Musa Toprak
İran karasularında askeri kaçakçılık yaptıkları esnada suçüstü yakalanan İngiliz askerlerine ilişkin, İngiliz The Independent gazetesine mülakat veren Amerikan USS Underwood fırkateyninin komutanlarından Horner isimli bir komutan, “İngiliz askerlerinin kendilerini savunma hakkı bulunduğunu düşündüğünü” belirtmiş. Kendisinin İranlılara ateş açma emri verip vermeyeceğinin sorulması üzerine ise “Kesinlikle evet” yanıtını veren Horner, “Amerikan Donanmasının tek kuralı, sadece kendini savunma hakkını tanımakla kalmaz, buna zorunlu olunduğunu da belirtir. Bana göre, İngiliz askerlerinin kesinlikle kendilerini savunma hakkı vardır” dedi. Amerikan Donanmasında tek kural olduğunu bir Amerikalı komutandan duymak, insanlığın binlerce yıllık gelişimine rağmen dünyanın “en gelişmiş” ülkesinin nasıl olup da elini bu denli kana buladığına dair kafamızdaki pek çok soruya cevap veriyor. Meğer günümüzün en vahşi savaş mekanizması bir tek kuralla yönetiliyormuş. Komutanın veciz ifadesiyle; “zorunlu kendini savunma hakkı kuralı”
Mankurt Ocağı
Mankurtları duymanlar olabilir, kısaca anlatalım. “...Önce tutsağın kafasını kazırlar, kesilen bir devenin boyun bölgesinden yüzülen bir deri parçası tutsağın kafasına bir başlık gibi geçirilir. Kafasına deri geçirilen tutsak başını yere sürtmesin diye boyuna tahta kalıp takılır, kolları, bacakları bağlı tutsak orada güneşin alnacında, aç-susuz birkaç gün kalırdı. Başına deri geçirilenlerden çoğu acıya dayanamayıp ölür, sağ kalanlarsa belleklerini yitirerek geçmişlerini anımsamayan birer “mankurt” -köle- olurlardı. (...) “Mankurt” insan olduğunun bile farkında değildi. Benlik bilincini yitirdiği için efendisine iktisadi açıdan büyük avantajlar sağlardı... Her köle fırsat bulunca isyan eder; oysa mankurt köleler arasında kaçmayı, karşı koymayı, başkaldırmayı düşünmeyen, alışılmışın dışında tek varlıktı. Köpeklerin sahiplerini dinlemeleri gibi mankurt da efendisinin sözünden dışarı çıkmazdı. Efendisinden başkasının sözünü dinlemez, bedeninin gereksinmelerinden başkasını düşünmezdi.... (Cengiz Aytmatov ; “Gün Uzar Yüzyıl Olur”; s. 125-127, Cem yay.)
Bu konuda bir diğer veciz örnek, Musolini’nin İtalyan birliklerine verdiği zeka dolu genel emirdir; “Savaş esnasında karargahla bağı kopan bir birlik emir almak için karargahla iletişim kurmak için boş yere çaba harcamayacaktır. Emir her zaman bellidir; ‘İleri, daima ileri!”
Amerikan donanmasının, savaşların tarih boyunca getirdiği acıların insanlara öğrettiklerini hatırlayıp bu biricik kuralın yanına birkaç kural daha eklemesini ummak bugün için saflık kabul ediliyor. Önceki yüzyılın subayları dahi, esir düşmenin savaşın içinde olağan bir durum olduğunu, insan hayatının savaş içinde dahi kutsal olduğunu, kendi mantıklarına göre çarpıtılmış biçimiyle de olsa, kabul ediyorlardı. Nitekim ülkesine geri dönen savaş esirlerini, ölene dek savaşmadıkları için suçlamak/idam etmek geleneği ortadan kalkalı neredeyse iki yüz yıl oluyor. Generalin açıklamasından burada bir düzeltme yapmak gerektiğini öğreniyoruz, ülkeyi onurlandırmak gibi boş iddialarla ölene dek savaşmak gerekliliği düşüncesi, dünyanın ABD dışında kalan bölgelerinde, (buna medeni dünya da diyebiliriz) ortadan kalkmıştır.
Kahraman Jessica Lynch
Amerikalıların tarih öğrenmelerinde yegane kaynak olan Holivud sinemasında; Amerikalı asker asla esir düşmediği, büyük bir aksilik sonucu esir düşen bir tek askerin bile ne pahasına olursa olsun kurtarıldığı için, Amerikalı askerlerin esir düşmediklerini sanılmaktadır. Resmi rakamlara göre Vietnam’da 1285 Amerikalı asker esir düşmüş ve 459’u serbest bırakılmıştır. Kayıp olarak açıklanan 2000 Amerikan askeri somut bir kanıt olmadan, “ölü” kabul edilmiştir. Amerika’da çocuklarına kavuşmak umudunu taşıyanların kurdukları dernekler, çocuklarının “özgürlük için savaştıklarını ve evlerine asla dönemediklerini” hala duyurmaya çalışıyorlar.
Irak’ta esir düşen Er J. Lynch, bu durumun başka uçtaki örneğidir. W. Bush’un deyimiyle “dünyanın en karanlık köşesine özgürlük getirmeye geldiğinde” arkadaşları tarafından yaralı halde terk edilince Irak güçlerine esir düşmüş ve Iraklı askerler yaralı eri en yakın hastaneye bırakarak yollarına devam etmişlerdi. Amerikan düzenli ordusu Jessica’nın tedavi gördüğü hastaneye ulaşınca, o hastanede bir yaralı asker olduğunu öğrenip, hastaneye gelmişler ve başında sadece doktorlar bulunan “esir asker” için özel tim, iliştirilmiş muhabirlerle hastaneyi basmıştı. ABD’ye dönüşünde kahraman erin öyküsünün yayın haklarını çok yüksek bir ücretle satın alan yayıncı firma, saatler süren esirlik sırasında yaşananları bir ibret belgesi olarak yayınladı. Yakalandığı anda vücudundaki kırıklar nedeniyle acıdan bayılmış olduğunu ve olayları hatırlamadığını belirten Lynch, merak edilen sorulara kitapta hep aynı cevabı veriyor; “olabilir”. Afganistan’da 5000 $ karşılığı “terörist” satın alıp Guantanamo’da işkenceye çeken Amerika’da, esir ere tecavüz edilmiş “olabileceği”, işkence görmüş olmasının “yüksek ihtimal” olduğunu anlatan kitap çok satanlar listesine giriyor.{jcomments on}