Ekvador’un ‘radikal’ gerçekleri

 

Çağlar Kılınç

Correa ABD’nin Manta’da bulunan askeri üssünü kapatmak konusunda kararlı. Üssün kullanımına ilişkin ABD ile Ekvador arasında imzalanan anlaşma 2009 yılında sona eriyor ve yeniden imzalanmayacak. Üs, Washington’un solcu gerillaları hedef alan Kolombiya Planı için önemli bir merkez durumunda.

devrimci2005 baharında halk hareketinin bir iktidara daha son vermesinin ardından rebelion.org adlı internet sitesinde Ekvador’un geleceğindeki belirsizliğin ortadan kalkması için aşağıdaki soruların yanıt bulması gerektiği önemle vurgulanıyordu: “Asi vatandaşlar ya da halk meclisleri yeni örgütsel biçimleri tam zamanında yaratabilecekler mi? Orta sınıflar ABD ile ALCA’nın imzalanmasını durduracak biçimde örgütlenebilecekler mi? Ülke ekonomisinin Lucio Gutierrez’in iktidara gelmesinden önce, 2000 yılında gerçekleşen dolarizasyonunu geri çevirebilecekler mi? Dış borçların geri ödenmesini durdurabilecekler mi? Manta Üssü’nün ABD tarafından Kolombiya Planı’nın stratejik bir öğesi olarak kullanılmasını engelleyebilecekler mi? Ve önceki soruyla bağlantılı olarak, Ekvador ordusunun Gutierrez tarafından başlatılan biçimde Güney Komutanlığı’nın işbirlikçisi olarak Kolombiya’daki gerilla-karşıtı savaşta kullanılmasını önleyebilecek şekilde reforma tabi tutulmasını sağlayabilecekler mi?”(1) Aradan geçen 2 yıllık zaman bu soruların hepsinin olmasa da büyük bölümünün, Ekvador halkı lehine yanıtlanmasına tanıklık etti. Rafael Correa’nın 15 Ocak 2007’de resmen Cumhurbaşkanlığı görevine başlamasıyla Ekvadorlular artık bazı soruların yanıtlarını biliyor.

Borç ödemekten başka işleri de var
Yeni hükümetin 31 Ocak’ta açıklanan bütçesinde dış borç ödemeleri 1 milyar dolar azaltılıyor ve ödemelerin yeni bir takvime bağlanması eğilimi ısrarla dile getiriliyor. Bağımlı ülkeler açısından dış borçların ödenip ödenmeyeceği sorunu aslında siyasetlerin gerçek konumlanışına karşılık geliyor. Emperyalist kapitalizm tüm gücüyle sömürdüğü ülkelere yüksek faizle borç verme politikasından bile kazanç sağlıyor. IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar da emperyalist para babalarının sigortası olmaktan başka bir işlev görmüyor. Bu çıplak gerçek karşısında Ekvador da bir istisna değil elbette. Correa tüm dış borçların ödenmesini süresiz ertelemek gibi açık bir tutum sergilemese de olan bitenin farkında olduğunu göstermekten ve bu açık tutumun ipuçlarını vermekten kaçınmıyor.
Correa nisan ayının sonunda ülkedeki Dünya Bankası temsilcisini ‘istenmeyen adam’ ilan ederek, IMF ve DB ile nasıl bir ilişki kurmak niyetinde olduğunu da göstermiş oldu. Bir önceki hükümet döneminde Maliye Bakanlığı yapan ve hükümetin ilan ettiği politikaları yerine getirmemesi sonucu görevinden ayrılan Correa’nın o dönem uyguladığı politikalara karşılık, başkent Quito’daki DB temsilcisi Eduardo Somensatto, ‘Ekvador petrolden kazandığı geliri sosyal işler için kullanacağı yerde borç ödemekte kullansın’ diyerek, daha önceden vaat edilen bir krediyi kesmişti. Halk düşmanı DB temsilcisi artık Quito’da yaşamıyor. Ekvador’da rüzgar dönüyor.

