Bir süredir Taraf'ta Halil Berktay ve Murat Belge arasında gayet samimi bir Marksizm tartışması sürüyor. Tam bir Abdurahman Çelebi muhatapsızlığıyla süren bu tartışmayı özetlemek hiç de zor değil. İlk tez Halil'in (tartışma bu hitaplarla sürdüğü için ben de hitabı aynen koruyorum) sosyalizm ve Marksizmin akıbetinin tamamen pratik bir durumla, yani sosyalist uygulamanın, yani SCCB ve diğer deneylerin başarısızlığı üzerinden temellendirilmesiydi. Yani bu deneylerin başarısızlığı, hiç bir mazerete yer verilmeyecek şekilde kuramında başarısızlığıydı; yani Halil dürüstçe elveda diyordu açıkçası. Karşı tez ise Murat'ın Marksizmin ve Sosyalizmin uygulamalarının başarısızlığına indirgenemeyecek önemiydi. Yani, SCCB ve diğer başarısızlıklar, Marksizmin değerini yitiremezdi. Doğal olarak bu tartışmada biz Murat'ın tezlerine yakın gibi duruyoruz. Karşı fecii olunca Murat bile ehveni şer anlayacağınız... Vay halimize! Murat için Marksizm en azından Halil'in mesleği tarihçilik için vazgeçilmez dönüşümler yapmış bir kuram; onun en azından bunu anlaması gerekiyormuş. Fakat Murat'ın asıl vurgusu etik üzerinden işliyor... Yani siyasal ya da epistemolojik konumundan önce sosyalist olmak etik bir tavır Belge için... Onun 1980'li yıllardan itibaren etik üzerinden vurgusunu fazlasıyla biliyoruz. Etiğin nerdeyse 90 sonrasının kapitalist şirketler dahil en çok sömürülen kavramlarından olduğunu da biliyoruz tabii... Etik vurgusuyla bakınca sosyalizm her şeyden önce bireysel bir yaşama pratiği oluyor. Kendinize vicdani bir cam fanus oluşturabiliyorsunuz. Yani kapitalizm ne kadar sömürürse sömürsün, siz bireysel bir yaşantı biçimi ve ahlaki bir tercih olarak sosyalist olabiliyorsunuz... Üstüne de bir de gurmeyseniz, etik sosyalizmi bütün lezzetiyle yaşarsınız tabii... Murat'ın (bu da Halil'in hitabı olduğu için ben de aynen kullanıyorum) Yeni Gündem ve Birikim'den bu yana üstünde durduğu etik vurgusu, aslında 1980'li yıllarda modernizm eleştiriyle ivmelenen, siyasetten ve sınıf kavramından kendini azade ederek, kendini kültür ve söylem analizine vermiş, sol-liberal eleştirel teorinin en büyük payandasının Türkiye'ye tercümesiydi... Kant'ın “Kategorik Emperatif” kavramının, yani “çıkar gözetmeyen”, “amacı kendi olan amaç” olarak etik kavramının yeniden keşfiydi. Bu anlamda etik bir tercih olarak (bu arada Mehmet Altan'da Küresel Vicdan'dan bahsediyor naber?) sosyalizm, siyasetsizliğin, eski hatalar üzerinden haklılığı sürekli imtiyazlanan, köpüren sol kötümserliğin en büyük kozu haline gelmişti.
FIRSATÇI DİAMAT HAYALETİ
Murat ve Halil'in Marsizm tartışmasında büyük bir elçabukluğu hissediliyor. Bu iki arkadaş Marksizmi tartışırken 1970'li yıllarda bizde de yaygınlaşmış SCCB Bilimler Akademisi ağırlıklı Diyalektik Materyalizmi (Diamat) fazlasıyla basitleştirilmiş bir halde eleştiri konusu haline getiriyorlar... Sanki son 30 yıldır bu alanda başka tartışma yok gibi davranıyorlar; bu işlerine geliyor tabii.. Öyle bakınca Marksizm bilimci, Kartezyen, pozitivist bir başarısızlıklar yumağına dönüşüveriyor. Hoop işi bitiriliyor böylece. Kaldı ki, onların küçümsedikleri Diamat öyle kolayca kenara itilecek bir hafifliğe de sahip değil... Bütün bu hayalet süre giden tartışmada, birisinin sosyalizme elvedasının diğerinin ise davaya hala bağlı olduğunun ahlaki , ya da çok kısa sürmüş bir sosyalist geçmişlerinin kötü anılarının gerekçesi yapıyor. Anlıyoruz ki bu arkadaşlar, son 30-35 yıldır Marksist yeni hiçbir okuma yapmamışlar. Bazıları Murat'ın kurduğu yayınevinden çıkan yazılış tarihi son 20 yıla yayılan hiçbir tartışmayı izlememişler... Marksizm dedikleri ve kafalarında kurdukları bütün, SCCB ve Marx'ın yazdıklarına indirgenemeyecek bir zenginliğe sahip… Özellikle postmodernizmin ve post-marksizmin kesif ve cüretli saldırıları altında yazılmış, karşı argümanların eleştirisini de ciddiye almış Terry Eagleton'dan, Fredric Jameson, Ellen Meikins Wood ve Bertell Olman'a, Arif Dirlik'ten Zizek ve Karatani'ye; Alex Demiroviç'ten Wallerstein'a birçok Marksist bu ikilinin acemice tartıştıkları mevzuları doyuran baya sayfa ürettiler geçmiş yıllar içinde, ve bunların önemli bir kesimi de Türkçeye çevrilmiş durumda. Bırakalım bu külliyatı, Ankara merkezli, genç akademisyenlerin kurduğu hakemli Marksist sosyal bilimler dergisi Praksis ve Teori ve Politika'nın (diğer dergileri saymıyorum bile onlar kusura bakması) tuğla ciltlerine de bakmamışlar görünüyor. Kısacası bugün Marksizmi ,pozitivizme ya da Jakoben bir siyasal duruşa indirgeyen, hala 1970'lerin (ki birçok yönü hala güncel, haksızlık etmeyelim) Diamat'ını dönekliklerinin ya da sol-liberal diskurlarının mazeretine çeviren bu Edi ve Büdü'ye ancak gülümsemekle yetiniyoruz... Ve Bertell Olman'ın Diyalektiğin Dansı kitabıyla minik minik emeklemeye başlamalarını öneriyoruz; dans edemezlerse de en azından yürüyebilirler.
11 Ocak 2012 tarihinde Birgün Gazetesi'nde yayınlanmıştır.