Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol KESK'in grev çağrısı - Koray Çalışkan

KESK'in grev çağrısı - Koray Çalışkan

KESK Türkiye çapında bir günlük greve gidiyor.Dünya Sendikalar Federasyonu grevi destekliyor. Bakalım Türkiye'den ne kadar destek gelecek

Yarın Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) üye sendikalar Türkiye çapında bir günlük greve gidiyor. KESK darbeden sonra kurulan ilk kamu emekçileri sendika konfederasyonu. Örgütün amiral gemisi Eğitim-Sen Türkiye’de örgütlü demokrasiyi kuran en önemli kurumlardan. Bugün iktidara yakın duran tüm sendika ve konfederasyonlar zamanında KESK’in açtığı yoldan ilerlediler. KESK’in çağdaş demokrasilere yakışan yere yerleştirdiği çıtaya tutunup aşağı çekmeye çalışan diğer konfederasyonlar, KESK olmasa neredeyse masada işverenin yanında oturacak.

Türkiye sendikal haklar konusunda demokratik ülkeler içerisinde en gerilerde. Kamuda grev hakkı hâlâ yok. Bunu öğrenen Batılı sendikacılar şaşkınlıktan küçük dillerini yutuyor. Toplusözleşmelerde özlük ve demokratik hakların görüşülmesi yasak. Belediyelerde toplusözleşme yapmak için kırk dereden su getirmek lazım. Kanunen mümkün, aslen neredeyse imkânsız. Diyelim ki ortaoyununa dönen toplusözleşmeler başladı, işverenin silahlarına karşı çalışan tamamen güçsüz.

Toplusözleşmede çalışan hakkını alamayınca greve gider. Türkiye’de mümkün değil. Çünkü grev öncesi Kamu Görevlileri Hakem Kurulu meseleyi görüşmek ve çoğunluk oyuyla bir sonuca bağlamak zorunda. Bu kurulun üyelerinin çoğunluğu işveren tarafından belirleniyor. Sonuçta çalışandan değil, işverenden yana kararlar çıkması kaçınılmaz.

Toplusözleşme masasına gelmeden hırpalanan, masada işverenden yana bir hukuki düzenlemeye boyun eğmek zorunda kalan munis sendika ve konfederasyon yöneticilerinin gelecekteki dönemlerde siyasi kadroya alınmasına kesin gözüyle bakılan bir sendikal dünyada ne olur? Çalışanların geliri düşer, örgütlülükleri zayıflar.

Örnek bol. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en çok çalışan ve buna mukabil en az maaş alan memurlara sahip. Dahası GSMH bazında gelir artarken bu artışı çalışanına aksettirmeyen tek ülke. Memur için 2012’de düşünülen zam aylık aylık iki periyod halinde %3. TÜFE artışı üzerinden baktığınızda zaten reel olarak maaş düşürülmesi demek. Bir de üzerine yılın ikinci yarısındaki vergi dilimi uygulaması artışı neredeyse sıfırlıyor. Bunun üzerine ek ödemeler emekliliğe yansıtılmıyor.

Grevin eğitim sektöründe ve sağlık sektöründe çalışanlar için özel bir boyutu var. Şu anda televizyon seyreden herkes ‘ataması yapılmamış öğretmenler’ sorununu biliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına göre öğretmen açığı büyüyor. Türkiye’de şu anda 100 binin üzerinde öğretmen açığı var. 200 binin üzerinde de atama bekleyen öğretmen var.

Eğitim fakülteleri her yıl yeni öğretmen yetiştiriyor. Yılda yaklaşık 30 bin öğretmen adayı mezun oluyor. Ancak eğitim fakültelerinden mezun olmayan yaklaşık 40 bin gence de öğretmen formasyonu veriliyor. Böylece eğitim fakülteleri bypass edilerek eğitim bilimlerinde eğitilmemiş gençler eğitim alanına kaydırılıyor. Öğretmene ihtiyaç var, atanmamış öğretmenler var ama çözüm yok. Yani iş var, işsiz var, yapılacak belli. Bir türlü yapılamıyor. Hem de daha önceki Milli Eğitim Bakanı’nın seçim öncesi verdiği söze rağmen.

Sağlık alanındaki sorunlar da çığ gibi büyüyor. Bir taraftan isteyen herkes her an doktora ulaşabilsin diye bir düzenleme yapılıyor diğer taraftan “Ne haber” sorusuna insan ne kadar zamanda yanıt verebiliyorsa doktorla da o kadar konuşabiliyor. Çok kısa zamanda çok önemli kararları vermek zorunda kalan doktorlar da sıkıntılı.
Üniversite hastaneleri de tam gün yasası nedeniyle boşalıyor.

Uzun lafın kısası sağlıktan eğitime, kültürden Diyanet’e kamu çalışanları sıkkın, dertli. Mesele yalnızca gelir dengesizliği ve azlığı değil. Genel olarak kamu alanının piyasalaşmasına karşı çıkıyorlar. Bütün dünyada piyasaların organizasyon yeteneği sorgulanırken, kamu alanı genişlerken, kamu emekçileri dünyaya ters bizim gidişatı sorguluyor.

Dünyadan da destek çığ gibi büyüyor. Küresel olarak 82 milyon üyesi bulunan Dünya Sendikalar Federasyonu grevi destekliyor. Dünyadan bu kadar destek varken bakalım Türkiye’den ne kadar destek gelecek, hükümet memurların sesini ne kadar dinleyecek?

20 Aralık 2011/Radikal