Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Genç siviller rahatsız... Tayyip gençleri rahatlatsana!

 

Çağlar Kılınç

Topluma önerdikleri ve kutsadıkları kavramlara bakın; bir yere ait olmayalım, sırtımızda yumurta küfesi taşımayalım ve kırmızı çizgilerimiz olmasın. ‘Öyleyse siz neden varsınız’ diye sorulabilir. Bu koca dünya sistemi yıllardır toplumu ve bireyleri tam da saydığınız bu ölçütlere uygun hale getirmek için canını dişine takmış çalışırken size ne gerek vardı? Elbette gerek var. Sistem dünyada George Soros’a neden gerek duyuyorsa, Türkiye’de genç sivillere o yüzden gerek duymaktadır.

Yarınlar, 4. sayısının kapağını hakim sınıfların tükenen AB barutuna ve sistemin bu şekilde daha ne kadar krizsiz devam edebileceği sorusuna ayırmıştı. Sunuş yazısında ise halklara pervasızca yalan söyleyen ve söylediği yalana kendisi de inanarak hareket eden ve sonunda her zaman ve her yerde, her ne hikmetse ‘çiçeklerle karşılanacaklarını’ sanan zavallıların zeka sorunsalını incelemiş ve şöyle demiştik: “Liberaller Küçük Bush’un zeka düzeyinin neredeyse genetik bir kodlamadan başka bir nedeni olmadığına eminler. Bizse bunu bir sınıf tutumu sayıyoruz. O yüzden ABD’nin şimdiki yönetimini bir salaklar oligarşisi olarak görmektense, kişisel olarak tarihin sahnesine salak olarak çıkmak zorunda bırakılmış siyasi kadrolar olarak değerlendiriyoruz.” Kendisine genç siviller adını veren ve son dönemde gazete köşelerinden Taksim Meydanı’na kadar her buldukları yerden fırlamakta olan toplulukla ilgili okurken, Ocak ayında Bush ve benzerleri için yazdıklarımızı düşünmeden edemiyoruz: “Zeka, ideolojik bir ayrıcalıktır!”

Oysa bu organizasyonun temsilcileriyle röportaj yapan çoğu gazeteci, sunuş bölümünde ekipten yayılan zeka pırıltılarının nasıl da göz kamaştırıcı olduğundan söz ediyorlar. Parlak zekalı gençlerin yetişmesinden büyük bir haz duydukları kesin. İdeoloji, gazeteciler için ‘seçilen’ bir şeydir. Elden bir şey gelmiyor.

“Spor ayakkabı özgürlük, hafiflik, sivillik demek. Sivil olmak bir yere ait olmamak, sırtında yumurta küfesi taşımamak, kırmızı çizgileri olmamaktır.” diyerek tarif ediyor kendilerini, grubun sözcülerinden Turgay Oğur Star Gazetesine verdiği röportajda. Topluma önerdikleri ve kutsadıkları kavramlara bakın; bir yere ait olmayalım, sırtımızda yumurta küfesi taşımayalım ve kırmızı çizgilerimiz olmasın. ‘Öyleyse siz neden varsınız’ diye sorulabilir. Bu koca dünya sistemi yıllardır toplumu ve bireyleri tam da saydığınız bu ölçütlere uygun hale getirmek için canını dişine takmış çalışırken size ne gerek vardı? Elbette gerek var. Sistem dünyada George Soros’a neden gerek duyuyorsa, Türkiye’de genç sivillere o yüzden gerek duymaktadır. Ama toplum için yaratılan, ona reva görülen tüm bu ölçütler, gerçekte onlar için geçerli değil. Bal gibi de kırmızı çizgileri var genç sivillerin. Neo-liberal fikirlere baştan tav olduğu anlaşılan Star muhabiri röportajın sonunda soruyu şöyle sormuş: “Özde ve sözde demokratları ak koyun-kara koyun gibi birbirinden ayıran ‘ama’lardır biliyorsunuz. Sizin ‘ama’larınız var mı?” Genç sivil, zeka kokan bir yanıt vermiş: “Bir tane var: ‘Görüşlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilme özgürlüğünüzü ölene kadar savunacağım.’ Voltaire’in ünlü sözü.” Bundan başka ‘ama’ları yokmuş, marifetmiş gibi böbürleniyor. Zekanın kokusu uzaktan hoş geliyor. Oysa genç sivil, daha birkaç dakika önce ‘ama’ demişti. Hem de ne ‘ama’! “Ben halkın meydanlara çıkması taraftarıyım. Kendim de savaş karşıtı, nükleer karşıtı eylemlere giderim. Ama yapılan mitingler sivil değildi. Bir miting daha çok demokrasi, insan hakkı, özgürlük ve eşitlik için yapılıyorsa sivildir. Birilerinin özgürlükleri kısıtlansın, onları istemiyoruz demek ya da cumhurbaşkanının eşinin başörtülü olmasını istemiyorum diye şımarıkça bir talepte bulunmak sivil bir talep değildir.” Kendilerini tanımlarken savurdukları kırmızı çizgi-aidiyet-yumurta küfesi palavrasını yeniden hatırlamakta fayda var. İşte kırmızı çizgiler ve işte Başbakan’ın çürük tabir ettiği yumurtalar… ‘Ama’ kullanıp kullanmamak değil, ‘ama’dan sonra ne söylediğiniz önemlidir. Bu konuda derinleşmek isteyen, ekşi sözlükte ‘Ertuğrul Özkök ve x’e karşıyım ama konsepti’ başlığını okuyabilirler. Özkök için örneğin x = savaş olur ve ‘ama’dan sonrası ABD, demokrasi, küreselleşme diye devam ederken genç sivil aynı denklemi tersten kurmuş. Belli ki Özkök gözü açık gitmeyecek öte tarafa. Sadık bir genç kuşak şimdiden iş başında.

