Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Blair gidiyor, her şey düzeliyor (mu?)

 

Ömer Akyüz{jcomments on}

2003 yılında Irak’ı işgal için hiç tereddüt etmeden ABD’nin müttefiki olan Blair, bugün olayların hiç de beklediği gibi bir çizgide ilerlemediğinin farkında olmalı ki inine çekilme zamanının geldiğini düşünüyor. Zaten Blair’in Irak’taki durum ile ilgili “felakete döndü” söylemini bir dil sürçmesi değil; aksine Irak Savaşı’yla ilgili söylediği tek doğru olarak kabul etmemiz yerinde bir tespit olur.

Irak işgali’nin baş mimarı George Bush’un en sadık müttefiki, İngiliz işçi sınıfının büyük düşmanı Tony Blair nihayet görevinden istifa edeceği tarihi açıkladı (27 haziran 2007). Blair, görevde kaldığı 10 yıla yakın zaman dilimi içerisinde izlediği emperyalist politikayı ve bu politikanın sonuçlarını, “Doğru olduğuna inandığım şeyleri yaptım.” cümlesiyle örtbas edeceğini düşünmüş olsa gerek. Öte yandan Beyaz Saray’dan Blair için “olağanüstü bir lider, bir dost ve müttefik” ibaresinin yer aldığı bir övgü metni yayımlandı.

Blair’ın en büyük işi: Irak Savaşı
2003 yılında Irak’ı işgal için hiç tereddüt etmeden ABD’nin müttefiki olan Blair, bugün olayların hiç de beklediği gibi bir çizgide ilerlemediğinin farkında olmalı ki inine çekilme zamanının geldiğini düşünüyor. Zaten Blair’ın Irak’taki durum ile ilgili “felakete döndü” söylemini bir dil sürçmesi değil; aksine Irak Savaşı’yla ilgili söylediği tek doğru olarak kabul etmemiz yerinde bir tespit olur.

ABD ve İngiltere’nin savaşa girerken tek tutarlı dayanakları Saddam Hüseyin’in insanlık için büyük bir tehlike arz eder nitelikte kitle imha silahları bulundurduğu idi. Oysa ilerleyen süreçte durumun hiç de böyle olmadığı anlaşıldı. Hatta işgalden sonra bu durum, bizzat işgalin mimarları tarafından defalarca itiraf edildi. Kaldı ki Irak’ın nükleer silah bulundurması ABD ve İngiltere’nin Irak’a askeri müdahalede bulunması için bir gerekçe sayılamazdı. Eğer bu geçerli bir neden olsaydı bu müdahalenin Irak’tan önce İsrail’e yapılması gerekmez miydi?

4 yılı aşan süredir devam eden işgalin sonucunda, işgalcilerin savaşın askeri ve siyasi maliyetini ödeyemez duruma gelmesi kaçınılmazdı. Şimdi izledikleri politika ise olayların sorumluluğunu işbirlikçi Irak Hükümeti’ne ve ordusuna yıkmaktan öteye gitmemektedir.

Bugün eğer İngiltere askeri kuvvetleri Irak’tan çekilmemişse, bunun nedenlerinden biri bölgede siyasi istikrarın sağlanamamasıdır. Diğer bir nedeni (hiç de küçümsenmeyecek bir neden) ise böyle bir şeyin direnişçilerin kazandığı bir zafer olarak algılanmasından korkulmasıdır. Direnişçilerin bir zafer kazandığının düşünülmesi, hükümetin güven kaybetmesi ve İşçi Partisi iktidarının bitmesi anlamına gelir. Oysa sürecin bu şekilde ilerlemesi istenmediği için Blair’ın istifası talep edilmiştir. Çünkü; İngiliz seçmeninin Blair’a olan güveninin telafi edilemeyecek kadar kırıldığı su götürmez bir gerçektir. İngiltere’de yapılan araştırmalar gösteriyor ki her beş İngiliz seçmeninden sadece biri Blair’a olan güvenini korumaktadır. Durum böyle olunca yeni bir ismin -İngiltere’nin şu anki Maliye Bakanı Gordon Brown’ın- taze kan etkisi yapacağı ve iktidarın değişmeden aynı politikayı bu yeni isimle devam ettirmesinin daha olanaklı olacağı düşünülüyor. Zaten tarihe şöyle bir göz attığımızda emperyalist güçlerin hiçbir zaman işgalci, sömürücü politikalarından vazgeçmediklerini kolaylıkla anlayabiliriz. Gordon Brown’ın çizgisinin Blair’ınkinden farklı olacağını düşünmek hayalden öteye gitmeyecektir. İngiliz askerlerinin olası bir geri çekilmesinin İngiltere’nin Orta Doğu politikasında köklü bir değişikliğe gittiğine işaret etmeyeceğini belirtmekte fayda var. Askerlerin geri çekilme sürecinin hızlandırılmasının, daha çok iç politikayı rahatlatma manevrası olacağının düşünülmesi doğru bir tespit olacaktır. Bunu, Blair’ın giderayak halefine bıraktığı vasiyet şeklinde yorumlanan açıklamasından çıkarmak pek de zor değil: “Silahlı kuvvetlerimiz, durum acil bir tehlike arz etmese dahi, memleketimizden çok uzaktaki ülkelerde konuşlandırılmaya devam edecek.”