İki miting arasında ‘kafası karışık’ bir medya maymunu

 

Yarınlar

ahmethakanhulyaavsarÇabuk uyum sağlayan biri olduğu kesin. Hürriyet’te yazmaya, CNNTURK’te program yapmaya başlaması, yani Doğan grubuna transferi, onun için basit bir profesyonellikten ibaret sayılamaz. Aynı zamanda fikri bir dönüşüme de karşılık geliyor bu patron değişikliği. Bir dönem İslamcılığın şanından sayılan sakalları artık lafı her an gediğine koyabilecek liberal bir polemik üstadı havası vermek göreviyle yüklü Ahmet Hakan’ın.

Ahmet Hakan’ın Tandoğan ve Çağlayan meydanlarında düzenlenen iki cumhuriyet mitingine ilişkin yaptığı değerlendirmelerdeki farklılık patronu tarafından fark edilmemiş olamaz. Kendisi, gönlü geniş bir yayın yönetmenine sahip olduğu için şanslı hissetmekte özgür ancak okuma yazma bilenleri geri zekalı sanmak bu özgürlüğün dışında tutulmalı.

14 Nisan günü Ankara Tandoğan meydanında yapılan mitingin ardından ‘gözünün korktuğunu’ itiraf ediyor ve korkusunun nedenini şöyle açıklıyordu: “Bu ülkede kendisi gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanları “tehdit” olarak algılayan ve buna içtenlikle inananların, öyle birkaç darbe heveslisinden ibaret olmadığının anlaşılmasıdır.” Sayının önemi yoktu zaten. “Önemli olan bu ülkede, kendisi gibi yaşamayan ve düşünmeyenleri “bir numaralı tehdit” olarak algılayanların, öyle birkaç marjinalden ibaret olmadığının ortaya çıkması”ydı. Tandoğan’da toplanan kalabalık, ‘gerçek’ tehlikenin farkına varmasına yardımcı olmuştu. Buraya kadar aldığı tutumu yazdıklarını okumadan da tahmin edebilirdik. Hikaye bundan sonra başlıyor.

Malum akşam TSK muhtıra metnini yayımlayınca, olağan yayın akışını keserek özel programlar yapmaya başlayan kanallar arasında CNNTURK de vardı ve geç saatte telefonu çaldığında panik içinde AKP’yi eleştirdi Ahmet Hakan. Yazdığı yazılara bakıldığında böyle bir olay karşısında TSK’ya yüklenmesi beklenen insan, telefon bağlantısında yeterince uzlaşmacı olmadığı için Başbakan’ı eleştirince ‘eski dostlar’ından sitemler gelmiş. “Vay! Biz seni böyle bilmezdik Ahmet Hakan! Sen de mi darbeci oldun? Muhtırayı mı meşrulaştırıyorsun?” demişler. 29 Nisanda yazdığı yazıda bu eleştiriye şöyle cevap veriyor “ Kardeşim… ‘Darbe’ ya da ‘muhtıra’ devreye girdiğinde sözün gücü biter. Bu nedenle... Sözün gücünün geçerli olduğu dönemde, ‘sözünün gücü olanlar’ ne yapmıştır meselesi önemlidir.” İtirafçının aslında demek istediği: Bol keseden sallayıp polemikçilik yapmaya bayılırım ama iş sıkıya geldiğinde konuyu değiştirir ekmeğime bakarım.

Ahmet Hakan’ın muhtıra konusundaki dolambaçlı tavrı Çağlayan’da düzenlenen mitingi değerlendiriş biçiminde berraklaşıyor. Linç edilme korkusu içinde de olsa mitinge katılıyor ve ‘İki laik, bir aklı karışık Çağlayan Meydanı’nda’ başlıklı yazısında oradaki havayı şöyle aktarıyor: “Ortam hiç de böyle değildi. Havada bir festival coşkusu vardı. Bir tür ‘laiklik bayramı’ kutlaması yapılıyordu. (…) Bu arada kaderine razı olmuş zavallı bana, sevecen ve sempatik bir şekilde ‘Hoş geldiniz Ahmet Bey’ diyenler de olmasın mı? Hatta... Şapkasında Atatürk fotoğrafı taşıyan bir vatandaşımız, kolumdan tutup usulca, ‘Sen bildiğin gibi devam et. Kimseye yaranamazsan da devam et’ demesin mi? Bende abartılı bir güven duygusu oluştu.”

Mitingin sonunda “dudaklarında bir Abdullah Gül tebessümü kondurarak” gezinir hale gelmesinin arkasında neyin gizli olduğu belli. Hürriyet’in cevval polemikçisi, orduyla girilecek bir tartışmadan muhtıradan sonra özenle kaçınıyor.{jcomments on}