Röportaj: Sefa Bozoğlu
Filistin Kurtuluş Hareketi’ni yakından tanıyan Ergun Adaklı’yla Filistin’de yaşanan gelişmeleri konuştuk. Filistin’deki durumun uzaktan görü{jcomments on}ndüğü gibi olmadığını ifade eden Adaklı, İslamcı örgütlerin öne çıkmasına rağmen, süreci belirleyen asıl çelişmenin hâlâ emperyalizmle yoksul halklar arasında olduğunu, siyasal İslam’ın bir yanıltmadan başka bir şey olmadığını vurguluyor.
Filistin’deki Hamas – El Fetih çatışmasının kaynağında ne var ve çatışmaların faturasını kim ödüyor?
Filistin’deki Hamas- El Fetih çatışması, günümüzdeki görüntüsünden çok daha farklı ve derin tarihsel nedenlere dayanıyor. İsrail’deki Siyonist devletin Hamas’a karşı Fetih liderleri ve başta Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas (Abu Mazin) ile işbirliği yapması da, günümüzdeki görüntünün tarihsel gerçekleri gizlemesi ve çarpıtmasından başka birşey değil.
Öncelikle görülmeli ki, Hamas’ın örgütlenmesi 1980’lerde, Fetih ve diğer kurtuluş örgütlerinin oluşturduğu, ortak cephe niteliğindeki FKÖ’nün (Filistin Kurtuluş Örgütü) mücadelesini baltalamak amacıyla, bizzat Siyonist devlet tarafından desteklendi ve beslendi. Hamas, İsrail sınırları dışındaki (Ürdün, Suriye ve Lübnan’daki) Filistin mülteci kamplarında hiçbir zaman örgütlenemedi ve varolamadı. Hamas varlığını şimdi tam cepheden düşman olduğu Siyonist devlete borçludur.
Bu çelişki, Afganistan ve İran başta olmak üzere Ortadoğu ve Asya’daki tüm Müslüman ülkeleri kapsayan “Yeşil Kuşak” projesinden kaynaklanıyor. Uluslararası emperyalizmin merkezi siyasi ve askeri otoritesi olan NATO 1957’den itibaren “Yeşil Kuşak” projesini uygulamaya koydu. Hedef; bölgemizde giderek artan Sovyet, Çin ve ulusal kurtuluş devrimlerinin etkisini kırmak amacıyla, İslami hareketleri örgütleyip beslemekti. Kahire kaynaklı Hizbul Tahrir ve Ahvanı Müslimin’den (Müslüman Kardeşler), İran’daki Ayetullah Humeyni’nin Molla hareketine; Afganistan’daki Taliban’dan Türkiye’de Erbakan liderliğindeki Milli Görüş hareketine kadar hepsi, NATO planı uyarınca emperyalist ve Siyonist gizli örgütler tarafından desteklendi, kollandı ve beslendiler. Dünyadaki tüm siyasal İsamcıların ceplerinden dolup taşan yeşil dolarlar da, ABD’nin uşağı Suudi Arabistan ve Körfez Şeyhliklerinin petro-dolarlarıdır. Hamas da temelde bu planın bir parçasıdır.
İsrail, Hamas’la olan çatışmalar sırasında El Fetih’e silah yardımı yapmak da dahil olmak üzere etkin bir biçimde Filistin halkı içindeki çelişmelere taraf olmaya çalıştı. İsrail’in Hamas’a karşı El Fetih’i desteklerken tek beklentisi intihar saldırılarının durması mı?
Geçtiğimiz yıllarda Hamas’a iktidar yolunu açan da, ona karşıymış gibi sahtekarlık yapan da Siyonist devletin ve destekçisi ABD yönetiminin kendisidir. 2000’li yıllara gelindiğinde, Camp David anlaşması uyarınca emperyalist ve Siyonist çeteyle uzlaşan Yaser Arafat (Abu Ammar) yönetimi, yolsuzluk ve rüşvet batağına gömülmüş ve çürümüş durumdaydı. Filistin halkından büyük bir tepki yükseliyordu. FKÖ’yü oluşturan örgütlerden ama özellikle de Fetih’in genç ve savaşçı tabanından Arafat yönetimine karşı yeni bir başkaldırı mayalanıyordu. Özellikle Fetih’in savaşçı kadrolarının örgütü Mescid-el Aksa Tugaylarının genç militanları, 1982 Lübnan Savaşın’dan sonra emperyalistlerle uzlaşıp savaş alanını terk eden ve Tunus’a giden yaşlı yöneticilerini “Tunuslular” diyerek hakir görüyor ve devirmeye hazırlanıyorlardı. Bu savaşçıların öne çıkan lideri; Mervan Barguti’ydi.
Siyonist devlet, Filistin halkından, bu sefer kendi çürümüş yöneticilerine karşı yükselen bu devrimci başkaldırı tehlikesi karşısında kolları sıvadı. O zaman Siyonist çete başı Ariel Şaron, Mescid-el Aksa’yı bastı. Filistin halkı 2. İntifada’yı başlatınca Yaser Arafat’ı Ramallah’ta tanklarla kuşatmaya alıp, Filistin’i yeniden işgal etti. Böylece Filistin halkı tarafından başkaldırıyla alaşağı edilecek olan Arafat, birden yeniden kıymete bindi.
Daha sonra plan uygulamaya kondu; Arafat şaibeli bir hastalıkla öldürüldü, devre dışı bırakıldı. Cumhurbaşkanlığı için seçimlerde, Siyonist devlet, Arafat’ın en sağ kolu, Fetih içindeki en kirli ve uzlaşmacı lider Mahmud Abbas’ın yolunu açtı. Onun karşısına aday olarak çıkan savaşçı kadroların lideri Mervan Barguti’yi tutuklayarak devre dışı bıraktı. Fetih’in savaşçı kadrolarına ve diğer ilerici örgütlere karşı yok etme operasyonlarına girişti. İşte bu aradan Hamas sıyrıldı.
Siyonist devlet, artık dikiş tutmayan Arafat-Abbas gerici yönetiminin yıpranması halinde, Barguti’nin devrimci yönetimindense, Hamas’ın “İslami” yönetimini yeğlediler. Bu Siyonist planı kuşkusuz ABD ve AB emperyalistleri de desteklediler.
Dolayısıyla şimdi yaşanan çatışma, uzlaşmaz Hamas ile uzlaşmacı El Fetih arasında gibi görünse de derinlerdeki gerçeklik çok daha başka. Aslında emperyalist-siyonist dünya egemenlerinin El Kaide, Taliban, Humeyni, Hamas gibi kendi yarattıkları ucubelerle çatışmaları tamamen göstermelik.
Siyasal İslam’ın Orta Doğu’daki yükselişi emperyalizmi zayıflatmak için olumlu bir rol oynayabilir mi?
1977 NATO Stratejik Tehdit Algılamaları raporu, Batı dünyasının karşısındaki en büyük ve yeni tehdidin (eskiden Sovyetler idi), yoksullaşan halklardan yükselecek başkaldırı hareketleri olacağını vurguluyordu. Siyasal İslam bu gerçek tehdidin tamponlanıp yolundan saptırılması için kullanılan bir araç olmaktan öteye geçmiyor.