Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Irak, kimliklerimiz ve kaderimiz...

 

Evrim Sargın

Irak’ta bir insanlık  dramı yaşanmaktadır. Bu 4 yılın bilançosu savaşın bu topraklara getirdiği yıkımla özetlenebilir. Eğitimsiz yetişen bir nesil, sağlık hizmetlerinin tamamiyle çöktüğü bir ülke, kurbanlık koyun gibi asılan insanlar, işkence ve daha sıralanabilecek pek cok katliam örneği... Manzaranın Irak halkı açısından içler acısı olduğu aşikar. ABD açısından bu dört yılın bilançosu daha vahimdir. Açıktır ki hiç beklemediği kadar dibe vuran işgal kuvvetleri birer birer ABD’yi yalnız bırakırken, kendisi de artık bu topraklarda tabir yerindeyse kendi döktüğü kanda debelenmektedir.

Irak Savaşı’nın 4. yılında bir Irak yazısı yazmak ne kadar vahimse, bu yazıyı rakamlar ve kimin nerede iktidar olduğuyla, Şiilerin mi Sünnilerin mi direnişe hakim oldugu ya da yeni Irak petrol yasası ile nelerin değişeceği türünden argümanlarla dokumak da bir o kadar vahim olacaktır. Irakta bir insanlık  dramı yaşanmaktadır. Bu 4 yılın bilançosu savaşın bu topraklara getirdiği yıkımla özetlenebilir. Eğitimsiz yetişen bir nesil, sağlık hizmetlerinin tamamiyle çöktüğü bir ülke, kurbanlık koyun gibi asılan insanlar, işkence ve daha sıralanabilecek pek cok katliam örneği... Evet tablo bu kadar kötü gözükse de ABD için bu dört yılın bilançosu daha da vahimdir. Açıktır ki hiç beklemediği kadar dibe vuran isgal kuvvetleri birer birer ABD’yi yalnız bırakırken, kendisi de artık bu topraklarda tabir yerindeyse kendi döktüğü kanda debelenmektedir. Bu yazıda da ister istemez ABD’nin nasıl giderek güç kaybederken, direnişin Iraklı karakterinin ön plana çıktığı ve emperyalist kuvvetlerin tam da bu nedenle petrol yasası gibi duzenlemlerle direnişe vurmaya çalıştığı ve giderek bir Ortadoğu direnişine zemin hazırladığına (İran-Irak yakınlaşması şeklinde de okunabilir) yer verilecektir.

Irak’taki süreci incelerken emperyalist kuvvetlerin öncelikle nereye vurduğuna bakmak gerekir. Her ne kadar Irak’ın bütünlüğü yönünde doğrudan Bush’un ağzından  bazı kelimeler sarfedilse de bir etnik kargaşa yaratmak ve bunun uzerinden bu kimlikleri taşeron olarak kullanmak çok basit ve klasik bir açıklamadır. Ancak şu var ki emperyalizm, karşısında bir Iraklı, Ortadoğulu  kimliğinden ziyade Şii, Sünni ve Kürt grupları gormek ister. Bu yazının amacı kesinlikle bu parçalanmışlığın karşısında ulus devlet tezini savunup arkasından milliyetçi argümanlar döşemek değildir. Ancak emperyalizm ortak kültüre, aynı toprakların insanı olma fikriyatına saldırmakta ve gerekli yasal düzenlemeleri de buna gore inşa etmektedir (Irak petrol yasası gibi). Nitekim Saddam’ın 10 Aralık 2006’da, yani Kurban Bayramının ilk gününde ve çok benzer bir şekilde eski Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’ın savaşın 4. yıldönümünde asılması bu işgalin popüler görüntüsünü Şiilerin bayramı olarak tarif etmekte ve bu tür süreçleri şölene döndürebileceğini zannetmektedir. Ancak pek çok Iraklı her ne kadar döneminde Saddam rejiminin muhalifi olsa da işgal öncesi ve sonrası süreci şöyle değerlendirmektedir: “Milyonlarca Iraklı, aslında ben de dahil nüfusun büyük bir çoğunluğu Baas rejimini dünyadaki en gaddar ve kötü diktatörlüklerden biri olarak görüyordu. ABD, Britanya ve bir dizi Batı ülkesinin ticari ve mali kazançlar karşılığında bu rejime askeri, ekonomik ve siyasi destek verdiği on yıllar boyunca biz ondan kurtulmayı hayal ediyorduk. Bugün ülkemizin ve halkımızın içinde bulunduğu durum, o karanlık günleri bile mumla aramamıza yol açacak kadar vahim.”

