Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol Sıra geldi iş güvencesine! - Erkan Aydoğanoğlu

Sıra geldi iş güvencesine! - Erkan Aydoğanoğlu

 

AKP’nin tek başına iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, çalışma ilişkileri alanında yaptığı bütün fiili uygulamalar ve yasal düzenlemeler, işçi ve emekçilerin hakları ve güvencelerini adım adım ellerinden almayı hedefledi. 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu’nun çıkarılmasından bu yana yapılan yasal değişikliklere baktığımızda, özellikle esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, taşeronlaştırma, performans değerlendirmesi vb uygulamaların, işçileri ve kamu emekçilerini daha esnek ve daha fazla çalıştırmayı hedeflediği görüldü.

Yıllardır  ülkenin gündeminde olan güvencesiz çalışma uygulamaları, yaşanan krizlerle birlikte istihdam üzerinde kalıcı tahribatlar yarattı. Devletin yurttaşlarına karşı anayasal görevi olan yeni istihdam alanları yaratma, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik vb olanakları sağlamak gibi sorumluluklar geri plana itilerek, “yurttaş” kavramı yerine “müşteri” kavramı kullanılmaya başlandı.

Kamu hizmetleri alanında yurttaşlıktan müşteriye doğru ilerleyen dönüşüm süreci, “iş güvencesi” açısından toplumun diğer kesimlerine göre daha “avantajlı” durumda olan kamu emekçilerini ve onların göreceli olarak daha “güvenceli” olan çalışma statülerini temel hedef haline getirdi. Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun kaldırılması ile ilgili olarak yaptığı açıklamalar, çalışma yaşamına yönelik, son 9 yıl içinde yapılan onca düzenlemenin ardından sıranın iş güvencesine geldiğini gösteriyor.     AKP Hükümeti, siyasi iktidarla birlikte değişen bir yönetim yapılanmasının getirilmesini istediğini sürekli dile getiriyordu. Bunu aşmak için önce mevcut kamu personel sistemi içinde yoğun bir siyasal kadrolaşma faaliyeti yürüttü. Ardından 12 Haziran seçimleri öncesinde 6 ay süreyle aldığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yetkisini kullanıp, bakanlıkların teşkilat yasalarında köklü değişiklikler yaparak, fiilen hataya geçirdiği siyasal kadrolaşma girişimlerine yasal bir zemin oluşturdu.

AKP’nin bugüne kadarki pratiğinden hareket edersek, 657 yerine getirilecek yeni yasanın iki temel mantık üzerine kurulacağı şimdiden söylememiz mümkün. Birincisi; işin, işyerinin, mesai saatinin, ücretin, çalışma süresinin belirsiz olması, başka bir ifade ile kamu istihdamında kuralsızlık ve güvencesizliğin kural haline gelmesi. İkincisi ise, yapılması düşünülen düzenlemelerle kamu emekçilerinin ellerinde kalan son hakları, çalışma yaşamının standardını belirleyen temel kuralların ortadan kaldırılması. Böylece tüm kamu emekçilerine, tıpkı işçilerde olduğu gibi kuralsız, geçici, güvencesiz ve köleci nitelikte çalışma koşulları ve 19. yüzyıla özgü yaşam biçimleri dayatılacak.

Kamu emekçilerine yönelik kapsamlı tasfiye için bugüne kadar çok sayıda fiili adım atıldığı biliniyor. Emeklilik sonrası yeni personel almama, taşeronlaşma, sözleşmeli-ücretli personel uygulaması, geçici ya da mevsimlik çalıştırma vb gibi uygulamalarla kamu kesiminde istihdam son yıllarda önemli ölçüde daraltıldı.

657 yerine getirilmesi düşünülen yeni yasa, kamu personel sisteminin iç örgütlenmesini örgütlü, nitelikli ve iş güvencesine sahip kamu emekçileri ile değil; esnek, savunmasız, iş güvencesi gösterdiği performansa bağlı olan, istendiği zaman kamu emekçilerini “en az maliyetle” kolaylıkla kapı önüne koyabileceği bir yapıda yeniden kurmayı amaçlıyor.

Kamuya yönelik kapsamlı saldırının son ayağı olan kamu personel sisteminin tamamen değiştirilmesi, sadece kamu emekçilerini değil, kamu hizmetinden yararlanan milyonlarca yurttaşı da yakından ilgilendiriyor. Bu noktada ilk yapılması gereken, kamu hizmetlerinin herkese eşit ve parasız olarak ulaştırılması için kamu hizmetini yürütenlerin ve bu hizmetten yararlananların ortak tepkisini örgütlemek olmalı.

Siyasi iktidarın kamu hizmetlerini ve kamu emekçilerini tasfiye planı  karşısında sendikalar, Çalışma Bakanı’na “kızmak” ya da yaşananları sadece “protesto etmek” yerine, işyeri örgütlülüklerini yeniden güçlendirmek ve örgütlü ya da örgütsüz, şu ayda bu sendikaya üye olmuş bütün kamu emekçilerinin birlikte hareket etmesini hedefleyen bir mücadele stratejisi etrafında hareket etmek zorundalar.

2 Kasım 2011/Evrensel