Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol Söylenen bir şeyi başka türlü anlamanın yolları - Metin Çulhaoğlu

Söylenen bir şeyi başka türlü anlamanın yolları - Metin Çulhaoğlu

rtık “12 Eylül etkisi” midir, başka bir nedeni mi vardır, bilemiyorum; ancak son dönemlerde solun algı düzeyi hakkında pek olumlu düşünmediğimi söylemek zorundayım.

Kuşkusuz, kimi kişisel deneyimlerden de kaynaklanıyor. Örneğin, bir toplantıda “AKP’nin kendi otoriter rejimini kurma tehdidi, askeri bir darbe tehdidinden daha baskın ve günceldir” dediğimde “yani siz askeri darbeyi mi yeğliyorsunuz?” sorusuyla karşılaştığımı belirteyim. Bir başkasında ise AKP’nin ciheti askeriyeyi iyice sıkıştırdığından söz ettiğimde bu kez “askerin sıkıştırılması sizi neden bu kadar üzüyor?” kinayesine muhatap olmuştum.

Başka örnekler de var.

“Yayınlanışının 160. yılında Komünist Manifesto’nun önemi ve güncelliği” başlıklı bir toplantıda sorulan soruların hemen hemen hiçbirinin Manifesto ile ilgili olmadığını hatırlıyorum. Konuşmacılara yöneltilen sorular daha ziyade “Nepal’daki devrimci silahlı mücadele konusunda ne diyorsunuz?” şeklinde idi. “12 Eylül’ün Türkiye Solu Üzerindeki Etkileri” konulu bir başka panelde ise bir katılımcı söz almış “Türkçe bilmediği için bir kadın hastaneden kovulurken buradaki konuşmacılar neredeydi?” diye sorup dinleyicilerin alkışlarına mazhar olmuştu…

“Bu işler herhalde Türkiye’de böyle” diye düşünüp üzülürken, böyle olmadığını, “işlerin her yerde aşağı yukarı benzer biçimde gittiğini” öğrenip biraz olsun rahatladım.

Rahatlamamı sağlayan, Türkçeye çevrilip geçenlerde yayınlanan bir kitap: Hruşçov’un Yalanları, çeviren: Tansu Akgün, Yordam Yayınları. Yazarı, Amerikalı bir akademisyen, Grover Furr.

Yazar, SBKP’nin 1956 yılındaki ünlü 20. Kongresinde Hruşçov’un Stalin’e ve dönemine ilişkin olarak yaptığı açıklamaların çok büyük bir bölümünün yalan olduğunu gösteriyor.

Burada, Hruşçov’un hangi konularda ne gibi yalanlar söylediğini anlatacak değilim. Meraklısı kitabı açar okur.

Asıl anlatmak istediğim şu: “Huruşçov’un yalanları” meselesi, ABD’deki Marksist akademisyenlerin (dikkat, “Marksist akademisyenlerin”) yıllık olağan konferansında (öyle az buz değil, “konferans”) tartışılıyor. Yazarın anlattığına göre, Hruşçov’un yalanları belge ve kanıtlarla ortaya konulduğunda gelen yorum ve tepkiler özetle şöyle:

- Stalin’i mi aklıyorsunuz?

- Trotskiy hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Çalışma kampları hakkında söyleyecek şeyiniz yok mu?

- Bu işleri bırak, 30’lardaki baskılarla ilgili bir şeyler araştır (adı geçen kitap, s. 155-156).

İşte böyle; daha doğrusu şöyle:

Diyelim, “Metin” diye bir komünist var. Diyelim bu “Metin” aradan yıllar geçtikten sonra, zamanında kritik bir eylemden jeep tipi arabasına binip son sürat kaçmakla suçlanıyor. Sonra siz kalkıp işi araştırıyorsunuz ve “Metin”in böyle bir arabası olmadığı gibi araba kullanmasını bilmediğini, hayatında hiç araba kullanmadığını kanıtlıyorsunuz.

Hepsi bu kadar…

Ama Türkiye’deki kalıpçı sol akıl ile Amerikalı Marksist akademisyen aklı (Furr’un örneklediklerini kastediyorum) “hepsinin bu kadar” olduğunu düşünmeyecek, işi iyice bir “irdeleyecektir.” Örneğin şöyle:

- Ne yani, ‘Metin iyi bir adamdı’ mı demek istiyorsunuz?

- Komünistlerin araba kullanmamaları gerektiğini mi anlatmaya çalışıyorsunuz?

- Söz konusu eylemin yapılmaması gereken, yanlış bir eylem olduğunu mu söylüyorsunuz?

Neticede, bahçelerde maydanoz, gel bize bazı bazı…

(Korkarım buna da “maydanoza özel bir alerjiniz mi var?” sorusunu yetiştiren çıkacaktır.)

***

Burada biraz abartılmış olsa bile ortada bir sorun olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Böyle bir sorun karşısında yapılabilecek en yanlış şey “düzey düşürmektir”. “Başka türlü anlaşılmıyor ya da yanlış anlaşılıyor” diyerek her işi en basitinden almayı, aşırı kabalaştırmayı kastediyorum.

Unutulmasın: İnsanlar, hele hele yeni kuşaklar, yutulmak üzere hazırlanan haplarla değil, daha “zorlayıcı” en azından düşündürtücü söylem, mesaj ve anlatımlarla gelişebilir, bu toplumun ve kültürünün dayattığı ortalamaların dışına (çıkılması gerektiği ölçüde) çıkabilir.

Dönem öyle ki, salt kendini anlatma adına düzey düşürenin kendi gerçek düzeyi de düşecektir.

26 Kasım 2011/Sol.org.tr