Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Yanık kokusunu siz de aldınız mı?

 

Sumru Çevik

Bizde bir de “kundakçı” yardımcıları var. Gazetelerin ekonomi sayfalarını köşeleriyle süsleyen bu zat-ı muhteremler işlerin kötüye gittiğini görünce hayıflanmaya başladılar. Ercan Kumcu köşesinde uygulanan ekonomi (özellikle para) politikalarının yanlış olduğunu söylemeye başladı. Benzer görüşte bir yazıyı Asaf Savaş Akat da yazdı. “Ne oldu beyler?” diye sorası geliyor insanın. Bu programların uygulanması gerektiğini bas bas bağıran, hatta bu uygulamalara karşı çıkan iktisatçıları “ahlaksız” olmakla suçlayan sizler değil miydiniz?

Şubat ayının sonlarında ve Mart ayının başlarında dünya borsalarında dalgalanmalar aldı başını yürüdü. Çin hükümetinin, yabancı yatırımcılara kapalı olan, Şanghay borsasında Çinli zenginlerin elde ettiği spekülatif borsa kazançlarını vergileyeceği söylentisi sonucunda Şanghay Borsası’nın bir günde %8,8 oranında düşmesi ile başlayan dalgalanma, Japonya’da Yen’in değer kazanması ve faizlerin yükselmesi, ABD’de durgunluk beklentileri ile ilgili eski ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Alan Greenspan’ın yaptığı açıklamalar, yine ABD’deki mortgage sistemindeki sorunların su yüzüne çıkması ile tüm dünya borsalarını etkileyerek devam etti. Şanghay Borsası ile ilgili bu söylentinin etkisinin bu kadar “büyük” olmasının sebebini anlamak için sadece son dönemi değil, özellikle son birkaç yılda küresel piyasalardaki gelişmeleri dikkate almamız gerekiyor ki piyasalardaki ‘miyopluk’ sorunundan nasibimizi almayalım.

Eskiden kişiler tefecilere borçlanırdı, şimdi ise ülkeler daha “klas”ı olan dünyadaki çeşitli finansal kuruluşlarına ve yatırım bankalarına borçlanıyorlar. Bu kuruluşlar  da faizin düşük(%0-0.25) olduğu ülkelere borçlanarak (ki son dönemde bu ülkeler; özellikle Japonya, kısmen İsviçre), bu parayla Türkiye gibi faiz oranları yüksek olan(%20) ülkelere borç veriyorlar. Daha sonra da verdikleri bu kredileri sigorta kuruluşlarına sigortalatıyorlar. “Carry trade” denilen bu işlemleri yapan kuruluşların işi burada da bitmiyor. Bu kredi ve  sigortayı da başkalarına satıyorlar, ama iş bununla da sınırlı değil, bunlar “türev araç”(ileri tarihli alım satım kağıtları) haline getirilerek -Türkiye’de de İzmir’de bir örneği bulunan- vadeli işlem borsalarında satışa sunuluyor. Okurken yoruldunuz değil mi? İşte son dönemde yaratılan likidite bolluğu üretimden değil, bu spekülatif kazançlardan kaynaklanıyor. Zira hiçbir şeyin arzı bu hızla artmadığı için, fiyatlar artıyor, aslında şişiyor (emtia fiyatları, borsalarda hisse senedi fiyatları, gayrimenkul fiyatlar vb.) Şişerek büyüdüğü için de patlayama mahkum.

Terimlerle ifade etmek gerekirse, finansal piyasalarda iki çeşit risk vardır: birincisi sistematik risk, ikincisi ise sistematik olmayan risk. Sistematik risk kapitalizmin yapısından kaynaklı riskler olarak da tarif edilebilir ki bundan kaçılamayacağını bütün oyuncular (aslında Korkut Boratav’ın deyimiyle kumarhane ekonomisindeki kumarcılar) da bilir ama oturdukları yerden, günde milyonlarca dolar para kazanmanın çekiciliği ile yaşanan baş döndürücü sarhoşluk yüzünden gerçekler görmezden gelinmeye çalışılır ama gerçek gerçektir ve eninde sonunda ortaya çıkar. Kapitalist ekonomi krizlere mahkumdur.

