Yeltsin öldü... Yattığı yerde kıvransın

 

Ulaş Karakul

Zaman Gazetesi’nin “Rusya’nın seçilmiş ilk lideri Yeltsin öldü” başlığıyla arkasından ağladığı bu adam, Türkiye’de gericilerin pek hassas oldukları Çeçen sorununun kanlı bir kıyıma dönüşmesinin asıl sorumlusu değil miydi? Zaman gazetesi “seçilmiş ilk lider” övgüsüyle neden yetiniyor ki? Aynı zamanda devasa kamu zenginliklerini yağmaya açan ilk lider de Yeltsin’di.

boris_yeltsinÖlümüyle, ABD yöneticilerinden Batı Avrupa’ya kaçmış Rus mafyasına kadar geniş bir kesimi hüzne boğan Boris Yeltsin, şüphe yok ki çok daha geniş bir kesimi mutlu etti. Rus parlamentosunun alt kanadı Duma’da Yeltsin için bir dakikalık saygı duruşu çağrısına, Komünist Parti milletvekilleri katılmadı. Komünist Parti milletvekili Viktor İlyuhin yaptığı açıklamada, “Baba ocağını parçalayan birini” asla onurlandırmayacaklarını ifade ederken, Rusya Federasyonu Komünist Partisi Birinci Sekreteri Gennadi Züganov “Yeltsin’in öldüğü gün yorum yapmak istemiyorum. Ölünün arkasından kötü konuşmak istemiyorum” sözleriyle mevtaya yönelik duygularını ifade etti. Yeltsin eliyle hayata geçirilmiş mafyöz kapitalizmin ne olduğunu bilmeyenler için bu açıklamalar, siyasi çevreler arasında nezaket sınırlarını aşan bir tartışma olarak görülebilir. Bilenler için ise söylenebilecek olan çok daha fazla şey var.

Darbe ve yağma
Yeltsin’i votkanın dozunu hiçbir zaman ayarlayamaması ve yakınındaki kadınlara yönelik samimiyetiyle özetlemeye çalışan magazin basını, bu adamın adının gerçekte neden hatırlanması gerektiğini göz ardı ediyordu. Yeltsin, SBKP bürokrasisi eliyle altı oyulmuş bir sosyalizmin, yine o bürokrasinin içinden gelen ve sosyalizmden elde kalanların kesin olarak ortadan kaldırılmasında başrol oynayan önder kadrosudur. Gorbaçovcu klik arasındaki çelişmelerden kaynaklanan ve göz kamaştırıcı bir beceriksizlikle hayata geçirilen Ağustos 1991’deki darbe teşebbüsünün ardından, Yeltsin ‘değişim’ yanlılarının fiili önderi haline geldi. Beceriksiz darbecilerin, sokak gösterilerini engellemeye boş silahlarla göndererek belediye zabıtası durumuna getirdiği askerlerin arasında bir demokrasi kahramanı olarak yıldızı parlatıldı. Yeltsin dünya çapında emperyalist medyanın kahramanıydı artık. Sözümona ‘statükocu’ darbe, Kenan Evren’i bile çileden çıkardı: “Böyle acemice darbe mi olur?” diyordu işin ustası. Darbeciler Gorbaçov’u iktidarı bırakmaya zorlamaya çalışmış ancak Gorbaçov’a bile rahmet okutacak Yeltsin’in elini kolunu sallaya sallaya iktidara yürümesinin yolunu açmıştı.

İplerin Yeltsin’in eline geçmesi, kamu mülkiyetinin eşi görülmemiş bir biçimde yağmalanmasına ve ‘Yeni Rus’lar denilen bir burjuvazinin hızla palazlanmasına yol açtı. 30’lu yaşlarının ortalarında dolar milyarderleri arasında yıldızları parlayan, İngiltere’de kulüp İspanya’da plaj satın alan bu vurguncuların tek özelliği, yağma sırasında devasa petrol, kömür ya da demir/çelik kaynaklarını gasp etmelerini sağlayacak ilişkiler içinde bulunmalarıydı. Piyasanın insafına terkedilmiş ve daha önce yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir sıkıntı çekmeyen milyonlar sefalete gömülüyordu. Kagarlitski “Yeni Rusların hayat tarzı yoksulluk çeken yurttaşlar için açık bir tehditti” diyor. “Yarı aç yarı tok insanların gözlerinin önünde gazinolar, butikler ve zengin kulüpleri birbiri ardına açılıyordu. Sıradan aşevleri yerlerini pahalı restoranlara bırakırken, yiyecek satan dükkânlar da ithal malı nadide yiyeceklerin satıldığı şarküterilere dönüşüyordu.”

