Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Truva’dan Sparta’ya... Hollywood bu masalları neden anlatıyor?

 

Celal Erten

Eğer 300 Spartalı filminde, yaratıklaştırılmış Perslilere karşı direnen kahraman Batılıların komutanı Leonidas değil de Bush olsaydı, Bush’un kafasının o kaslı bünyenin üzerinde pek bir cılız kalmasının dışında herhangi bir absürd durum söz konusu olmazdı. Ancak bu düzeyde absürdü pekâlâ çizgi roman estetiği içinde makul kabul edebiliriz. Zaten o kafanın herhangi bir bünyenin üzerinde cılız kalmaması mümkün müdür?

Ryan ve Kellner, Hollywood sinemasının ideoloji ve politikasını ele aldıkları Politik Kamera’da, 60’ların sonunda doruğuna çıkan liberal dalganın ardından ABD politikalarındaki muhafazakârlaşmanın Hollywood üzerindeki etkilerini incelerken, gerçekten “ince” metodları kullanmak zorundaydılar. Genellikle öyküyü doğrudan ele almak yerine alt anlamları deşifre etmek, anlatımın açıklanması, fotoğraf karelerine durup bir daha bakmak gibi… Sahnenin ortasında yer alan orta yaşlı beyaz adam figürünün temsil ettiği etnik karakter, birbirleriyle oynaşmak için gruptan ayrılan ahlaksız gençlerin sapık katil tarafından güzelce doğranmasının arkasında yatan ahlakçı muhafazakârlık, suçlulara layık olduğu cevapları verirken düzenin yasanın dışına çıkarak savunulmasının yanlış olmadığını vaaz eden aksiyonlar vs vs… Hollywood bugünlerde sinemanın ideoloji ve politikasına kafa yormak isteyenler için işi basitleştirmiş durumda. Film kahramanlarının fısıltılarına kulak kabartmaya gerek yok, zaten bas bas bağırıyorlar. Estetize edilmiş bir gericilik mi? Bugünlerde fazla lükse kaçmak olur, ABD savaşta çünkü.

Eğer 300 Spartalı filminde, yaratıklaştırılmış Perslilere karşı direnen kahraman Batılıların komutanı Leonidas değil de Bush olsaydı, Bush’un kafasının o kaslı bünyenin üzerinde pek bir cılız kalmasının dışında herhangi bir absürd durum söz konusu olmazdı. Ancak bu düzeyde absürdü pekâlâ çizgi roman estetiği içinde makul kabul edebiliriz. Zaten o kafanın herhangi bir bünyenin üzerinde cılız kalmaması mümkün müdür? Göz zevkine hitap etme zorunluluğunun filmde Bush’un değil de Gerard Butler’ın kafasının tercih edilmesiyle yol açtığı eksiklik, Leonidas’ın Bushvari tiradlarıyla (tirad dediysek o kadar uzun boylu değil) giderilmeye çalışılmış. Çizgi roman, absürd barındırmazsa olur mu?
Savaş pornografisinin önünde gözleri kamaşmış, budalalaştırılmış bir topluluk filmi, “bunlar gerçek değil masal” diyerek savunmuyorlar mı? Ne kadar zekice bir savunma bu böyle! Önümüzde duran şey bir belgesel değil bir kurguymuş. Kurgu oluşu, yani tasarlanmış oluşu, ortaya çıkan şeyin tamamen öznesinin niyetlerine bağlı olduğu anlamına gelmiyor mu? Aslanlar üzerine çekilmiş bir belgeseli, niyetlerden çok yetenekler çerçevesinde tartışmak mümkündür. Bu filmi ise asla! Ama yine de peşin ve yukardan konuşuyormuş gibi olmamak için filme bir daha bakmayı deneyelim.

Kimler işe yaramaz?
Film vesilesiyle çokça yazıldığı gibi, konu MÖ 480 yıllarında Pers İmparatorluğu’nun bugünkü Yunanistan dolaylarına yönelik taarruzu sırasında yaşanan bir direniş. Herodot’un anlattığına göre sayıları 2 milyonu aşan (tarihçiler 200 bin olduğunu düşünüyorlar) Persler’i dar bir geçitte savaşmaya zorlayan 7000 savaşçı, üç gün boyunca düşmanlarına ağır kayıplar verdirerek son nefeslerine kadar direnirler. Savaşın son noktasında Sparta Kralı Leonidas, 300 seçkin savaşçı ile birlikte geri kalanların kaçabilmeleri için direnişi olabildiğince sürdürmeye çalışır. Elbette tümü Persler tarafından öldürülür. Bu anlatılarak bugüne gelen öykünün ham hali. Öyküyü gerekli içerikle doldurmak senaristlere nasip oluyor.

