‘Erken büyüyor çocuklarımız’

 

Güneş Tercan

‘Buraya bakın, burada,
Bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,    
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür      
Devlet dersinde öldürülmüştür.’
Ece AYHAN

ugurkaymazanmaprotestoUğur Kaymaz’ı hatırlıyor musunuz? 12 yaşındaydı Uğur. 5. sınıf öğrencisiydi. Son kez baktığını bilmeden bakıyordu belki de Mardin’in kızıl tepelerine; tozlu topraklarında koşturuyordu, oyunlar oynuyordu. Ama bilmediği ve yaşasaydı da anlamlandıramayacağı bir ölüm bekliyordu Uğur’u. 21 Kasım 2004 tarihinde evlerinin önü kuşatıldı. Yasa dışı örgüt üyesi oldukları gerekçesi ile düzenlenen operasyonda 13 yerinden kurşunlanarak babası ile birlikte öldürüldü. Uğur’dan geriye ayağında terliklerle kana bulanmış cesedi kaldı. Operasyondan sonra açığa alınan sanık polisler, davaları görülmeye başlamadan görevlerine iade edildi. İdari soruşturmada polislere sadece ‘maaş kesintisi’ cezası verilmesi talep edildi. 4 polisin görev yerleri değiştirildi. Böylelikle davalara katılma zorunlulukları da kalmadı. Daha sonra ise güvenlik nedeni ile dava Eskişehir Adli Ceza Mahkemesine taşındı. Olayın olduğu dönemde Kızıltepe Kaymakamı olan Engin Durmaz olaydan kısa süre sonra Erzurum Vali Yardımcılığı görevine; operasyonu organize eden, yöneten ve olayda doğrudan sorumluluğu bulunan Mardin Emniyet Müdür Yardımcısı Kemal Dönmez 1. sınıf Emniyet Müdürlüğüne terfi ettirildi. Aradan tam üç yıl geçti ve haklarında dava açılan 4 polis memurunun, suçsuz olduğu tespit edildiği belirtilerek beraatlarına karar verildi. Sanık avukatlarından Veysel Güler, duruşma çıkışı yaptığı açıklamada ‘adalet yerini buldu’ ifadelerini kullanarak “Mahkeme polislerin görevini yaptığına karar vermiştir” açıklamasında bulundu. Sanık polislerin mahkeme boyunca psikolojilerinin bozulduğunu iddia eden Güler, şunları ekledi: “Uğur Kaymaz’ın 12 yaşında olduğu söyleniyordu. Ama biz araştırdık. Yaşı daha da büyük ve bıyıkları terlemiş yetişkin birisidir. Silah kullanarak polislerle çatışmaya girmiş ve bunun sonucunda da karşılığını almıştır” dedi. Herhalde Uğur kanlar içinde yatarken gölgesi oldukça heybetli göründü sizlere. Uğur 20 yaşında olsa ne değişirdi? Ya da babasının katledilmesi bizim için önemsiz bir ayrıntıdan mı ibarettir? Uğur’un yaşı küçük ise büyütürsünüz; tıpkı Erdal Eren’in yaşını büyültüp astığınız gibi. Utanmadan polislerin psikolojilerinin bozulduğunu ifade edenlere de sorarız; Uğur’un gencecik bedenine 13 kurşunu sıkarken bozulmayan psikoloji, bir müddet mahkeme salonuna usulen de olsa davet edilmeye dayanamıyor mu? Ama ne bekliyorduk, adalet mi? Beklediğimiz bu ise eğer, onların adaleti budur ve yerini buldu. Adalet öyle isminin taşıdığı gibi abartılarak anlamlandırılacak bir olgu değildir burjuva demokrasilerinde, tersine ‘hukuk siyasetin köpeğidir’. Ancak devletinin ve onun kolluk kuvvetlerinin lehine işler, mazlumların değil! Yıllardır da böyle işledi bu düzen. Binlerce insanı gözaltında öldürenler de onlar, işkence tezgâhlarından geçirenler de. Sonra da ne mi olur öldürenler, görevi ihmal ile 2 yıl yatıp çıkarlar ya da kaza süsü verilir olay kapanır. Tıpkı Metin Göktepe’nin duvardan düşerek öldüğünü söyledikleri gibi. Aslında olayın doğası budur, Burjuva devlet bu gibi durumlarda yaptığına kılıf uydurur. Adına terörist der, kaza der. Ya da kaçacak bir yol kalmamış ise kurban arar. Ama bu sefer durum o kadar aşikâr ki evinin önünde sorgusuz sualsiz, 21 kurşunla, baba ile oğlu öldürülüyor. Kaza diyemezlerdi, yanlışlıkla olduğunu da söyleyemezlerdi. O zaman göstermelik adaletleri gereği en azından küçük de olsa operasyonu yapanlara ceza vermeleri gerekirdi. Ya da olayın terörist bir saldırı olduğunu söyleyip kendilerini aklamaya çalışırlardı. Gerçi olayın hemen ardından bunu Mardin valisinin şu sözleri ile denediler; Vali, Uğur ve babasının, terlikleriyle karakol basmaya kalktıkları sırada vurulduklarını, daha sonra ‘Dur’ ihtarına uymayıp ateş açtıklarını ifade etmişti, ama nasılsa başuçlarına uzun namlulu silahı yerleştirirken terliklerini çıkarmayı unutmuşlardı. Olmadı; eksik kalmıştı bir şeyler, hikâye inandırıcı değildi. O zaman devletin yapması gereken tek bir şey kalıyordu. Olayın faillerini kurban etmek ama bakıyorsun adamlar beraat ediyorlar. Üstüne üstlük ödüllendiriyorlar. Kaymakam, vali yardımcısı oluyor emniyet müdür yardımcısı, müdür. Ama şaşırmamak lazım; bu devlet Abdullah Çatlı öldüğünde memleketimiz kahraman bir evladını yitirmiştir diye açıklama yapmıştı. Çünkü onun evladı Abdullah Çatlı ve onun gibi katillerdir. Uğur Kaymaz değil! Tersine Uğur ve onun gibi katledilen değerler devletin asıl evlatlarının beslendiği kaynaklardır. Diğer besledikleri ise televizyon kanallarından tanıdığımız, ajitatif sözlerle bir damla timsah gözyaşı akıtan bu memleketin burjuvazisidir. Onlar her gün çocukların okuması için seferber olmaya çalışır, çocuk sevdalısı kesilir,  hümanist edaları ile gezinirler. Ve sıcacık evlerinde konforlu koltuklarında vicdan rahatlatırlar. İşte o yüzden ne burjuva hümanistler ne de bu devlet Uğur ve onun gibi katledilen çocuklarımızı umursamazlar. Ama biz umursuyoruz! Biz Ortadoğu’da katledilen çocuklarımızın, uğurlarımızın ve faili bile bulunamamış masumlarımızın bir gün hesabını soracak, diyetini ödeteceğiz. İşte ancak o gün, dünyanın bütün çocuklarının bayramı olacak…{jcomments on}