Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Ulus’taki patlama bize neyi düşündürmeli?

 

Uğur Yıldırım

Ulus’ta patlayan bombanın memlekette Kürt sorununa gerçekten bir çözüm arayan her kesimi düşündürmesi gerekir. Kürt sorununda olumlu bir kıpırdanma olmadıkça memleket siyasetinin neredeyse her somut tartışması, gelip buraya dayanıyor. Halk arasında yayılan popüler siyasi söylemler, bu mesele ile bir biçimde eklemleniyor.

22 Mayıs Salı günü Ankara’da gerçekleşen patlamanın ardından ülke gündemi bir anda yeni bir rotaya girdi. Memlekette neredeyse canlı bomba paniği yaşanmayan il/ilçe merkezi kalmadı. Daha patlama yaşandıktan hemen sonra olay yerine gelen Yaşar Büyükanıt, “Şimdi bunu her büyük şehirde bekleyebilirsiniz” dedi. Ertesinde PKK dahil hiç bir örgüt olayı üstlenmeyince patlamanın bir devlet provokasyonu olabileceği düşünüldü. 29 Mayıs günü PKK’nin silahlı kanadından “Basında da izlendiği kadarıyla bu eylem Genelkurmay’ı hedeflemiştir. Ancak bu eylem sonucunda birçok sivil de yaşamını yitirmiştir.” türünden bir açıklama yayınlandı. Bu durumda bombayı gerçekten kimin patlattığını hala tam olarak bilemiyoruz ama; sürecin devletin istediği gibi şekillendiği kesin. Bombayı kim patlatırsa patlatsın, bu süreçte Türk ve Kürt halkları için tek bir olumlu gelişme görülemez.

Olaydan iki gün sonra Şırnak’ta mayın patlaması sonucu altı asker hayatını kaybedip onu da yaralanınca, mesele iyice çığırından çıktı. İnsanların acısını küçümsemek için söylemiyoruz ama; yine o bildik şehit cenazeleri yurt sathına yayıldı. Tabii beraberinde Kürt düşmanlığı ve şovenist bir Türk milliyetçiliği götürerek. Mesele bu düzeye ulaşınca Tayyip Erdoğan da asker eğer isterse Kuzey Irak operasyonuna destek oluruz dedi. Bunun üzerine de askeri kanat ‘hükümet isterse’ biz yaparız diyerek üzerine atılan topu hemen geriye fırlattı.

Şimdi gündeme gelen “Gerçekten bir operasyon olur mu?” sorusu, iç dinamiklerin niyetlerinden daha çok ABD’nin tutumuna bağlı görünüyor. Zamanında Suriye’ye verilen nota ile Apo’nun Suriye’den çıkartılmasına benzer bir süreci, Barzani yönetimi içinde uygulamayı önerenler, gerçekler dünyasında konuşmuyor gibiler. Çünkü Orta Doğu’da ABD’nin onaylamadığı bir askeri operasyonun yapılamayacağını bilmeyen siyasi otarite var mıdır? İdeolojik gıdasını Metal Fırtına ve Kurtlar Vadisi’nden alanlar böyle bir operasyonun yapılabileceğini düşünebilir. Film izlemeyip de gazete okumakla yetinenler ise bunun mümkün olmadığını görebilir. Şimdi Cengiz Çandar gibi ABD’den gelen vahiylerle bilgilenenler, ABD’nin göstermelik bir operasyona izin vereceğini ve bu tantananın da böyle sonlanacağını söylüyorlar.

Kürt sorunu nereye gidiyor?
Ulus’ta patlayan bombanın memlekette Kürt sorununa gerçekten bir çözüm arayan her kesimi düşündürmesi gerekir. Kürt sorununda olumlu bir kıpırdanma olmadıkça memleket siyasetinin neredeyse her somut tartışması, gelip buraya dayanıyor. Halk arasında yayılan popüler siyasi söylemler, bu mesele ile bir biçimde eklemleniyor. Örneğin ABD ve AB karşıtlığı kendisini Kürt düşmanlığı ile birleştiriyor. Bu somut durumun anlaşılabilir olduğunu söyleyenler olabilir. Ancak anlaşılabilir olsa bile, Kürt düşmanlığı bu memleket için fitili yakılmaya hazır bir dinamit gibi değil midir?

Evet Kürt sorununda düğümleri üst üste atan devletin politikasıdır. Bunu söylemeden hiç bir gerçeği dile getirmemek gerekir. Daha 80’lerin sonuna kadar bu ülkede Kürt sözcüğünü ağıza almak bile büyük bir cesaret gerektiriyordu. Binlerce insan Olağanüstü Hal Bölgesi’nde baskı ve zulüm politikaları sonucu öldürüldü, binlercesi köylerinden göç etmek zorunda bırakıldı.

Meselenin başka bir yönü ise; devletin Kürt sorununda çatışmanın sonuçlarını kendi tarafına bükmeyi uzunca bir süredir başardığıdır. Memlekete yayılan her şehit cenazesi; televizyonlar ve yazılı basın aracılığı ile Kürt sorununu daha çok düğümlüyor. Artık 80’ler sonu 90’lar başında Türk halkında vuku bulan anlayışlı yaklaşım çoktan geride kaldı. 99 genel seçimlerinde Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının DSP’nin ve MHP’nin yelkenini nasıl şişirdiğini hatırlayalım.

Türkiye’de Kürt sorunu yeni bir aşamaya gelmiştir. Bu saatten sonra görünen o ki, Kürtler’in haklı kimlik mücadelesi, Türk halkında bir sempati ya da en azından nötr bir durum yaratamazsa, Türk ve Kürt halkı kanayarak birbirinden kopmak zorunda kalacak. Bu nedenle bu sürece doğru politikalarla müdahale etmek gerekiyor. Kürt sorununu başka bir düzlemde değil de yaşadığımız düzlemde tartışıyorsak bu gerçeği görmeliyiz. Türklerle Kürtlerin bu kadar iç içe yaşadığı ve meselenin bu kadar çözümsüz olduğu bir tarihsel dönemeçte, Kürt kitlelerinin Barzanici bir siyasetin peşine takılmaları ya da çatışmaların devam etmesi ne kadar tehlikeli bir duruma işaret ediyor farkında mıyız? Bu nedenle Kürt sorununda çözümün Türk emekçileri ile birlikte aranması gerekir. Bunu yapabilmek kolay mıdır? Kesinlikle hayır. Daha önce söylemiştik yine söyleyelim. Devrimciler kolayla zor arasında değil, doğru ile yanlış arasında bir tercihte bulunmalıdırlar.{jcomments on}