Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bu adaya kimler ortak?

 

Yarınlar

Allahtan söylenmiş sözler ve yazılmış yazılar kayıt altında. Yoksa İstanbul’dan adaylığını açıklayan Baskın Oran’ı solcu sananlar, eğer aday olmasaydı oyunu AKP’ye vermek konusunda nasıl hevesli olduğunu nereden öğreneceklerdi? Bundan iki yıl önce “AKP milliyetçiliğin at gözlüğünü takmayan Türkiye’deki tek parti. Şu bunalımlı dönemde iktidarda olması bir nimet. (…) Böyle devam ederlerse, bir dahaki seçimde oyumu AKP’ye verebilirim” diyen, solcu aday Baskın Oran’dan başkası değil.

baskinGenelkurmay muhtırasının yarattığı etkiyle girilen genel seçim sürecinin başlamasıyla birlikte sol için yeni sayılabilecek bir yöntem ortaya atıldı. Ortak bağımsız adaylar yoluyla, özellikle büyük şehirlerde sol oyların ağırlıklı olduğu seçim bölgelerinden, %10’luk orana ulaşmaya gerek kalmadan meclise girebilmek. Yapılan çalışmalar, 2002 seçimleri baz alındığında solda duran tüm siyasi partilerin belli bölgelerdeki oylarının toplanmasıyla 50-60 arası ortak adayın meclise girebileceğinin sinyalini verdi. DTP’nin de 2007 seçimlerine bağımsız adaylar çıkararak katılacak olması ortak bir platformla bu planı mümkün hale getirdi.

Bu olanağın belirmesiyle birlikte “Seçimlerde Ortak Aday İstiyoruz Kampanyası” başlığıyla başlatılan çalışma, yayınlanan bir bildiriyle kamuoyuna duyuruldu. Seçim kararının ani alınması ve solun genel dağınıklığı ve hazırsızlığı nedeniyle bu gündem birkaç farklı başlık üzerinden acele bir tartışmaya tabi tutuluyor.

Emperyalizmin adının geçmediği ‘sol’ bildiri
Ortak aday kampanyası, basın duyurusunda kendisini; “emekten, özgürlükten, demokrasiden ve barıştan yana olan seçmenler için sol bir alternatif” olarak takdim ediyor ve ekliyor: “Ortak bağımsız adaylarımızın hemen her sendika, demokratik kitle örgütü, sol parti, grup ve kurumun savunmakta olduğu en ortak noktalar üzerinden oluşturacağı bir seçim bildirgesi etrafında hep birlikte kampanya yapması gerekmektedir.” Sol olma iddiasını açıkça beyan eden ve en ortak noktalar üzerinden harekete geçmeyi taahhüt eden kampanyanın, İstanbul ikinci bölgeden aday göstermek için bula bula Baskın Oran’ı bulması, liberalizmin sol kavramının altından fışkırmakta ne kadar hevesli ve başarılı olduğunu yeniden gözler önüne serdi.

Kampanyanın internet sitesi ortakaday.net’in ana sayfasında  kısa bir tahlil ve ortak adayların genel nitelikleri sıralanmış. Hemen yanındaki sekmede ise ortak basın bildirisi yer alıyor. Her iki metinde de ABD, Avrupa Birliği ya da emperyalizm sözcüğüne rastlanmaması bir tesadüf olarak görülemez. IMF ve patronlara karşı emekçilerin haklarını savunmaktan söz eden bildiride yukarıdaki sözcüklere rastlanamaması, metnin yazarlarının birinci dereceden bir soyutlama yeteneğine haiz olmadıklarından ya da bildiri okuyacak sıradan insanların kafasını karıştırmamak temennisinden kaynaklandığını söylemek, sol liberalizme fazla iyi niyetli yaklaşmak olmayacak mıdır? Hadi emperyalizmin telaffuzundan vazgeçtik, ‘küreselleşen’ dünyanın ve sermayenin Türkiye emekçilerine getirdiği yıkım ve maliyetin sözünü etmekten de aciz bildirilerle emekçilerin oyunu istemek, size de biraz utanmazca gelmiyor mu?

