100 soruda İhsan Doğramacı

 

Bilge Can Yıldız

Asıl mesele… İhsan Doğramacı 12 Eylül faşist darbesinin ardından ülkenin yeniden yapılanma sürecine üniversitelerin dönüştürülmesi kısmında katıldı. YÖK’ün kurulmasının sebebi üniversitelerin özerkliğinin elinden alınması ile, Bilim insanlarını maymuna çevirerek artık insanlık için değil sermaye için üretilmesi gereken bilime ve teknolojiye yön vermek ve 80 öncesi Türkiye’deki devrimci mücadelenin dinamiklerinden biri olan öğrenci hareketinin yeniden yükselmesini engellemekti.

m29631İhsan Doğramacı 3 Nisan 1915 tarihinde Erbil’de Kale Mahallesi’nde doğdu. Erbil’de V. Murad zamanı Doğramacızade Kara Mehmed’in soyundan Doğramacızade Ali Paşa’nın en büyük çocuğudur. İlköğrenimini Erbil İbtidaiyyesi’nde, orta öğrenimini Beyrut’ta Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne bağlı International College’de (1932) tamamladı. Üç yıl Bağdat Tıp Fakültesi’ne devam ettikten sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ni tamamlayarak 1938’de doktor olarak mezun oldu. İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan (1938) sonra ihtisas çalışmalarını Ankara Numune Hastanesi’nde, Harvard Üniversitesi’ne bağlı Boston Children’s Hospital ve Washington Üniversitesi’ne bağlı St. Louis Children’s Hospital’da sürdürdü.

Peki ya sonra…
İhsan Doğramacı’nın ilk gençlik yıllarına bakarsak söylenecek şeylerden ilki varlıklı, ‘soylu’ bir ailenin evladı olduğudur. Zaten kendisinin soysuzlukları orta yaşlılık ve daha çok ihtiyarlık dönemlerine denk gelmektedir ancak yine de bu durum onun yaptıklarının mazur görülmesine ve de yanına kar kalmasına vesile olamaz.

60'ların sonlarına doğru girişimci kişiliğini fark eden Doğramacı bu yıllarda iş yaşamına atıldı. Kendisi bugün, Tepe Grubu şirketlerini bünyesinde toplayan Bilkent Holding’in icra kurulu başkanı. Üniversite ilişkilerini şirketlerine para kazandırmak için kullanmak soysuzluğun dik alası değil de nedir? İhsan Doğramacı’nın, sermayesine kattıklarından az olmasın, bilim dünyasına katkıları da küçümsenemez (!) Neyse ki Doğramacı’nın ‘Annenin Kitabı’ adlı eserinin Benjamin Spock’un ‘Baby and Child Care’ adlı kitaba tıpatıp benzemesi üzerine açılan intihal (aşırma) davası yüce Türk adaletinin sağduyusu sayesinde kendi lehine sonuçlandı da müthiş kariyerine helal gelmemiş oldu.

Asıl mesele… İhsan Doğramacı 12 Eylül faşist darbesinin ardından ülkenin yeniden yapılanma sürecine üniversitelerin dönüştürülmesi kısmında katıldı. YÖK’ün kurulmasının sebebi üniversitelerin özerkliğinin elinden alınması ile, bilim insanlarını maymuna çevirerek artık insanlık için değil sermaye için üretilmesi gereken bilime ve teknolojiye yön vermek ve 80 öncesi Türkiye’deki devrimci mücadelenin dinamiklerinden biri olan öğrenci hareketinin yeniden yükselmesini engellemekti. Bu; önce, ne kadar devrimci, demokrat öğretim görevlisi varsa herbirini soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla, işine son vermelerle üniversitelerin dışına iterek daha sonra ise göreve getirilen idari kadrolarla, zorunlu derslerle, jandarmayla, polisle, teknokentlerle, AB, ABD destekli çalışmalarla olacaktı. Oldu da! İhsan Doğramacı’nın YÖK’ü ile oldu. Bugün bilim ahlakının esamisinin okunmadığı Türkiye’nin en gelişmiş üniversitelerinde savunma sanayii başta olmak üzere bütün sektörlere projeler üretiliyor ve bu sektörlerde kölelik yapacak ‘nitelikli’ elemanlar yetiştiriliyor. Bugün nasıl yönetildiği ile ilgilenmeyen, gazete okumayan, rekabet ve hırs ile yağmalanmış beyinlerle gemisini kurtaran kaptan olma derdinde, apolitik bir dolu üniversite öğrencisi var artık. Bugün eşitsizliğe, adaletsizliğe ikna edilemeyen üniversite öğrencileri seslerini çıkardıklarında jandarma, polis veya soruşturma dikiliyor karşılarına.

Körler sağırlar birbirini ağırlar
Bu sene TBMM Onur Ödülü’nün İhsan Doğramacı’ya verilmesine tepki gösteren Boğaziçi Üniversitesi’nden öğretim elemanları şöyle diyor: “Genel olarak 12 Eylül rejiminin, özel olarak da 1402 sayılı yasanın üniversitelerde yapmış olduğu hasarın ağır bilânçosu ortadadır. Üniversiteler tam despot bir denetim altına alınmış, yüzlerce öğretim elemanı soruşturulmuş, tutuklanmış, hatta soruşturulmaya bile gerek duyulmadan üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Birçok öğretim elemanı ise istifa etmek zorunda kalmıştır.” Onlar İhsan Doğramacı’nın bizzat sorumlusu olduğu antidemokratik uygulamaların mağdurları.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin dile getirdiği gerçekler ne yazık ki AKP hükümetini pek incitmiyor. Hatta kıs kıs güldürüyor. Bunlar birbirlerine mavi boncuk dağıtır dururlar. Hal böyleyken bu ödülün İhsan Doğramacı’ya değil de örneğin Yarınlar Dergisi’ne verilecek hali yoktu elbette. Körler sağırlar birbirini ağırlayadursun, sağlığı çok şükür yerinde olan bizler gözlerini kapayanlara, kulaklarını tıkayanlara inat üniversitelerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.{jcomments on}