Rüyada Paşa kovalaması
Genelkurmay muhtırasının yayınlandığı gece sabahlayıp yazdıkları ‘Direnme Taahhüdü’ başlıklı bildiride “Ama artık herkes bilsin ki eski suskun halk değiliz. Artık bu gidişata el koyuyoruz” diyorlar. Ertesi gün binlerce insanın Çağlayan’da ‘Ne darbe ne şeriat’ sloganları atması gençleri kesmiyor. Hatta bu sloganı atanları ahlaksızlıkla suçlayacak kadar ileri gidiyor, pervasızlaşıyorlar. “Ne darbe, ne şeriat demek, ‘tecavüzcü suçlu; ama kız da mini etek giymeseydi’ demek kadar ahlaksızca bir şey. O yüzden ‘ne darbe, ne darbe’ dedik bir avuç genç.” İşte tam da bu türden bir zeka, asla yalnızca genetikle ilgili olamaz. Bir de darbe olasılığınd{jcomments on}a direnmekten söz ediyorlar. Gerçek bir darbe durumunda bu ekibin tabana kuvvet kaçacağını tahmin etmek de genetik bir zeka gerektirmiyor. Ayırt edici olan ideolojinin kendisi. “Bugün “ne darbe ne şeriat” demekle, mesela 12 Eylül’de “ne darbe ne komünizm” demek arasında hiçbir fark yok.” buyurmuş bir diğer genç sivil. Cemil Çiçek, Genelkurmay muhtırasından sonra Hükümet adına yaptığı açıklamadan önce bu gençlere neden danışmadığını kendisi düşünsün. Zira AKP ve onun şahsında gericilik ancak böyle Demirelvari bir laf ebeliğiyle savunulabilirdi. Anlaşılan o ki Demirel de gözü açık gitmeyeceklerden. Onun utanmazlığını miras almaya hevesli gençler yetişiyor memlekette.

Liberalizmin ilham kaynağı
Tohumları 1999 yılında ODTÜ İletişim Topluluğu’nda atılmış bir topluluk. Sonraki yıllarda Siyasal Ufuk Hareketi (SU Hareketi) adını almış. ‘19 Mayıs’lar stadyumlardan kurtarılsın’ başlığıyla okudukları bildiriden sonra Cumhuriyet’te Mustafa Balbay’ın meşhur ‘Genç Subaylar rahatsız’ başlığıyla yazdığı özel haberde sıralanan rahatsızlıklardan biri de okudukları bildiri olunca ‘Genç Siviller’ adıyla faaliyet göstermeye başlıyorlar. Genç siviller de rahatsızmış. Söylemeye gerek var mı, muhtıra söz konusu olduğunda AKP de rahatsız. Kitleler meydanlarda kendi rahatsızlıklarını hem ordudan hem AKP’den ayırarak ‘Ne darbe ne şeriat’ dediklerinde insanları ahlaksızlıkla suçlayan ahlak anlayışı hangi sınıfa ait olabilir? Sınıf tanımayan bir sivil toplumculukla karşı karşıya olduğumuzdan bu soruya onların yanıt vermesini beklemek haksızlık olur. İleri sürebildikleri en ileri talep kaynakların ‘insaflı’ dağılmasıyken, içine girdiğimiz seçim sürecinde neden sosyal demokrat ittifakı desteklemedikleri de ayrı ama anlamlı bir soru. SU Hareketinin ana siyasi ilkelerinden biri olarak sayılan bu insaflılık güncel siyaset karşısında Kemal Unakıtan’ın partisine arka çıkmaya kadar varabiliyor.