Yeltsin demokrasisi
Yeltsin’in Rusya’ya demokrasi getirdiği de utanmazca söylenen yalanlardan biriydi. Sovyet sansür kurumları Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından önce ortadan kalkmıştı ve resmi sansür kaldırılmadan önce de gazeteciler kendilerini görece özgür hissediyordu. Önemli haberleri dikkatle takip eden halk, gazete ve dergileri geniş ölçüde okuyordu. Yeltsin Rusya’sında ise gazete okuyanlar oldukça azaldı, okuduklarına inananlar elbette çok daha azdı. Televizyonlara ya suya sabuna dokunmayan muhalefet temsilcileri ya da en aşırı unsurlar çıkarılıyordu. Milyonlarca Rus, Meksika dizilerinin izleyicisi halini almıştı. Parası olan politik güçler televizyondan sonuna kadar faydalanırken komünistler bu olanaktan mahrumdular. Yeltsin’in başa gelir gelmez yaptığı ilk iş, Komünist Partisi’nin yasadışı ilan edilmesi ve tüm mal varlığına el konulmasıydı çünkü.

Reagan’ın “Şeytan İmparatorluğu” dediği SSCB’nin yenilgisinin ardından Yeltsin, radyo ve televizyon kurumunda geniş kapsamlı bir temizlik harekatına girişmiş ve komünistlere yakın olduğu düşünülen herkesi işten çıkarmıştı. “Demokrat” gazeteciler bu temizliği destekliyordu. Aynı tırpanın ‘demokrat’ları da biçeceğinin ortaya çıkması çok sürmedi. Yeni yöneticilere yaltaklanmada en önde gelen gazetecilerden biri olan İgor Yakovlev, Ostankina televizyonunun müdürlüğünü yaptığı sırada, Kafkasya ile ilgili yaptığı hoşa gitmeyen yayınının üzerinden bir saat geçmeden görevden alındı. Parlak demokrat, göz açıp kapayıncaya kadar kendini yardım dilenen güçsüz ve biçare bir pozisyonda buldu.

Medya üzerinde sağlanan bu denetim, seçimlerde Yeltsin lehine sonuna kadar kullanıldı. Nisan 1993’teki referandum sırasında televizyon yayınlarının %85’inde tüm yorumlar Yeltsin yanlısıydı. Halkın üçte birinin katıldığı referandumda Yeltsin ‘eşsiz” bir başarı kazandı.

Tüm bu denetime rağmen kapitalist restorasyon direnişle karşılaşıyordu. Yeltsin, 1993 yılında reform önerilerini ve yönetim değişikliklerini engellemeye çalışan parlamentoyu askeri güç kullanarak dağıttı ve parlamento binasını tanklarla bombalatarak 150 kişinin ölümüne imza attı. Bu saldırı sırasında aralarında Pravda’nın da bulunduğu üç gazete kapatıldı. Tam olarak denetlenemeyen 600 Saniye programı yayından kaldırıldı. Bağımsız Sendikalar Federasyonu’nun basın sekreteri bir araba hırsızlığına karıştığını kabul etmesi için sorguya alındı. Moskova Sovyeti basın merkezinin başında bulunan bir başkası ise son anda kaçarak son açıklamasını bir ankesörlü telefondan yaptı. Ostankino Televizyonu ve Rezonans Radyo İstasyonu ateşe verildi. Yayını sürdürebilen tek radyoda çalışanlar, hükümet güçlerinin ateşi altında çalışmayı sürdürdüler. Sovyet döneminin yozlaşmasından liberalleşerek kurtulacağını düşünen Rus halkı, kendi deneyiminde kapitalizmle yeniden tanışıyordu. Ve elbette kapitalist demokrasiyle…

Yeltsin’in bayramı, ABD’nin bayramı
Yeltsin’in iktidara gelmesinden sonra, başkanlığa seçildiği gün olan 12 Haziran, Bağımsızlık Günü ilan edildi. Rusya’nın hangi işgalciden kurtulduğu belli değildi, hangi işgalciye teslim olacakları ise gün gibi açıktı: ABD’ye…

