Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Sınıf hareketi ve sol İbrahim Yaldız neden ağladı? -Metin Özuğurlu

İbrahim Yaldız neden ağladı? -Metin Özuğurlu

İbrahim Yaldız, bir devlet hastanesinde taşeron şirkete bağlı olarak çalışan temizlik işçisidir. Yeni yıla, asgari ücrete talim ettiği işini kaybederek girmiştir. İşten atıldığı haberi işbaşındayken gelmiş olmalı ki, sarımtırak tulumu henüz sırtındadır. İşte tam da bu anda gazeteci devreye girer, deklanşöre basar; çünkü koca adam çocuklar gibi ağlamaktadır. Gizlisi, saklısı olmadan, “erkek adam ağlamaz” öğütleriyle büyütülmüş olmasına aldırmadan, hüngür hüngür ağlamaktadır. İbrahim Yaldız’ın ağlayan karesi, 3 Ocak 2010 tarihli Milliyet gazetesinin manşetindedir.

 İbrahim YaldızGazete, okurlar için bir iyilik daha yapar; bu fotoğrafı feylozof-gazeteci Çetin Altan’ın önüne koyar ve sorar: İbrahim Yaldız neden ağladı? Çetin Altan, her derde deva açıklamasını, o meşhur “Köylülük paradigmasını” yine konuşturur. Köylü doğmuş, köylü kalmış ve zinhar endüstrileşememiş bir toplumun ferdidir İbrahim Yaldız. O ağlamasın da kimler ağlasın. Kazara Hollanda’da doğmuş olsaydı, misal, böyle ağlar mıydı?

Çetin Altan yorumu, “fark yaratmamış” olsa da, faydalı olmuştur. Aydınlarımızın kendi düş(ün)sel gerçeklerini nasıl olup da gerçek hayatın yerine geçirebildiklerini görmemizi sağlamıştır. Çetin Altan’ın gerçekliği içinde İbrahim Yaldız’a zaten yer yoktur; o olmaması gereken, ama bu topraklara özgü ilkellikler nedeniyle çağın gereklerine direnen bir yok-kültüre aittir. Ağlayan karesi belki haber olmuştur, ama asıl haber, İbrahim Yaldız’ın nasıl olup da bugüne kadar ağlamamış olduğudur.

İbrahim Yaldız, son 5-10 yıldır kim bilir kaç iş değiştirmiştir, işsizlikle ilk kez tanıştığını da sanmam. Günümüz Türkiye’sinde sık sık iş değiştirmekle, iş değişiklikleri sırasında makul sürelerle işsiz kalmak, işçi sınıfının sıradanlaşmış yaşam deneyimi haline gelmiştir. İşsizlik dediğin istihdamın bir an’ıdır artık. Tersi de doğrudur; istihdam dediğin de işsizliğin bir an’ı. O halde İbrahim Yaldız neden ağladı?

Bırakın kazara Hollanda’da doğmayı, Çetin Altan’ın dediği gibi köylü olsaydı İbrahim Yaldız, birkaç dönümlük geçimliği, birkaç tavuk, bir de ineği bulunsaydı, ağlar mıydı? Ağlamazdı. Ne sır ne de ayıp; İbrahim Yaldız, milyonlarca mülksüz emekçi gibi günü kurtarma kavgası veriyor. İşçi ahvalinden bihaber olanların anlamadıkları ise şudur: Bugün emekçiler için günü kurtarmakla, kendilerine olan saygılarını, kişiliklerini, onurlarını korumak, bir ve aynı şey haline gelmiştir.

İbrahim Yaldız işini kaybettiği için ağlamadı. İbrahim Yaldız öz-saygısını kaybetme raddesine itildiği için, üstlendiği rolün (hayırlı evlat, eş, baba) gereklerini yerine getirmesi her geçen gün imkânsızlaştığı için ağladı. İbrahim Yaldız her şeyin olmasa bile bir şeyin artık farkındadır; işinden ve ücret gelirinden mahrum kaldığı anda, zorunlu ihtiyaçlarını öz-saygısını koruyarak karşılayabilmesi neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla, onu ağlatan, köylü kalması değil, kapitalizmle kuşatılmış olmasıdır.

Bugün Türkiye, öz-saygısından başka kaybedecek bir şeyi kalmayan emekçilerin yurdu haline gelmiştir. AKP eliyle büyük bir bağnazlıkla uygulanan neoliberal sermaye saldırısı, zamanımızın en çaplı ve en derin kişiliksizleştirme saldırısıdır. Öz-saygıdan ötesi var mı?

TEKEL işçileri neden sizce kefen bezine tereddütsüz sarılıyorlar, neden ilk ve son sloganları “Ölmek Var Dönmek Yok” oluyor? Bunları medyatik atraksiyonlar şeklinde düşünenler fena yanılır. Tersine, TEKEL işçileri için kefen, karşı karşıya oldukları somut durumun en dolaysız simgesidir. İşçi eylemlerinde şu sloganı duymamız yakındır:
İnsanlık onuru sermayeyi yenecek!

13 Ocak 2010 tarihinde www.sendika.org adresinde yayınlanmıştır.

{jcomments on}