Bilimin, bilimsel düşüncenin ve yöntemin solun politika seçeneklerini ortaya koyuşunda önemli dayanma noktalarından olması nedeniyledir ki, sol politikayı bilimden ayrı tutmamak gerekir. “Sol adına” söz söyleyen akademisyenlerden de haklı olarak, benzer bir şekilde davranması beklenmelidir. Bu yazı(1), Ahmet İnsel’in 15 Kasım 2009 tarihinde Radikal İki’de yayımlanan “AKP karşısında sol açılım ihtiyacı”(2) başlıklı yazısı üzerine kaleme alınmıştır. Burada İnsel’in yazısı solun terazisinde tartılmayacak; ancak yazıdaki kimi iddialar, önermeler, sorgulanmaya ve tartışılmaya çalışılacak.
AKP meşru gösteriliyor
Öncelikle, okuyucu, yazının başlığına ilişkin bir tutarlılık bakımından da olsa, “karşısında” sözcüğünün altının doldurulmasını bekliyor; ancak yazı, AKP’ye karşı olmak bir kenara, AKP’yi genel olarak olumlu bir biçimde sunuyor. Arada “emaneten durduğu” izlenimi uyandıran kimi “AKP karşıtı” ifadeler olsa da yazı, sıradanlaşmış (ceberrut) devlet- (sivil) toplum karşıtlığı zemininde yükseliyor. İnsel ayrıca, “Kendi iktidarını pekiştiriyor ve bunu serbest seçimlerden aldığı meşruiyetle yapıyor” ifadesinde olduğu gibi, olanı olduğu gibi kabul ederek, sosyal olgu ve gerçeklikleri baş aşağı çevirmenin yanında, emekçilerin mevcut seçim sistemini sorgulamalarını sağlamak yerine, onu, tabii dolayısıyla AKP’yi meşru-güvenilir gösteriyor. Bu yazının yazılmasına ise, İnsel’in şu ifadeleri kaynaklık etti:
“AKP gibi, Müslüman-demokrat olarak tanımlamaya yasalar izin vermediği için, kendini muhafazakâr-demokrat olarak tanımlayan, liberal ve muhafazakâr bir partinin açılımlarını, resmi sosyal demokrat partinin bu açılımlar karşısındaki tavrına kıyasla “komünist” yani son derece radikal, devrimci bulan ve onaylayan bir orta sınıf mensubunun tavrından çok farklı değil Türkiye’de işçi sınıfının büyük bir kısmının bakış açısı.”
Neye dayanarak?...
Bir sosyal bilimcinin toplumun farklı kesimleri ile iç içe olmaya çalışarak, buralardan kimi gözlemler çıkartması güzel bir şey. Ancak İnsel’den beklenen, bu gözlem ya da gözlemleri genelleşmiş yargılar yerine, bir Bilim insanı titizliği ile “sistematik olmayan gözlemler” şeklinde sunması olabilirdi. Bilim, eğer, toplumu, insanı, doğayı bir yöntem eşliğinde kavrama çabası ve doğrulanmış bilgiler toplamı ise, bir bakkal dükkanında yaşanan bir örneğe bakarak, Türkiye işçi sınıfı ve hatta orta sınıflarla ilgili bu tür iddialar öne sürmenin bilimsellikle bağdaşan noktası açıklanmaya muhtaçtır. Yoksa, bunu bilim dışı olarak nitelendirmek gerekiyor.
İnsel, eğer bu ifadeleri kendi yaklaşımlarını beslemek için yazmadı ise, bu sonuca nereden, neye dayanarak, nasıl ulaştığını açıklamak zorundadır; sadece bilim adına. Olgular arasında kurulan bağlantılar hangi yönteme yaslanarak yapılmaktadır? Bu ciddi iddiayı destekleyecek ne bir araştırma, ne de başka herhangi bir çalışma bildiğimiz kadarıyla bulunmamaktadır. Şayet var ise, okuyup öğrenmekten memnuniyet duyacağız.
Sonra, bilinç, kavrayış ve algılama kapasitesi, istemlerini tespit edebilme gücü itibariyle –tariflenmemekle birlikte- CHP çizgisinin “ilerisinde” olan bir işçi sınıfı hangi amaçlarla AKP’ye oy veriyor? Bu sınıfın varacağı yer AKP midir? Eğer gerçeklik, İnsel’in hangi bilimsel temele dayandırdığı anlaşılamayan iddiasındaki gibi ise, işçi sınıfının sol partilere daha fazla oy vermesi beklenmez mi?
