Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol 'Sendikal sorunlar' mı, yoksa sendika sorunu mu? - Veysi Ülgen

'Sendikal sorunlar' mı, yoksa sendika sorunu mu? - Veysi Ülgen

Memur-Sen genel kuruluna katılan Başbakan, bu konfederasyonun sendikacılığına övgüler dizdi. Memur-Sen de bundan kıvanç duydu. Başbakan'ın memurlar karşısındaki pozisyonu birinci dereceden işveren; Memur-Sen'inki ise Başbakan'ın karşısında memurun temsilcisi olmasıdır.

Doğrusu bir Başbakan bir memur sendikasına neden övgüler dizer? Bir memur konfederasyonu da bu övünçten neden gurur duyar?

Memurların bütün sorunları çözüldü de biz mi göremiyoruz. En basitinden fazla çalıştırılma, yemek, ulaşım, güvencesizlik tehdidi, ücretlerde erime, sosyal hakların kaybı gibi memurların sürekli dert yandığı konular artık tarihe mi karıştı!

Tabii ki bu sorunlar olduğu gibi yerinde duruyor. Memurlar güvencesizlik pençesinde kıvranıyor.1990'lı yıllarda fiili meşru mücadele ile ret edilen memur kimliği bile geriye eviriliyor. Başbakan Memur-Sen'i, sadece grev yasağını sağlamlaştıran meslek sendikacılığını gündeme getiren, birden fazla sendikaya üye olmanın önünü açarak sendikaların gücünü boşa çıkartan referandumu ile esnek çalışmayı derinleştiren torba yasayı desteklediği için övmedi. Asıl olarak dokuzuncu yılına giren iktidarında izlediği sendikacılıktan(!) dolayı için kutladı. Gerçekten Memur-Sen bu süreçte hükümete karşı bırakın grevi, ciddi bir eylem dahi gerçekleştirmemiştir. Hala memur kelimesini kullanması da iktidar odaklı sendikacılığın hakkını verdiğinin en büyük kanıtıdır.

Aslında Memur-Sen'i büyüten de Başbakan ve hükümetinin ta kendisidir. Ortada 2002 de bütün iş kollarında 40 bin civarında bir üyeye sahipken sendikal faaliyet göstermeden iktidarın olanaklarıyla 500 binlere vardıklarıyla övünen bir konfederasyon var. Üyelerin bir kısmı Türkiye Kamu-Sen'den devşirmedir. Ayrıca 4-b gibi sözleşmeli statüsünde işe alınmalarda üye kayıtlarının fazlalığı göze çarpmaktadır. İmzaladıkları formların ne içerdiği hakkında bilgi yoktur. İşe başlayan birçok kişi sendikanın ne olduğunu bilmemektedir. Bu sendikanın merkezci bürokratik işleyişi içerisinde sendikanın ne olduğunu da hiçbir zaman öğrenemezler. Memur-Sen, özelikle Türkiye Kamu-Sen üyelerini devşirdiği gibi KESK üyelerini adli makamlara ihbar etmekten de geri kalmıyor. Bu açıdan da iktidardan övgüyü hak ediyor. Son olarak 25 kasım 2009'da greve katılan KESK üyelerini adli makamlara resmi olarak ihbar ettiği ortaya çıktı. Üye rekabetinin geldiği nokta burasıdır.

AKP iktidarından önce Türkiye Kamu-Sen aynı yolu izliyordu. Bu konfederasyon anlayış olarak hala devlet güdümlü sendikacılıktan kurtulmuş değil. Kamu-Sen, emek ve meslek örgütlerinin ülke genelinde birlikte yapacakları kutlamalar için hazırlanan bildiriye, "Kürt sorunu" ve "cezaevi koşulları"yla ilgili talepler nedeniyle imza koymadı.

Bugün için maalesef iktidar odaklı sendikalar üye sayılarını her geçen gün artıyor. Grev gibi direnişlerle değil iktidarla uyum halinde hak arama sendikacılığı memurlar içinde etkin olabiliyor. Yasal mevzuatlar da bu sendikacılığa uygun bir şekilde oluşturulmuş.

İktidar odaklı sendikacılık cephesinde bunlar yaşanırken 23 - 24 Nisan'da SES genel kurulu yapıldı. Aslında gerçekleşen sadece SES genel kurulu olmayıp Eğitim -Sen ve KESK genel kurullarının da 'merkezi ittifakla' şekillendirilen bir genel kurul oldu.

Tekrar başa dönersek övülen, kıvanç duyulan sendikacılık merkezci, bürokratik yapılanmalar olup söz ve karar sahibi olamadığı dikey olarak kolayca manipüle edilebilen sendikacılıktır.

SES genel kurulunda yaşanılanın şekil olarak merkezci sendikal anlayışa benzeştiğini göz ardı edemeyiz. İktidar olma davranışı yasal sendikal mevzuatlarla birleşince bütün konfederasyonlar şekil olarak birbirine benzeşiyor. En basitinden delegelik sistemi yüzünden sendikalara etki eden güçler, genel kurullarda kendi söz ve davranışlarından çıkmayacak kişileri seçmeyi zorunlu kılıyor. İster hükümet, ister kişiler isterse devrimci bir dinamik etkilesin sonuçta seçilen delege, seçtirenin hukukuna uyacak şekilde belirleniyor. Bu da çokça demagojisi yapılan tabanın söz ve karar hakkını gasp eden bir durumdur. Burada yasaların rolünü hatırlatalım.

Yazının başlığından vurguladığımız gibi artık bugünkü yapılanmaları ile sendikaların kendisi bir sorun odağı mı?

Yoksa sendikalar hala emek cephesinin en önemli örgütleri olup sorunlarının mı çözümü esas alınmalı?

Her iki başlıkta bir sorunun uç noktalarını oluşturuyor. Sendikalar hala emekçilerin en güçlü örgütleriyse galiba çözüm ortalarda bir yerde duruyor.

26 Nisan 2011/Özgür Gündem

{jcomments on}