Utanmazlık 2007!
Allahtan söylenmiş sözler ve yazılmış yazılar kayıt altında. Yoksa İstanbul’dan adaylığını açıklayan Baskın Oran’ı solcu sananlar, eğer aday olmasaydı oyunu AKP’ye vermek konusunda nasıl hevesli olduğunu nereden öğreneceklerdi? Bundan iki yıl önce “AKP milliyetçiliğin at gözlüğünü takmayan Türkiye’deki tek parti. Şu bunalımlı dönemde iktidarda olması bir nimet. (…) Böyle devam ederlerse, bir dahaki seçimde oyumu AKP’ye verebilirim” diyen, solcu aday Baskın Oran’dan başkası değil. AKP’ye oy vereceğini söylemesiyle gelen tepkilere ise “Dünyayla birlikte kavramlar da şirazesinden çıktı. Anlamlar kaydı. Türkiye’de iki kavram fena halde kaydı: ‘ilerici’ ve ‘solcu’. Şu anda benim için bu iki kavramın tek bir doğru anlamı var: ‘demokrat’. Kim insan haklarını savunuyorsa, kim demokrasinin arkasında samimiyetle duruyorsa, benim için ilerici ve solcu odur. Umurumda değildir ideolojisi. Umurumda değildir başka konularda ne dediği, ne yaptığı; insan hakları ve demokrasi savunuculuğuyla çelişmediği sürece.” diyerek yanıt vermişti. Oran, 20 Mayıs tarihli Radikal 2’de yayımlanan ‘Antiemperyalizm 2007’ başlıklı makalesinde kendi geçmişiyle alay ederken, Cumhuriyet mitingleri üzerinden günümüzün anti-emperyalistlerine, geçmişin sosyalistlerine saldırıyor. “İzmir Atatürk Lisesi’nden çıkıp ana tüyünde bir kuş olarak 1964’te Mülkiye’ye konduğumda, damarda getirdiğim milliyetçilik ile orada bulduğum Marksizm ‘beş benzemez’ türünden iki şeydi. Antiemperyalizm işte bu ikisi arasındaki köprü’yü kurdu. Tabii, ayağı birincinin üzerine inşa edilmiş bir köprü. Her kötülüğü emperyalizmden bilmek rahatlatıcıydı. Birçok şeyi “emperyalizmin oyunu”na yükleyip geçtik. Demokrasimizin o zamanki hali yüzünden, kapitalizmi doğrudan eleştirmek zordu; 141-142. maddeler vardı. Johnson Mektubu sayesinde ABD karşıtlığı üzerinden dolaylı antikapitalizm yapabildik; antiemperyalizmin bir işlevi de bu oldu.” Şimdi 6 Mayıslarda Denizleri, son sözleri “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!” olan Denizleri anan solun, 22 Temmuz’da mührünü Baskın Oran adının altına vurması bekleniyor. Şimdi, 68’de İstanbul’da denize döktükleri Amerikan askerlerini, Irak’a saldırmak için İskenderun Limanı’nda gördüğünde yine “kahrolsun emperyalizm” diye haykıranlardan, köylerine düşen füze parçalarını toplamaya gelen Amerikalıları sopalarla kovalayan köylülerden oy mu isteyeceğiz Baskın Oran için? Baskın Oran meclis kürsüsünden yasa maddeleri sıralayıp, cahil milletvekillerine demokrasi dersi verecek, popülaritesi yükselecek diye emekçilerin kapılarını mı çalacağız? Baskın Oran mecliste bu telden çalmaya devam ettiğinde, oyunu istediklerimize dönüp ne söyleyeceğiz?

Milliyetçilikle Marksizm arasındaki köprüyü kurmuş anti-emperyalizm Baskın Oran’ın zihninde. Milliyetçilikten Marksizme geçişte bir ara aşamayı doldurmuş. Oysa emperyalizm aslında ancak ve ancak işgal koşullarında olurmuş. Sahi emperyalizmin teorisini yapan kimdi, hatırlayan var mı?

Açık seçik ifade etmek gerekir. Baskın Oran bir solcu olmadığı gibi ‘gerçek anlamıyla sol’un ortak adayı da değildir. Kendisi olsa olsa bir demokrattır. “K.Evren’e son demeçlerinden, açılmaz ya, dava açılması halinde, kendisinin ifade özgürlüğünü destekleme bildirisine kayıtsız ve şartsız ve önkoşulsuz (yani, 12 Eylül rezilliğini hiç anımsatmadan) ilk imzayı atacağıma ve duruşmalarına bizzat gideceğime şerefim ve namusum üzerine söz veririm.” diyecek kadar tutarlı bir demokrattır, hakkını yememek gerekir.

Baskın Oran’ın solcu sanılmasının kaynağında, Kemalizme karşı giriştiği ideolojik mücadele, Kemalizmin ise bugün memleketteki resmi ideoloji olduğunun düşünülmesi yatıyor. Resmi ideolojinin karşısında yılmaz bir demokrat! Oysa Baskın Oran Avrupa Birliği’ni her yazısında ABD’den özenle ayrıştırır ve vitrinin güzide köşesine yerleştirirken, o Avrupa devletlerinin gayrı resmi olduğunu mu düşünüyordu? Yoksa resmi ideoloji Türk milliyetçiliğinin bir icadı mı sadece? Resmi ideolojiyle dövüşüyorum diye emperyalist merkezlerin resmi ideolojisini memleketin fikri hayatına monte etmek için solcu sayılmak gerekmiyor. Bu kadar zahmet niye?

