Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol Yeni sınıfın öncüleri Tekel işçileri – Nihal Kemaloğlu

Yeni sınıfın öncüleri Tekel işçileri – Nihal Kemaloğlu

Tekel işçilerinin varlığında düzenin dışladığı 'emek hareketi' görünürlüğünü ve sesini ele geçirdi.

Ankara'da eylemlerinin 40. gününe giren Tekel işçileri 'hak mücadelesinin' dayanışma iradesi emsalsiz.

Tekel işçileri aynı zamanda neo-liberal politikaları sorgulayacak 'toplumsal muhalefet' için de geniş cepheyi açtılar.

Hakim siyasi jargonun itinayla kaçtığı 'hak söylemi' Tekel işçilerinin 'özerk' ve 'zihin açıcı' eylemlerinde haykırıyor.

'İnsanca yaşam hakkı' talebi siyasetin dogmatik kalıplarını kırdı.

Yoksulluğu normalleştiren ve yaşamın sürdürülebilir yapısını yıkan neoliberalizmin 'emeğe' karşı hıncını idrakteyiz.

Siyasal,ekonomik ve toplumsal alandaki neo-liberal işgal, bütün kodlarıyla netleşiyor.

'Piyasanın' bir doğa yasası gibi kabulü ve sermaye hükümranlığının önündeki sınırları açmakla yükümlü devlet anlayışı barizleşti.

Sosyal hakları yutarak, insanı çalışma hayatının özneliğinden kovan kapitalist birikimin koruyucusu sivil ve asker otoriterlik hemahenk biçimde kendilerini ifşa etti.

Eşitsizlik, yoksulluk, dışlanmanın yarattığı 'sosyal hak eylemleri' eski darbe eskizlerinde 'toplumda olağanüstü durum' algısıyla müdahele gerekçesi olarak yer aldı.

İktidar ise Tekel işçilerini 'duygu sömürüsü yapmakla' suçlayarak kendini 'sosyal sorumluluğundan' ayrıştırdı.

Piyasa sevici yazarların yazdığı üzere 'devlet ömür boyu işçilere bakmakla mı' yükümlü idi.

Çünkü devletin sosyal formundan sıyrılıp otoritesini 'hak mücadelesini' ezmek için medya yardımı da aldığı düzen için en büyük risk 'sosyal muhalefetti.'

Neoliberalizmin siyasetteki hedefi toplumsal taleplerin kovulduğu 'muhalefet alanları' kurmaktır. Devlet içi çarpışmalarla kutuplaştırılan alan, 'kendi öncelikli konularıyla' meşguldü.

Keskinleşerek tırmandırılan ordu-siyaset, dindar-laik, karşıt ikilikler çözüme kavuşturulmaksızın hep yeniden üretilerek korku, tehdit ortamı körüklendi.

Toplumsal hayat bunlarla kuşatılıp, bölünürken, siyaset karşılıklı olarak bu ikilemlerden türetildi. Zımni konsensüs içinde birbirlerini besleyerek, fanatizme doğru kaydılar.

İkili kadim ezber yapılar aşılamadığı gibi başka bir muhalefet cephesine izin verilmedi.

Arada 'gündeme atılan' içi boş gösterenli kavramlar aracılığıyla itham ve savunma ekseni tahkim ediliyor.

Tekel işçilerinin eylemi, bu gerçekliği 'perdeleyici ve susturucu' stratejiyi aşmayı başardı.

Ve farklı bir toplumsal muhalefet cephesi açtılar. Üstelik sadece emekçileri değil, sosyal hak gaspına uğramış tüm kesimleri de kapsıyor.

Devlet tarafından piyasaya teslim toplum 'yaşama koşulları üzerinde gücü' elinden alınmış büyük nüfuslara dönüşmüştü.

Tarımdan sökülen köylülük, üretimden dışlanan emek, piyasadan süpürülen küçük işletme, kamudan sürülen memur ve işçiler, fason üretimin kayıtdışılığına mecbur 'ucuz işçi', esnek istihdamın pençesindekiler, gülünç zamlarla yoksullaşan emekliler gittikçe mülksüzleştirilmiş geniş kalabalıklar.

Sağlık, eğitim, çalışma ve sosyal haklarından mahrum geniş kalabalıklar 'yeni bir sınıfı' kuruyorlar.

Ve mülksüzleştirilmiş yeni sınıf artık 'kutuplaştırılmış siyasete' kanmıyor.

Yaşayamama sınırında terk edildiklerinin bilincindeler.

Yeni sınıf; atanmayan öğretmenlerin, eczacıların, itfaiyecilerin, Tekel işçilerinin temsilinde gündeme gelmelerinin tek nedeni ise 'örgütlü dayanışma' içinde olmaları.

'Hak arayışı' mücadelesinde örgütlenmeleri.

Bu defa battal boy bir toplumsal muhalefet var.

Kapitalist düzenin iyilikseverliğini değil 'haklarını', lütuf değil 'adil paylaşımı' talep ediyor.

Uzun yıllardır ilk defa 'hak söylemi' kurulurken bizim de 'taze bir zihinsel alanımız' ve sorulacak sağlam sorularımız oluyor.

23 Ocak 2010 tarihinde Akşam Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

{jcomments on}