Ölü doğan sol açılım
Bunlar söylenirken, İnsel gibi, tek değişkene bakarak bütün bir davranış ve olguyu açıklamak gibi bir tutum geliştirilmiyor; kendisinin genellemesine, iddiasına ya da “Türkiye’de işçi sınıfının büyük bir kısmı” söylemindeki eğilim durumuna yaslanılıyor. Başta da söylendi: Bilimsel temel, solun politik açılımlarında zemin oluşturucu unsurların başında gelmelidir. O halde, İnsel’in hangi bilimsel dayanaklara yaslandığı belli olmayan iddiası üzerine şekillenen üstü örtük ve dolayısıyla yazıdan tahmini bir biçimde çıkartabildiğimiz politika önerileri de boşa düşüyor; sakat da değil, ölü doğuyor.
Emekçiye işaret edilen özne: AKP
Yazıda vurgulananlardan biri de AKP’nin “otoriter devlet elitlerinin elinden iktidar olanaklarını alarak, siyasal rejimin liberal muhafazakârlık çerçevesinde normalleşmesi mücadelesi” verdiği. İnsel, “Türkiye’de toplumun büyük bir bölümü, işçisi, esnafı, köylüsü ile farklı saiklerle de olsa siyasal alanda normalleşme istiyor” diyor. “Farklı saiklerle” vurgusunu göz ardı etmeden; “siyasal alanda normalleşme” mücadelesi veren odak, yazıda işaret edildiği üzere AKP ise, “farklı saikler”e karşın, sermayenin ve AKP’nin “normalleşme” arayışı ile emekçilerinki bitiştirilmiş olmuyor mu? “Normalleşme” arayışındaki bir emekçiye, AKP adres gösterilmiyor mu?
İnsel AKP’nin imdadına yetişiyor
İnsel, emekçilerin, normalleşme isteminden bahsediyor; ancak bunun işçiye nasıl bir ideolojik dolayım ile ulaştığını unutuyor. Bu ise burjuvazi ile işçi sınıfını, “burjuva bir normalleşme” noktasında bir araya getirmek oluyor; ki AKP ve sermayenin istediği tam da bu. İşçinin siyasal alanda istediği normalleşme evine ekmek götürmeye devam edebilme, çocuklarına güvenli bir gelecek bırakabilme gibi kaygılardan besleniyorsa, AKP bugün bunların tam tersini yapıyor. Bir işçinin “siyasal alanda normalleşme” ve sadece işçi olmaktan kaynaklı istem ve beklentileri arasında bir bağlantı, hatta örtüşme varsa, İnsel’in yazısı, “emek” gibi en zayıf olduğu bir noktada AKP’nin imdadına yetişiyor. Sol politika, İnsel’in savunduğu gibi şekillendirilecekse, beklenen, bir işçinin “siyasal alanda normalleşme” adı altında AKP’nin devamını istemesi oluyor.
Mevcudun olumsuzlanması: “Normalleşme”nin olumlanması
Aslında “normalleşme”yi ayrıca tartışmak gerekiyor. “Normalleşme” varsa, hali hazırda bir olağanüstülükten söz etmek gerekir ki; bu başlı başına AKP’nin uygulamalarının meşrulaş(tırıl)ması demektir. Mevcudun “normalleşmeye” referansla olumsuzlanması, beraberinde normalleşmenin olumlanmasını da getirir. Olanı olduğu gibi kabul etmek ise, Türkiye’de yaşanmakta olan dönüşümü ve bu dönüşümün yön, bağlam ve içeriğini okuyamamak anlamına geliyor. Başta da söylediğimiz gibi İnsel, olgu ve gerçeklikleri topluma tepetaklak ederek sunuyor.
Son olarak söylenebilen ise şu oluyor: Okuyucunun algısında denk düşen nokta, AKP’nin “normalleşme” mücadelesinin tercih edilebildiği ve solun da bunu desteklemesi gerektiği oluyor. Yazı, okunduğunda İnsel’in mecburen değindiği izlenimi veren vurguları dışında, bir emekçinin AKP ile ilgili olumsuz düşünmesini sağlamıyor. İnsel de zaten “işçi sınıfının çoğu gibi” AKP ile ilgili olumsuz düşünmüyor (mu acaba?).
Yazardan Not: Bu yazı, bu tür bir sorgulama çabasının ardından bile, ulusalcı, otoriter devlet ve asker yanlısı ve hatta darbeci gibi yakıştırmaların tarafıma söylenmesini göze alarak yazılmıştır.
Dipnotlar:
1-Bu yazı, ilk olarak Radikal Gazetesi’nin “İki” ekine gönderilmiş, yazının orada basılamayacağı; ancak Radikal Gazetesi’nin internet sayfasında yer alan “Tartışı-yorum” köşesinde değerlendirilebileceği bildirilmiştir. Ancak bu bildirimin üzerinden geçen yaklaşık 1 haftaya karşın hala yer verilmemesi nedeniyle, yazı sendika.org’a gönderilmiştir. Polemik niteliği taşıyan bu yazının geç yayımlanma nedeni budur. Okurlardan özür dilerim…
2-http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=964713&Date=18.11.2009&CategoryID=42
3 Aralık 2009 tarihinde www.sendika.org adresinde yayınlanmıştır.
{jcomments on}