Ekvador’un finans kapitalle daha mesafeli bir ilişki tutturmasının arkasında yalnızca Correa ile Somensatto arasında yaşanan gerilimin yatmadığı açık. Örneğin 1980-2000 yılları arasında IMF ve DB politikalarını harfiyen uygulayan ülkenin kişi başına düşen geliri bu süre içinde %14 azaldı. Ekvadorlular, bu sistem içinde onlar için bir ilerleme şansının bulunmadığını anlamış olacaklar ki son 10 yıl içinde 8 Cumhurbaşkanı değiştirdiler. Onlar, tehlikenin farkındalar.

Emperyalizmin çöplüğü olmak
Artık yavaş yavaş söyleyebiliriz... “Eskiden Latin Amerika’ya ABD’nin arka bahçesi denirdi” Emperyalizm, Ekvador’a bir ‘arka bahçe’ özeniyle bile yaklaşmadı. Ekvador onlar için bir çöplükten ibaret oldu hep. ABD’li petrol şirketi Texaco Oil (2002 yılında Chevron tarafından satın alındı), 1970’ten 1992’ye kadar 18.5 milyar galondan fazla zehirli atık suyu Kuzey Ekvador’un yağmur ormanlarında 650’den fazla açık çukura, doğrudan doğruya bataklıklara, dere ve nehirlere akıttı. Benzen, toluen, aromatik hidrokarbonlar gibi zehirli maddeleri içeren atıkların Ekvador’a gömülmesi uzmanlar tarafından insanlık tarihinin Çernobil’den sonraki en büyük çevre felaketi olarak yorumlanıyor. Çevreye zarar verdiğini kabul eden Texaco şirketinin yaptığı göstermelik çalışmalar sonucu ‘iyileştirilmiş bölge’ adını verdiği Shushufindi Sur’da kirlilik, Ekvador yasalarının kabul ettiğinden 9000 kat ve ABD yasalarına göre 90,000 kat fazla çıktı. Burjuva demokrasisinin normlarına göre bir ABD’liye ancak 90,000 Ekvadorlu karşılık geliyor. Bizim hesabımıza göre ise olanlar Ekvadorlu bir köylünün hayatının emperyalizm açısından nasıl ihmal edilebilir bir küsürata dönüştüğünü açıklıyor.

Örneğin internetin yaygınlaşmasına bakarak insanlığın son dönemde büyük bir mesafe kat ettiğini ve ‘küreselleşen dünya’nın giderek ehlileştiğini düşünen kalın kafalılara hatırlatmak gerekir; Ekvador’u bir çöplük gibi kullanarak 30 milyar dolar kar eden şirketin, suçluluğu kanıtlandığında yalnızca 40 milyon dolar harcayarak bulduğu çözüm atık kuyularının üzerini ince bir toprak tabakasıyla örtmek demek! O pisliğin ‘ince bir toprak tabakasıyla’ örtülebileceğini düşünmek ancak yukarıda andığımız kalın kafalıların ya da dökülmüş saçlarını kazıtarak seksi olduklarını sandıklarından kuşku duymadığımız Texaco-Chevron şirket CEO’larının zihinsel aktivitelerinde mümkündür. O zihinsel aktivite ki nelere kadir… Atıklarla ilgili halen sürmekte olan mahkemenin Şubat 2006’da aldığı ve şirket için olumsuz bir karar karşısında zafer çığlıkları atmıştı. Davacılardan Luis Yanza durum karşısında şaşkınlığını gizleyemeyerek “Chevron’cular gerçekleri o kadar hızlı tersine döndürdüler ki kendileri de Ekvador’un gerçek dünyasından fırlayıp paralel bir uzaya uçtular” demişti.

Texaca Oil ya da Chevron artık Ekvador’u kirletemiyor. Halk hareketi kesin bir yenilgiye uğramadığı sürece de ülkeden uzak durmaya devam edecekler.

Chavez’in şahidi Correa
Ülkede yaşanmaya başlayan dönüşüm düşünüldüğünde ABD ile kurulmuş olan geleneksel teslimiyetçi ilişkinin durumdan etkilenmemesi ilginç olurdu. Correa da kendi tutumunu Bush’un bir geri zekalı olduğunu söyleyerek ilan etmiş oldu. Bir bakıma ‘malumun ilanı’ sayılabilecek bu açıklamanın; Latin Amerika’da göreve başlayan solcu liderlerin ortak bağlılık yemini haline geldiğini söylemek abartı olmaz. Bazen en basit gerçeklerin ilan edilmesi, solculukla birleştiğinde gerçekte ifade ettiğinden daha geniş bir anlama kavuşuyor. Zekanın beyin kıvrımlarının dışında, ideolojik bir ayrıcalık olduğunu söylemiştik. Latin Amerika’da bu durum ideolojik ayrılıklarla birlikte berraklaşıyor.

