Sabahın bir sahibi var

 

Yarınlar

Yıllar önce Paris’te yaşayan komünist bir şair Paris’i şöyle tarif ediyor: “Bu şehirde 1840 yılından beri burjuvazi hep aynı korkuyla yatağına yatar: Acaba bu gece proletarya gırtlağımı keser mi?” İşte 77 1 Mayıs’ında kontrgerillanın sahneye çıkmasının sebebi burjuvazinin telaşını dindirip, yüreğine su serpmektir. Ve bu katliam, solun yenilgisi 12 Eylül faşizmine doğru giden yolda bir
kilometre taşıdır.

771 Mayıs 1977 günü tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak geçti. O gün, Taksim Meydanını dolduran beş yüz bin emekçi vardı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonlarına yaklaştığı sırada alanın hâkim noktalarından biri olan Sular İdaresi binasının tepesinden platforma yakın noktaların üzerine doğru ateş açıldı. İnsanlar panik halinde koşmaya başladıktan kısa bir süre sonra bu defa İntercontinental Otelinin üst katlarından ateş açıldı. Bu sırada polis panzerleri de kalabalığın arasına girerek kitleleri Kazancı Yokuşu adı verilen sokağa doğru itmeye başladı. Ancak zaten gayet dar olan sokakta, geçişi engelleyecek şekilde park etmiş bir kamyonet vardı ve ateş de dört ayrı yerden devam ediyordu. Toplamda 15–20 dakikayı aşmayan bu korkunç olay 34 kişinin ölmesi ve 100’den fazlasının yaralanmasıyla son buldu. Üzerinden otuz koca yıl geçmiş olmasına rağmen 77 katliamın failleri hala bulunmadı ve yargı önüne çıkarılmadı.

Türkiye’de 1975–1980 arası yıllar, solun, sosyalist hareketin önemli ölçüde kitleselleştiği bir dönem. 60’ların başından bu yıllara kadar işçi sınıfının kazanımları 12 Mart 1971 ve onu izleyen üç yılı kapsayan dönemi dışarıda bırakırsak sürekli yükselen bir çizgi izler. Türkiye’de işçi sınıfının temsilcisi DİSK, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile dirsek temasında oldu; 12 Ekim 1969 seçimlerinde TİP’i destekleme kararı aldı. Ancak 70’li yılların ortalarında sosyalist hareketin içerisinde (devrimin biçimine ilişkin) fikir ayrışmalarının keskinleşmesi ile birlikte çeşitli sol siyasal örgütlenmeler DİSK içerisinde gücünü ve etkisini arttırmaya başladı. O dönemde sol içindeki çatışmalara sebep olan temel ayrışma Türkiye’nin önündeki devrimin sosyalist devrim değil demokratik devrim olduğunu savunan ve ‘sosyalist Türkiye’ diyenlere sağcılardan daha çok çatan Milli Demokratik Devrimcilerle, yukarıdan aşağı örgütlenme modeli ile sosyalist devrimi savunan Sovyet Yanlıları arasındaydı. Bir de ‘Türkiye’de sosyalizm, işçilerin, köylülerin, emekçilerin bizzat iktidara gelerek kuracakları düzenin adıdır’ diyen ve böylece diğer iki gruptan ayrışanlar vardı. İşte tam da devrimcilerin içindeki farklılaşmaların hatlarının çizildiği bu yıllarda DİSK, devlet tarafından ciddi bir tehlike olarak görülmeye başlandı çünkü sosyalist örgütlenmelerin de etkisiyle DİSK, 13 Şubat 1967 yılında kurulduğundan bu yana ilk kez devletin temel düzenini değiştirmeye yönelik bir çizgi izledi.

Mayıs katliamının, tam da emperyalizme karşı işçi sınıfı mücadelesinin yükselişte olduğu, devrim ve sosyalizm düşüncesinin geniş kitleler tarafından benimsendiği bu dönemde yaşanmış olması tıpkı emekçilerin olduğu gibi, emperyalistlerin de dostunu düşmanını iyi tanıyor olmasının bir göstergesidir. Korkuyorlardı; çünkü artık emekçilerin omuzlarına yükledikleri saltanatları, huzur ve mutluluk içindeki yaşamları son bulma tehlikesi içindeydi, çünkü devrimciler öfkeli, umutlu ve kararlıydılar. Yıllar önce Paris’te yaşayan komünist bir şair Paris’i şöyle tarif ediyor: “Bu şehirde 1840 yılından beri burjuvazi hep aynı korkuyla yatağına yatar: Acaba bu gece proletarya gırtlağımı keser mi?” İşte 77 1 Mayıs’ında kontrgerillanın sahneye çıkmasının sebebi burjuvazinin telaşını dindirip, yüreğine su serpmektir. Ve bu katliam, solun yenilgisi 12 Eylül faşizmine doğru giden yolda bir kilometre taşıdır. Sol, 1 Mayıs 1977’den 12 Eylül 1980’e kadar birçok katliama tanık olmuştur. Bahçelievler katliamı, Maraş ve Çorum Olayları bunlardan sadece birkaçıdır. Bunların katilleri 77 1 Mayıs’ının ve 12 Eylül’ün katilleridir.