Siyaset gerçekler dünyasında yapılıyor
Kampanyanın tüm çerçevesini sosyalistlerin belirleyemeyeceği ortada. Somut bir başarı kazanabilmek için Kürt oylarına ihtiyaç duyulduğu ve bileşenler arasında sosyalistler kadar sol liberallerin de varlığı bir gerçek. Bu gerçek karşısında sosyalistlerin ortak aday kampanyasına katılımları, emekçilerin karşısında kendi bağımsız politikalarını savunmaya elverir esneklikte kalmak zorunda. Daha ötesi, sosyalistlerin bu platformdaki varlığı kendisini esas olarak sol liberalizmle mücadele üzerinden ifade etmelidir. Bu mücadelenin doğal sonucu olarak emekçilerin yoğunlukla yaşadığı bölgelerde sosyalist seçenek her koşulda sunulmalıdır. Haluk Gerger’in isabetle belirttiği gibi “ortak aday projesi, ‘bezirgan liberaller’e muhtaç değildir ve Kürtlerin, bilinçli işçilerin, sosyalistlerin oylarının ‘kurda olduğu kadar kuşa da yem yapılması’nın gereği yoktur”.

 

Haluk Gerger: “Devrimci sol kendi ortaklığını inşa etmelidir”

22 Temmuz’da yapılacak genel seçimlerde Ankara’dan bağımsız aday olan araştırmacı yazar Haluk Gerger, imzacıları arasında bulunduğu ortak aday kampanyasına ve solun tutumuna ilişkin 16 Mayıs tarihinde bir açıklama yaptı. Haluk Gerger’in çağrısının tam metni:

“DTP’nin, seçimlere, kendi özel konumu çerçevesinde, bağımsız adaylarla katılacağını açıklamasının ve belli yerlerde de oy potansiyelini “Türk aydınları” lehine yönlendirmesi olasılığının belirmesinin ardından, Sol’un “ortak aday” projesi tartışılmaya başlandı. Doğal olarak, DTP’nin tavrının muhatabı konumundaki parti, kurum ve kişiler kendi aralarında ve DTP ile bu konuda görüşmeler yapmaktalar.
Bu gelişmeler karşısında, “devrimci sol”un tavrı özel önem taşımaktadır. Sosyalist sol içinde “ortak aday” düşüncesine sıcak bakan ve önce kendi aralarında görüş alışverişinde bulunan çevreler var. Bu türden bir işbirliğinin “devrimci sol” bakımından ödün kabul etmez ilkelerinin de bu tartışma sürecinde saptanacağı kuşkusuzdur.

Kürtlerin oyları ile devrimcilerin iyi niyetini, emeğini, “sol liberaller”in tekeline ve insafına terketmemek için, “devrimci sosyalist sol”un, en azından seçimleri “işçi sınıfı, emekçiler ve bütün ezilenlerle diyalog kurma”nın elverişli bir yolu olarak gören kesimlerinin, kendi “ortak aday” adaylarını oluşturma sürecini başlatmaları gerekir. Elbette aslolan ilkelerdir. Yine de, burjuva demokrasisinin seçim panayırını kendi öz yozluğunun bile ötesine taşıma eğilimini barındıran “kariyerizm” ve “liberal dolandırıcılık” karşısında da tavır almak gerekmektedir. Ulusalcı ve liberal “sol”lar karşısında, “sosyalist sol” seçeneğinin varlığı mutlaka vurgulanmalı ve “ortak aday” projelerine bu perspektifle yaklaşılmalıdır. Gerektiğinde de, düzene monte edilmiş liberal ya da ulusalcı “solculuk”la bağları kesinlikle kopartarak, “devrimci sol” kendi ortaklığını inşa etmelidir. Toplum, elbette, AKP ve liberaller-Genelkurmay ve milliyetçiler-ABD üçgenindeki iktidar mücadelesinin cenderesinden kurtarılmalıdır ama köşe başlarını sol liberalizm ile AB’nin tuttuğu bir başka düzen kısır döngüsüne de mahkum edilmemelidir. Özellikle yoksul Kürt yığınlarının bu oyunda solcu-liberal “Türk aydınları”na peşkeş çekilmesi asla kabullenilmemelidir. Bu, ölümü gösterip onları sıtmaya razı etmek demektir. Sosyalistlerin böylesi kirli bir oyun içinde yer almaları düşünülemez bile. Devrimcilerin bu konudaki tavrı, düzen içi meşruiyet arayışına mahkum edilen Kürt politikacılara rağmen de böyledir.
Ben, bu tartışmaya katkısı olabilir diye, hiçbirine danışmadan, bu konu hakkında onlarla hiç konuşmadan ve listenin elbette eksik olduğunu bilerek, aşağıdaki isimleri devrimci kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum. Sadece bu listeden de görülebileceği gibi, “ortak aday” projesi, “bezirgan liberaller”e muhtaç değildir ve Kürtlerin, bilinçli işçilerin, sosyalistlerin oylarının “kurda olduğu kadar kuşa da yem yapılması”nın gereği yoktur.”


İsmail Beşikçi, Dr. Sungur Savran, Prof. Yüksel Akkaya, Hacı Orman, Prof. Korkut Boratav, Varlık Özmenek, Prof. Cem Somel, Prof. Izzettin Önder, Ercan Kanar, Atilay Ayçin, Dr. Sibel Özbudun, Behiç Aşçı, Eren Keskin, Prof. Tülin Öngen, Selçuk Kozağaçlı, Necati Abay, Hüsnü Öndül, Ruhan Mavruk, Tayfun İşçi, Tayfun Görgün.{jcomments on}