Genel olarak emek hareketi hem ulusal, hem de uluslararası bir krizle karşı karşıya. Yaşanan bu kriz, sendikaların örgütlenme, mücadele alanlarını daraltmakta ve sendikaları etkisizleştirmektedir.
Kuşkusuz tekelci kapitalizmin acımasızca sömürüsünü arttırdığı günümüz dünyasında, emekçilerin sermaye odaklı saldırılara karşı kendilerini yeniden yapılandırmaları ve var olan krizi doğru tespit etmeleri gerekiyor.
Zira işçi sınıfı uzunca bir zamandır, kapitalist odaklı saldırıları aşma konusunda bir darlık yaşıyor. Emek kazanımlarına yönelen saldırılar karşısında kendi alanından kapsayıcı bir toplumsal mücadele öremiyor.
Ne var ki günümüzde emek örgütleri geleneksel yapılarını aşmaları, sermayenin değişim olgusuna paralel olarak yeni bir mücadele anlayışı, örgüt modeli, eylem ve yönetim tarzını ortaya koymaları artık bir zorunluluk haline gelmiştir.
Son zamanlarda emek cephesinde birliğe dair bazı zihinsel tartışmalar ve sendikal dönüşüme ilişkin eğilimler gelişmektedir. Bunlardan en dikkat çekici olanı son KESK kongresi ve Türk-İş'e bağlı on sendikanın bir araya gelerek, yaşanan tıkanıklığı gidermeye çalışmalarıdır.
Şüphesiz sendikalar yüzünü emek değerlerine dönen ve emekçilerin taleplerini koruması ve geliştirmesi gereken örgütlerdir. Emekçilerin ortak çıkarlarını korumanın ve birlikte hareket etmelerini sağlamanın olmazsa olmaz yolu sendikalardır. Ancak bazı işbirlikçi sarı sendikaların yaptıkları gibi, sendikacılığı ve emekçilerin taleplerinin sadece ekonomik alana indirgenmesi gerçek bir sendikacılık değildir. Sendikalar ekonomik talepler yanında, aynı zamanda emekçi toplum adına ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal özgürlükleri koruyup geliştiren, politik mücadele kurumlardır.
Dolayısıyla sendikal hareketin sadece kendi kesimsel çıkarları için değil, tüm ezilen, dışlananların da hakları ve özgürlüklerini kendi hakları gibi görerek mücadele yürütmeleri gerekiyor. Oysa günümüzde Türkiye sendikal hareketi; kendi var oluş gerçeğinden uzaklaşıp, devletin egemenlik alanına hapsolmuş ve adeta karşıtına dönmüş durumdadır. Sendikalar bu duruşundan ötürü özgürlük ve demokrasi değerlerinden fersah fersah uzaklaşmış, bürokratik bir aygıta dönüşmüş, toplumsal mücadelenin oldukça gerisine düşmüşlerdir.
Sendikaların bir araya gelişleri ve tüzüklerini mücadelenin ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn etmeleri, değişime dönük irade ortaya koymaları, elbette anlamlıdır. Ya da hiç yoktan iyidir denebilir.
Ancak çözüm şüphesiz ki üstten yapılan bir araya gelişler değildir. Tabandan kopuk (tabanın tartışma süreçlerine dahil olamadığı) tüzük değişiklikleri hiç değildir. Çözüm, sendikaların içinde bulundukları zihniyeti ve sistemle olan ilişki tarzını değiştirmeleridir.
Türk-İş'e bağlı 10 sendikanın Türk-İş'in işbirlikçi, sarı sendikal duruşuna karşı, bir platform kurmaları, bir araya gelişleri tabii ki değerli bir tutumdur. Ama günümüzde bu sarı sendikal yapıların pratikleri yüzünden, kitlelerin sendikalara güveni artık kalmamıştır. Nitekim 4/C güvencesizliğine karşı 78 gün Ankara'nın karına, soğuğuna karşı direnen 'TEKEL' işçilerini, bu 10 sendikanın da içinde yer aldığı Türk-İş'in nasıl ortada bıraktığını emekçiler hala unutmuş değil.
Kuşkusuz samimiyet testi yapacak değiliz. Fakat sendikalarda bir değişim yaratılacaksa öncelikle bu 'bürokratik kastı' temizlemekle işe başlanmalıdır. Sendikal bürokrasiyi besleyen ve sendikacılığı bir meslek haline getiren, yozlaşmayı güçlendiren anlayış ve duruştan kurtulup, yüzünü emek değerlerine dönen bir mücadele hattı acilen oluşturulmalıdır.
Aksi takdirde zihniyet değişmemişse, samimiyet yoksa onlarca tüzük de değiştirseniz, sayısız birlik de yapsanız kıymeti olmayacaktır.
11 Temmuz 2011/Özgür Gündem
{jcomments on}