Bugün 1 Mayıs 1977 katliamının, Kanlı Pazarın otuzuncu yıldönümü. Biz orada açılan ateş sonucu; kurşunlarla, ezilerek ya da boğularak ve panzerlerin altında kalarak yaşamlarını yitiren 34 kişinin katillerini biliyoruz, tanıyoruz. Sabahın sahipleri, sömürüye karşı insanca bir yaşamı savunan, o gün o alanı dolduran emekçiler, bugün de varlar ve yarın da var olacaklar. Ve şairin de söylediği gibi bir gün soracaklar sabahın asıl sahipleri. Ve bitecek bu dertler acılar. Çünkü biz öyle bir İstanbul gördük…{jcomments on}

1 Mayıs 1977 günü tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak geçti. O gün, Taksim Meydanını dolduran beş yüz bin emekçi vardı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonlarına yaklaştığı sırada alanın hâkim noktalarından biri olan Sular İdaresi binasının tepesinden platforma yakın noktaların üzerine doğru ateş açıldı. İnsanlar panik halinde koşmaya başladıktan kısa bir süre sonra bu defa İntercontinental Otelinin üst katlarından ateş açıldı. Bu sırada polis panzerleri de kalabalığın arasına girerek kitleleri Kazancı Yokuşu adı verilen sokağa doğru itmeye başladı. Ancak zaten gayet dar olan sokakta, geçişi engelleyecek şekilde park etmiş bir kamyonet vardı ve ateş de dört ayrı yerden devam ediyordu. Toplamda 15–20 dakikayı aşmayan bu korkunç olay 34 kişinin ölmesi ve 100’den fazlasının yaralanmasıyla son buldu. Üzerinden otuz koca yıl geçmiş olmasına rağmen 77 katliamın failleri hala bulunmadı ve yargı önüne çıkarılmadı.
Türkiye’de 1975–1980 arası yıllar, solun, sosyalist hareketin önemli ölçüde kitleselleştiği bir dönem. 60’ların başından bu yıllara kadar işçi sınıfının kazanımları 12 Mart 1971 ve onu izleyen üç yılı kapsayan dönemi dışarıda bırakırsak sürekli yükselen bir çizgi izler. Türkiye’de işçi sınıfının temsilcisi DİSK, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile dirsek temasında oldu; 12 Ekim 1969 seçimlerinde TİP’i destekleme kararı aldı. Ancak 70’li yılların ortalarında sosyalist hareketin içerisinde (devrimin biçimine ilişkin) fikir ayrışmalarının keskinleşmesi ile birlikte çeşitli sol siyasal örgütlenmeler DİSK içerisinde gücünü ve etkisini arttırmaya başladı. O dönemde sol içindeki çatışmalara sebep olan temel ayrışma Türkiye’nin önündeki devrimin sosyalist devrim değil demokratik devrim olduğunu savunan ve ‘sosyalist Türkiye’ diyenlere sağcılardan daha çok çatan Milli Demokratik Devrimcilerle, yukarıdan aşağı örgütlenme modeli ile sosyalist devrimi savunan Sovyet Yanlıları arasındaydı. Bir de ‘Türkiye’de sosyalizm, işçilerin, köylülerin, emekçilerin bizzat iktidara gelerek kuracakları düzenin adıdır’ diyen ve böylece diğer iki gruptan ayrışanlar vardı. İşte tam da devrimcilerin içindeki farklılaşmaların hatlarının çizildiği bu yıllarda DİSK, devlet tarafından ciddi bir tehlike olarak görülmeye başlandı çünkü sosyalist örgütlenmelerin de etkisiyle DİSK, 13 Şubat 1967 yılında kurulduğundan bu yana ilk kez devletin temel düzenini değiştirmeye yönelik bir çizgi izledi.
Mayıs katliamının, tam da emperyalizme karşı işçi sınıfı mücadelesinin yükselişte olduğu, devrim ve sosyalizm düşüncesinin geniş kitleler tarafından benimsendiği bu dönemde yaşanmış olması tıpkı emekçilerin olduğu gibi, emperyalistlerin de dostunu düşmanını iyi tanıyor olmasının bir göstergesidir. Korkuyorlardı; çünkü artık emekçilerin omuzlarına yükledikleri saltanatları, huzur ve mutluluk içindeki yaşamları son bulma tehlikesi içindeydi, çünkü devrimciler öfkeli, umutlu ve kararlıydılar. Yıllar önce Paris’te yaşayan komünist bir şair Paris’i şöyle tarif ediyor: “Bu şehirde 1840 yılından beri burjuvazi hep aynı korkuyla yatağına yatar: Acaba bu gece proletarya gırtlağımı keser mi?” İşte 77 1 Mayıs’ında kontrgerillanın sahneye çıkmasının sebebi burjuvazinin telaşını dindirip, yüreğine su serpmektir. Ve bu katliam, solun yenilgisi 12 Eylül faşizmine doğru giden yolda bir kilometre taşıdır. Sol, 1 Mayıs 1977’den 12 Eylül 1980’e kadar birçok katliama tanık olmuştur. Bahçelievler katliamı, Maraş ve Çorum Olayları bunlardan sadece birkaçıdır. Bunların katilleri 77 1 Mayıs’ının ve 12 Eylül’ün katilleridir.
Bugün 1 Mayıs 1977 katliamının, Kanlı Pazarın otuzuncu yıldönümü. Biz orada açılan ateş sonucu; kurşunlarla, ezilerek ya da boğularak ve panzerlerin altında kalarak yaşamlarını yitiren 34 kişinin katillerini biliyoruz, tanıyoruz. Sabahın sahipleri, sömürüye karşı insanca bir yaşamı savunan, o gün o alanı dolduran emekçiler, bugün de varlar ve yarın da var olacaklar. Ve şairin de söylediği gibi bir gün soracaklar sabahın asıl sahipleri. Ve bitecek bu dertler acılar. Çünkü biz öyle bir İstanbul gördük…