Sovyetler’in dışsatımının en önemli kalemlerinden birisi silah satışlarıydı. 1990’da SSCB’den silah satın alan ülke sayısı 47 iken bu sayı 1993’te eski Sovyet Cumhuriyetleri de dahil olmak üzere 26’ya düşmüştü. Rusya, ABD’nin telkini doğrultusunda Küba ve Irak’la bağlarını koparıyor, diktatörlüklere destek olmamayı taahhüt ediyordu. Fakat bu da süreci açıklamak açısından yeterli değildi. Diktatörlük suçlamasına maruz kalmayan Hindistan’a ABD tarafından konulan roket teknolojisi ambargosuna da itaat edildi.

Uşaklık becerisizlikle kolkola gidiyordu. 1983’te Japon denizinde bir Sovyet savaş uçağı tarafından vurularak düşürülen yolcu uçağının kara kutusunun Kore’ye verileceğini açıklayan Yeltsin, Kore’ye yanında iki kutuyla gitti. Ancak kutuların içi boştu. Ruslar kutuların içini bulamamışlardı. Diplomatik bir skandal patlak verdi ve Rus Dışişleri özür dilemek zorunda kaldı. 1992’de New York’ta gaza gelip Batı karşıtı sert bir konuşma yapan Kozirev’in ertesi gün konuşmanın aslında bir şaka olduğunu açıklayarak sözlerini geri alması da bir diplomasi fıkrasından farklı değildi.

SSCB’nin parçalanmasında başrol oynayan ve derebeyliklere giden yolun en önemli mimarı olan Yeltsin, 1994’te Çeçenistan’daki ayrılıkçı harekete silahla müdahale etmeyi tercih etti. Çeçenistan’a giren Rus Zırhlı Birlikleri, kendilerini bekleyen hazırlıklı Çeçen milisler tarafından ayak bastıkları anda şiddetle karşılandı. Rusya Çeçenistan’dan gelen parçalanmış tank ve asker görüntülerinin altında kaldı. Bu politik ortam Jirinovski’nin kayda değer bir aktör haline gelmesine varan süreci de başlatmıştı. 1996’da Çeçenistan’dan çekilmek zorunda kalan Rusya’da Yeltsin’in işleri eskisi gibi gitmemeye başladı.

Zaman Gazetesi’nin “Rusya’nın seçilmiş ilk lideri Yeltsin öldü” başlığıyla arkasından ağladığı bu adam, Türkiye’de gericilerin pek hassas oldukları Çeçen sorununun kanlı bir kıyıma dönüşmesinin asıl sorumlusu değil miydi? Zaman gazetesi “seçilmiş ilk lider” övgüsüyle neden yetiniyor ki? Aynı zamanda devasa kamu zenginliklerini yağmaya açan ilk lider de Yeltsin’di. Rus usulü kapitalizmi, gözünü kırpmadan kan dökerek, parlamento bombalayarak ayağa kaldıran ilk lider de oydu. Dini bütün bir gazetenin, ayık gezmeyen bu Rus’a olan hayranlığı dikkat çekici değil mi? Öyle ama gericiler arasında bunların lafı edilmez. Zaman gazetesi ile Yeltsin aynı Amerikancı politikanın taşeronları olarak birbirlerine saygıda kusur etmemelidir.

İçerde sosyalizmin süratle tasfiyesini ve kapitalizmin tesis edilmesini temel görev olarak benimsemiş Yeltsin, dünya çapında ABD’nin basit bir hizmetkarından başka bir şey değildi. Ne olursa olsun devasa bir gücü elinde tutmayı sürdüren Rusya Yeltsin tarafından, uluslararası politikanın önemsiz bir figüranı ve ABD’nin basit bir taşeronu haline getirildi.

ABD de nalları dikmiş bu eski kuklaya olan vefa borcunu, töreni eski ABD Başkanları George H.W. Bush ve Bill Clinton’ın katılımıyla onurlandırarak ödedi. ABD ile Yeltsin arasındaki alışveriş bitti. Tokalaşarak ayrıldılar. Rus emekçileri ise Nazım’ın mezarının yakınlarına gömülen bu eski diktatörü yattığı yerde rahat bırakmayacaklar.{jcomments on}