Geçen yıl %138 kazanç sağlayan Şanghay Borsası’ndaki düşüşten ve yapılan açıklamalardan sonra piyasalar biraz da olsa bu gerçeklerle karşılaşmak zorunda kaldılar ve panik yaşadılar. Bunun sonucunda ABD Hazine Bakanı Paulson’un yaptığı açıklamaya göre son dalgalanmalarda bu panikle 3.3 trilyon dolar civarında bir servet buharlaştı. Şu sıralar tekrar bir toparlanma yaşıyorlar ama akıllarında artık soru işaretleri daha belirgin. Yine de belli olmaz, yukarıda da belirttiğimiz gibi piyasalar miyoptur!

Tabii bir de bu uluslararası finans kuruluşlarına borçlanan, kendi dışlarında gerçekleşen bu sürece dışarıdan bakarak dua etmekle meşgul,, kaderini uluslararası sermayenin insafına bırakmış ekonomiler var. Kapitalist uluslararası ekonomiye göbeğinden bağlanmış ve başka alternatif aramayan bu ekonomiler Genco Erkal’ın “Aymazoğlu ve Kundakçılar” oyunundaki gibi evlerine gelen kundakçıları en iyimser söylemle görmüyorlar(!). Dostlar Tiyatrosu’nun bu seneki oyunlarından olan “Aymazoğlu ve Kundakçılar”da zengin bir iş adamı olan Şeref Aymazoğlu anlatılır.Oyunda, etraftaki tüm evler, Kundakçılar tarafından teker teker kundaklanmaktadır. Derken bir gün Şeref Bey’in de kapısı da çalınır. Bu tehlikenin karşısında bütün uyarılar, öğütler, gözünün önünde duran benzin bidonu bile giderek anlamını yitirir. Aymazoğlu’nun en büyük yanılgısı, yaşantısını koruyabilmek adına, kapısını çalan tehlikeyle son ana kadar uzlaşmanın, dost olmanın yollarını aramak olacaktır. Gelenlerin kundakçı olduğunu bilse de yine de kabullenemez bu durumu. Sonunda ne mi olur? Evi kundaklanır.

İşte bizim gibi ülkelere gelen uluslararası sermayenin “kundakçı” olduğunu görmemek, onlarla işbirliği içerisindeki iktidarın işine geliyor. Onlar yakıp yıkıyor, kundakçılardan farklı olarak yüksek meblağlarda kazançlar elde ediyor, biz giderek yoksullaşıyoruz. ATO(Ankara Ticaret Odası)’nun yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye 400 milyar dolar faiz ödemiş ki bu rakam bir yıllık Gayri Safi Milli Hasıla’mızdan çok daha fazla.

Bizde bir de “kundakçı” yardımcıları var. Gazetelerin ekonomi sayfalarını köşeleriyle süsleyen bu zat-ı muhteremler işlerin kötüye gittiğini görünce hayıflanmaya başladılar. Ercan Kumcu 20 Mart 2007’de Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde, uygulanan ekonomi (özellikle para) politikalarının yanlış olduğunu söylemeye başladı. Yazının başlığı da hayli ilginç: “Davul Merkez Bankası’nda tokmak dış piyasalarda”. Benzer görüşte bir yazıyı 22 Mart 2007’de Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde Asaf Savaş Akat’da yazdı. “Ne oldu beyler?” diye sorası geliyor insanın. Bu programların uygulanması gerektiğini bas bas bağıran, hatta bu uygulamalara karşı çıkan iktisatçıları “ahlaksız” olmakla suçlayan sizler değil miydiniz?  Ne oldu yanık kokusunu siz de mi almaya başladınız? Ama biliyoruz ki siz yine de neoliberal politikaları savunmaya devam edersiniz. Ne de olsa borsaları takip etmek sizin açınızdan günümüzde “iktisatçı” olmak için yeterli bir koşul.

Gittikçe daha bağımlı hale gelen ekonomimizde asıl depremde ne kadar kayıp vereceğimiz belli değil. Ama payımıza ne düşeceği belli. Daha fazla sömürü, daha fazla işsizlik, daha fazla yoksulluk.{jcomments on}