Correa ABD’nin Manta’da bulunan askeri üssünü kapatmak konusunda kararlı. Üssün kullanımına ilişkin ABD ile Ekvador arasında imzalanan anlaşma 2009 yılında sona eriyor ve yeniden imzalanmayacak. Üs, Washington’un solcu gerillaları hedef alan Kolombiya Planı için önemli bir merkez durumunda.

Correa kıta çapında yayılmaya devam eden ABD karşıtı cepheye katılmakta tereddüt etmiyor. Bu işbirliği havası karşı tarafça da seziliyor olmalı ki The Washington Post gazetesi Ekvador örneğinin “Bush yönetiminin hala Latin Amerika’daki fırtınalı baharı denetim altına almaya yönelik bir stratejisi bulunmadığını gösterdiğini” yazarak Venezüella’yı açıkça hedef gösterdi: “Hugo Chavez’in Ekvador’daki toplumsal atmosferi Ekvador’u Bolivarcı yörüngeye eklemlemek üzere karıştırmakta açıkça çıkarı var.”

Devrimci süreç nereye evrilecek?
Nüfusun üçte ikisinden fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı Ekvador için komşularından yalıtılmış bir çözüm bulunmuyor. Bu gerçeğin farkında olan Correa 15 Ocak’taki başkanlık yemininde halk devrimi çağrısı yaparak birleşmiş ve sosyalist bir Latin Amerika istediklerini söyledi. Gayet açık ve net ifadeler taşımakla birlikte Ekvador’daki sürecin nasıl bir yönde gelişeceği henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değil. Bu belirsizlik 15 Nisan’da, yeni anayasanın hazırlanması amacıyla bir kurucu meclis toplanması önerisinin halk tarafından onaylanmasıyla biraz dağılmış görünüyor. Kurucu meclisin halkın %82’sinin oyunu alarak kabul edilmesine rağmen, her süreç gibi Ekvador’un devrimci çizgisi de iniş çıkışlarla ilerliyor. Correa 15 Ocakta görevi devralmasıyla beraber ciddi bir muhalefetle karşılaşmıştı. Parlamento içinde henüz çoğunluk olmadığı koşullarda bir grup işbirlikçi milletvekili siyasetlere sert tepki göstermiş, devletin kurumları arasında açık bir ikilik ortaya çıkmış, 37 milletvekili görevden alınmış, buna rağmen parlamentoya girmeye çalıştıklarında ise Correa’nın talimatıyla engellenmişlerdi. Hatta görevden alınan vekiller başka bir parlamento kurmayı bile denediler. Halkı Correa’ya karşı ayaklanmaya çağırdıklarında ise yalnızca 2000 kişilik bir kalabalık toplayabilmişlerdi. Kurucu meclisin ezici bir üstünlükle onaylanmasından sonra işler Correa için daha rahat yürüyeceğe benziyor. Kurucu meclis halka istediği vekili görevden alma yetkisini de verdiğinden Ekvador’da halk hareketinin daha çok inisiyatif alacağı söylenebilir.

15 Ocak’tan bu yana gelişen olaylar düşünüldüğünde Correa’nın bu kararlı tutumunu daha da radikalleşerek sürdürmesi sürpriz olmaz. Tamamen kendisine karşı bir parlamentoya karşı verdiği mücadele Ekvador’da bundan sonraki sürecin daha hareketli geçeceğinin işaretlerini veriyor. Kitle hareketinin hükümet devirmek konusunda yeterince idmanlı olduğu düşünüldüğünde radikal bir değişimin beklendiği kolayca görülüyor. Zira Correa, politikaları ve Ekvador arasındaki bağlantıyı şu sözlerle kuruyor: “Benim biricik radikal yanım ülkemin gerçekleri”.

Kaynak: Latinbilgi.net{jcomments on}