Filmde kendi ölümlerine doğru yürüyüşe geçen Spartalılara yardıma gelen diğer Yunanlılar Spartalıların sadece 300 kişi oldukları gördüklerinde geçen diyalog, değerli ile değersizi ayırt etmeyi sağlıyor. Kral Leonidas, Polat Alemdar edasıyla soruyor sayılarını az bulan muhatabına. “Sen ne iş yaparsın?” “Çömlekçi”. Diğer cevaplar da iç açıcı değildir, heykeltıraş, demirci… “Ya siz Spartalılar, siz ne iş yaparsınız?”, “Askeeer”. İşte işe yarayan budur. Mussolini “savaş insan enerjisinin en yüksek düzeyde açığa çıkmasını sağlar” demişti, demek ki İtalyan faşistlerinin ötesinde bir ruh halini dile getirmiş. Emekçiler ve sanatçılar işe yaramazdır. Kadınlar zaten öyle. Eşcinseller mi? Spartalılar “felsefeci ve oğlancı” Atinalılarla aynı kefeye konulmaya dayanamazlar.

Böylelikle film, sadece İranlılara, ya da dünyanın diğer kısmına değil, aynı zamanda kendi coğrafyasında liberal muhalefete de laf yetiştiren muhafazakârların politik argümanlarını sahiplenir. Kültür kaynaşması mı dediniz? Bu liberal palavraya Spartalıların kanması nasıl mümkün olur? Savaşın orta yerinde Pers Kralı Zerhas ile delikanlıca diplomatik görüşme yapan Leonidas kültürlerle ilgili hümanist öneriyi zekice geri çevirir: “Biz sabahtan beri kültürleri kaynaştırıyoruz”. “Medeniyetler Çatışması” döneminde bir çizgi roman kahramanının böyle konuşmasından doğal ne olabilir?
Kahramanın karısı da, yani kraliçemiz, Sparta senatosunda savaş konusunda ikna olmayan demokratlara laf anlatmakla uğraşmaktadır. “Bu salonun üzerine bina edildiği ilkelerin savunulması için”, “özgürlük için, adalet için” savaşa tüm ordunun gönderilmesi gerekir. Çünkü istilacılar şimdi uzakta da olsalar “asla durmayacaklar”dır. “Savaştayız haberiniz olsun” diye kükrüyor. Sparta yaşam tarzının savunulması gerekir. Tamam, kraliçe “Sparta yaşam tarzı” falan demiyor. Ama savaşa daha fazla asker vs gönderme fikrine karşı çıkan adamın Pers altınlarını üzerinde taşıyacak kadar gerizekalı bir hain olduğunu ortaya koyarak yine de yeteri kadar açıklayıcı bir politik mesajı iletiyor. Şu sıralarda bu mesajı almayan demokrat senatörlere bir de Leonidas imzalı mektup mu göndersek?

Kime karşı savaşıyoruz?
İnsanlık tarihinde yaşandığı haliyle Thermopylai savaşında direnenlerin Batılılardan çok Doğuluları temsil etmesi gerekmez mi? Çünkü işgale gidenler ABD’lilerdir ve direnenler Ortadoğulular. Hatta filmdeki dev filler (bunların fillerden çok Yüzüklerin Efendisi’ndeki ‘Oliphant’lara benzediğini söyleyelim) ve fil büyüklüğündeki gergedanlar pekala işgalci ABD ordusunun tanklarına, helikopterlerine benzetilebilir. Mızrakla gergedanı öldüren Spartalı ise uçaklardan sivillerin üzerine bomba yağdıranlardan çok 2 ayda 11 helikopter düşüren Iraklılar gibidir. Öyle midir? Filmin aslında ABD işgalini eleştirdiğini keşfeden bir iki eleştirmene göre öyle. Belki bu türden izleyiciler için salonlarda bir el kitabı dağıtılması düşünülebilir. Ancak o kadar acınası durumda olmayanların kim kimdir sorusuna doğru yanıtları verebilmeleri için gerekli açıklamalar filmin içinde kendine yer bulmuştur.