Bunların güncel sorunları memleketin bir adım olsun ileri gitmesinde bir katkı yapmaktan çok ses getirmek olduğundan ses getirecek her türden zırva da söylenebilir ve yapılabilir sayılıyor. Üzücü olan bu ucube siyasi hareketin örneğin fütursuzca destekledikleri AKP tarafından hesaba alınmayıp kendini solda gören kişi ve kurumlar tarafından ilham kaynağı olarak görülmesidir. “Genç Siviller Rahatsız metni ses getirdi. Bu metin sayesinde bizden çok daha olgun, tecrübeli insanlarla aynı platformlarda buluştuk. ÖDP, metnimizin ‘Birlikte Yaşamı Savunalım’ kampanyalarına ilham kaynağı olduğunu söyledi. Ahmet İnsel, Açık Radyo’da metni okurken duygulanıp, ‘Yeni bir sol gelecekse ruhu işte bu olmalıdır’ demişti.” Genç siville ÖDP adına konuşan kişinin gerçekte ÖDP’yi temsil etmediğini umalım, ama varsa bu esinlenmenin şaşırtıcı olmadığını da vurgulayalım. Ahmet İnsel’in duygulanması ise zekanın ideolojik bir ayrıcalık olduğu tezinin istisna kabul etmediğinin bir göstergesi olarak okunabilir.

Aydınlara karne
Genç siviller, 19 Mayıs’ta Darphane-i Amire’de düzenledikleri Demokrasi Sınıfı isimli etkinlikte aydınları değerlendirip muhtıra sürecinde takındıkları tutuma göre karne dağıttılar. Ders vermeye çağırdıkları aydınların bu süreçte takındıkları ‘direngen’ tutumu göz önüne alarak özenle seçtiklerini belirtmeleri aynı zamanda bir ihbar niteliği taşıyor. Bir genç sivil “Bir de bizi hayal kırıklığına uğratanlar var. Bunlar muhtıranın arkasından, doğru dürüst bir darbe karşıtı söylem üretmeden kendilerini ‘ama AKP de çok hatalar yaptı’ söylemine vuranlar.” diyerek isim vermeden Ahmet Hakan’a sitem ediyor. Ahmet Hakan, köşesinden yaptığı dayanılmaz polemikleri takip edenleri hayal kırıklığına uğrattığının farkında olarak demişti ki “Kardeşim… ‘Darbe’ ya da ‘muhtıra’ devreye girdiğinde sözün gücü biter. Bu nedenle... Sözün gücünün geçerli olduğu dönemde, ‘sözünün gücü olanlar’ ne yapmıştır meselesi önemlidir”. Anlaşılan bizim genç sivili ikna edememiş. Hayal kırıklığının yarattığı duygusal tahribat açık seçik ortada iken Ahmet Hakan üzerinden bir hayal kurmak nasıl bir zihinsel tahribatın sonucudur bilinmez… ya da bilinir! “Her dönemde egemen sınıfların fikirleri egemen fikirlerdir; yani toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda toplumun egemen entelektüel gücüdür. Maddi üretim araçlarını kendi tasarrufu altında tutan sınıf, buna bağlı olarak düşünce üretim araçlarını da denetiminde tutar, öyle ki düşünce üretim araçlarından yoksun olan fikirler tümüyle buna tabidir.” Marks ve Engels’in işaret ettiği bu kavrayış hakim sınıfların genç beyinler üzerinde nasıl bir tahribat yarattığını anlamaya yardımcı oluyor.

‘Ne darbe ne şeriat’ sloganını atanları ahlaksızlıkla suçlayan genç sivillerin demokrasi sınıfının iftihar listesinde bir Soros hayranı bulunuyor ve gençlerin hiç yüzü kızarmıyor. Neden kızarsın ki? Etyen Mahçupyan, Zaman gazetesinde birkaç ay önce “Karşımızda iş hayatında spekülatörlükle yükselmiş, yönetim ağının merkezine kadar yürümüş; ama o merkezin cazibesine kapılıp iktidar odaklarına yaltaklanmak yerine kendi hayalleri, ilkeleri ve kişiliği üzerinde bina ettiği bir sivil stratejiyi hayata geçirmek için tüm servetini harcayabilecek türde bir adam var... Keşke dünyada ve bizde de başka böyle insanlar olsaydı... Bu Soros’u beğeniyorum vesselam!” diyerek övgüler düzmüştü. Bu organizasyonun Soros tarafından beslendiğini öne sürenlere de bozuluyorlar. Kimse binmeyeceği eşeğin önüne ot atmaz, Soros bile!