“Herkes kendi yorumunun celladıdır.”
Ve hatta herkes yorumunun bedelini ödemek durumdadır.
Tarih boyunca bunun aksi görülmemiştir. Taraf ilan edersen kendini, kaçınılmaz birileri karşına çıkıp bedelini ister; feryat figan etmemek gerekir.
Doğrusu olmasa da işin doğası budur çünkü.
Siyaseten yapılacak değerlendirmelerin, ‘ama demokrasi’ diye başlayan cümlelerin kıymeti yoktur. Kimse kendini kandırmasın.
Ve işte yaşadığımız böyle bir zamandır.
Memleket orta yerinden çatlamıştır. Kartlar yeniden karılmış ve dağıtılmıştır. Aynılar aynı yere toplanmıştır.
Kimin doğru kimin yanlış; kimin haklı kimin haksız olduğunun bir önemi yoktur. Ne zamandır “tarihin şaşmaz yargısı”ndan yardım istenmemiş olabilir ancak şimdi tam zamanıdır.
Taraf olanlar nerede durduklarını açıklamak mecburiyetindedir.
Ve hatta daha da önemlisi gereğini yapmakla yükümlüdür beyan sahipleri; sanırım asıl ihtiyacımız budur.
Bertaraf edilmek yüksekle muhtemel olsa da, siyaseten saygınlık kazanmanın yegâne yolu bu noktadan geçmektedir.
Başbakan bu konuda da yanılmıştır. “Bitaraf olan, bertaraf olur” dediği için. Yanlıştır. Türkiye’de her zaman taraf olanlar bertaraf edilmiştir; sessizliği tercih edenler değil.
İş zaten sessizlerden de hesap sorma noktasına kadar gelip dayanmışsa, bu toplumun devrimcilerden başka yaslanacağı kimse kalmamış demektir. Belalı dönemlerin ustasıdır çünkü onlar.
İhanet de bedel ödemektir, direnmek de. Kimin direndiği, kimin ihanet ettiğinin de bir önemi kalmamıştır. Artık hiçbir şey nesnel değildir. Solun orta yerden çatladığı bir zaman diliminde nesnellik arayışı nafile bir çabadır. Herkes kendi yorumundan sorumludur çünkü; tarihin sayfasına kendi yorumuyla tutunacaktır.
Ancak hemfikir olunmalı ki, direnenlerle ihanet edenlerin yolu bir daha kesişmeyecektir.
Öğrenci Kolektifleri’nden birkaç gencin İstanbul’da; ÖDP’li birkaç gencin İzmir’de başına gelenler saflaşmayı göstermesi açısından manidardır.
Protesto haktır, linç değildir.
Tam da bu arada protestocu gençlere teşekkür niyetine bir dize gönderelim: “Kim ki kendini açığa komaktan korkmaz/ O saygın bir insandır.” Aynı teşekkürden protesto edilenler de nasiplenmeli. Kimse korkmamalı kendini açığa komaktan.
Bu yazı “Yetmez ama evet”çilerin düzenlediği İstanbul ve Ankara toplantılarında yaşanan olaylar üzerine kaleme alınmıştır.
Bu yazı herkese hoşgörü dersi vermeye kalkışan malum çevre mensuplarının üç beş protestocu gencin üzerine çullanmaları üzerine yazılmıştır.
Malum çevreler tarafından hazırlanan ve yaşananları kınayan basın metnine atılan imzaları görünce bu yazı kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Çünkü aralarında canımızı acıtan isimler bulunmaktadır. Solla var olup, sola küfrederek varlıklarını devam ettirmek isteyen.
Arkadaş Zekai Özger’i aşağıdaki sorusu onlaradır.
“Ama şimdi kim kandırabilir sizi/ bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için.”
Tabii ki birkaç soru da kendimize dair olmalıdır. Bundan sonra hangi zeminde yan yana geleceğiz AKP’nin değirmenine su taşıyanlarla? Hani bahane, örneğin bir sendika yönetim kurulunda “yetmez ama evet”çilerle aynı sırada bulunmayı bağışlatıcı kılabilir?
O zaman bir şiir de skora dönük beklentiler nedeniyle gereğini yapmaktan imtina eden arkadaşlarımıza gelsin.
“Elbette her aşk yalnızca kendine sorumludur/ Ama elbette her aşk kendine sorumlu olunca/ bir gün aşk da ölür”
8 Eylül 2010/Sendika.org
{jcomments on}