenlerin gözünün içine soka soka askerin yetki alanı içinde olmayan konularda da açıklama yapmaktan geri durmuyor. Uzun mücadeleler sonucu devletin Kürtlerin ulusal varlığını; Kürt dili ve kültürünü kabul etmek zorunda kaldığı bir dönemde açık açık Kürtçe eğitime karşı olduklarını söylüyor. Yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı bir ortamda darbe anayasasının 3. ve 42. Maddelerini hatırlatarak eğitimde ve kamusal alanda Türkçe dışındaki dillerin kullanılmasının uygun olmadığını buyuruyor! Yetmiyor, Mecliste bulunan bir siyasi partiyi hedef gösteriyor; BDP’yi “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak, gerginlik ve husumet yaratmak”la suçluyor!

Bu açıklamalarla AKP’nin Paşasının siyaset yaptığı bal gibi açıktır. Üstelik AKP’nin Paşasının bu açıklamalarında bugün içerde olan Başbuğ’dan daha ileri şeyler söylediğini kimse iddia edemez. Aksine Özel, TRT Şêş’in açılmasını “terörle mücadele” adına da olsa savunan Başbuğ kadar bile olamamıştır. Görüldüğü gibi mesele, askerin siyaset yapması değil, siyaseti hükümetin politikalarıyla uyumlu olarak yapıp yapmadığıdır. Ve Özel’in açıklamaları, AKP-Gülen iktidarının “ileri demokrasi”sinin askeriye cephesindeki fotoğrafı olarak anlam kazanmış bulunmaktadır.

8 Ocak 2012/Evrensel