Savaş 2500 yıl önce yaşansa da filmdeki tüm karakterler bugünün karakterleridir. Eğer öyle olmasa Pers Kralı hangi akla hizmet Leonidas’a tüm Yunanistan’ın hatta tüm Avrupa’nın başkomutanlığını teklif edebilir? Bu teklifin biraz ötesi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği değil midir? İsa’nın doğumundan 500 yıl önce Birleşmiş Milletler ne kadar gerçekse, Avrupa da ancak o kadar gerçektir çünkü. Ama senaristler az önce bahsettiğimiz türden yanlış anlamaları giderebilmek için, kahramanları bugünün dünyasının politik koordinatları içerisinde yeniden tarif etmek zorundadır. Avrupa başkomutanlığı ha, yok yok o Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’dır kesin.

Tarihsel anlatılardaki karakterleri yeniden inşa ederken şuur denilen şeyden nasibini almamış yazarlar, Sparta önderliğinde Perslere karşı birleşen ordunun önünde duran 300’den hayatta kalmış son askere, “Bugün dünyayı mistisizm ve zorbalıktan kurtarıyoruz” dedirtmeye kadar vardırıyor işi. (“In that day, we rescue the world of the mysticism and of the tyranny”). Dünyayı mistisizmden kurtarmak için henüz erken değil mi? Şöyle bir 1500 yıl falan beklense daha uygun olmaz mıydı? Pozitivist Spartalılar henüz filmin başında cüzzamlı gibi görünen “rahip”lere içlerindeki en güzel kızları hediye ederek, onların rızasını almaya çalışmıyorlar mıydı? Ee nerden peydah oldu bu akılcılık? Bu akılcılığın Spartalılardan ya da başka Yunan Kent Devletlerinden değil de, kendine akılcılık atfeden yeni-muhafazakar entelejiyansiyadan türediği unutulmamalıdır. Hayatta kalan son kahraman değil de Hıristiyanlığın İslamiyetin aksine “akılcı” olduğunu ifade eden barışsever Papa gibi konuşmaktadır asker. Film bu sahneyle son bulmasa da savaşın sonrasını görsek, hani nerdeyse dinlerin barışına zarar verebileceğini düşünerek beyanatından ötürü özür dileyecektir.

Sadece İranlıların derdi mi?
Bu filmi eleştirmeyi anakronizm sayan budalalara, anakronizmin eleştirenler değil yapımcılar tarafından işin içine sokulduğunu söylemek gerekli mi? Sonuçta Yunan Uygarlığından derlediği anlatıları kendisinden sonrakilere iletmiş bir Herodot’un bile gerisine düşerek, her yeniden ele alışta araya laf sokuşturmak, sonra da “ya ben masal anlatıyorum, fantezi bunlar, kurmaca” diyerek ordan sıvışmak normal. Film çekilirken sadık kalındığını bildiğimiz çizgi romanın yazarı Frank Miller “Pers ordusunda 100 tane millet vardı, tüm Asya milletleri ve birçok Afrikalı, Yunanistan’a karşı hep birlikte saldırıya geçtiler. Yunanistan Avrupa’nın kapısıydı, eğer Spartalılar yenilseydi şimdi bizim uygarlığımızın içerdiği değerler bir tiranlık tarafından silinmiş olabilirdi” demekte son derece özgür. Ancak bu faşist ve doğululara saldırma propagandası yapmak için yazılmış çizilmiştir demek saçma. Bunun bir masal olduğunu unutmak öyle mi?

Bu film Hitler’in toplumdaki zararlı unsurları temizlemek için hazırlattığı propaganda filminin, derdini fareler ve hamamböcekleri üzerinden anlatması yanında çok daha samimi, son derece açık sözlü… Ama kellelerin kopuşu, kolların bacakların havalarda uçuşu, insan vücuduna giren kılıç ve mızraklardan gelen foşurtular izleyicinin aklını başından almış… Ne diyelim? Troy’da işgalcinin güzelleştirilmesine ve “ne yapsanız beyhude” propagandasının alıp yürümesine tanık olmuştuk. 300 “siz kalabalıkken de biz üstünüz pis barbarlar” diye devam ediyor. Gerçekten bu filmin aklını başından aldığı birileri var mıdır? Yoksa o aklı ordan almak için uzandığında eli havada mı kalmıştır?{jcomments on}