Bir zamanlar gelişmekte olan dünyadaki en ileri sağlık, eğitim ve sanayi sistemini yaratan, okur-yazar oranını yüzde 100’lere yaklaştıran, çocuk ölüm oranlarını İtalya ve İspanya’dan bile daha iyi oranlara taşıyan modern bir toplum tümüyle çökmüş durumda. Her yıl hayatın her alanında onlarca Bilim insanı üreten bir toplumdu Irak. Gelinen nokta, ABD Başkanı George W. Bush ve Britanya Başbakanı Tony Blair’ın savaşa giderken dillerinden düşürmediği Batı değerlerine ağır bir hakaretten başka ne olabilir? (Irakılılar bundan sonra ne yapacak, El Tikriti E., Radikal 21Mart 2007)

ABD açısından bir kaygı verici durum da bu savaşın maliyetidir. Hürriyet’in 21 Mart 2007 tarihli haberine göre savaşın dakikası 250 bin dolardır. 1993-1997 yılları arasında Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Bütçesi yetkilisi olarak çalışan Gordon Adams’ın yaptığı araştırmaya göre, ABD Irak için ayda yaklaşık 10 milyar dolar, dakikada ise 245 bin 370 dolar harcıyor. 2003 yılında Beyaz Saray tarafından maliyeti 50 milyar dolar olacağı duyurulan Irak Savaşı için şu ana kadar harcanan para ise neredeyse bu rakamın 10 katı. Her yıl Pentagon için ayrılan bütçenin yüzde 75’inin harcandığı Irak’ın yeniden yapılandırılması için gerekli olan para miktarına yönelik tahminler de tutmadı. Elektrik, su, ulaşım, eğitim, sağlık ve güvenlik konularını içine alan yeniden yapılandırmanın Dünya Bankası 36 milyar, ABD ise 50 milyar dolar tutacağını bildirmişti. Ancak şu ana kadar 103 milyar dolar harcanmasına rağmen hala bir ilerleme kaydedilebilmiş değil.
Benzer şekilde ABD’nin girdiği bu batak Vietnam Savaşının yarattığı felaketten pek faklı gözükmemektedir. Irak’ta şu güne kadar Amerikan Associated Press ajansının verilerine göre, ölen Amerikalı askerlerin sayısı 3 bin 227 ye ulaştı.(22 Mart 2007 Hurriyet). Can kayıplarını tespit eden Iraq Body Count’ın web sitesindeki istatistiklere göre ise , 4 yılda 60 bin sivil ölürken, koalisyon güçleri de yaklaşık 3 bin 500 asker kaybetti. Askerlerden 3 bin 200 kadarı Amerikalı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ise 2 milyon kişinin Irak’tan kaçtığını, 1,8 milyon Iraklının da kendi topraklarında evlerinden olduğunu söylüyor. Vietnam Savaşına bakıldığında ise Vietnam yetkilileri 21 yıl süren çatışmalarda kuzey ve güneyde toplam dört milyon sivil ile bir milyondan fazla komünist savaşçının hayatını kaybettiğini belirtiyor. ABD’nin verilerine göre ise, 200 ile 250 bin Vietnamlı asker ile 53 bin 200 Amerikan öldü ya da kayboldu. Burada tÜm bu rakamlar bize neyi anlatmaktadır? Evet rakamlar ABD’nin yaptığı hesapların hiçbirinin tutmadığını ve geçen 4 yıllık sürecin nasıl da Vietnam örneğine benzer biçimde şekillendiğini göstermektedir. Ancak bize rakamlar emperyalizmin yenilgisini anlatmaya yetemeyecek kadar olayı basitleştirmektedir. Vietnam ABD ekonomisini felç ettiği gibi bir emperyalist olarak kendi devletinin meşruiyet krizine yol açmıştır. Daha da ötesi ABD kendi halkı da dahil olmak üzere tüm dünya halklarının gözü önünde bu işi yüzüne gözüne bulaştırdığının iyice farkına varmıştır. Vietnam emperyalizm için tam anlamıyla bir yenilgiydi ve Irak içinde farklı olmadığını söylemek oldukça mümkün. Burada söylenebilecek son söz rakamların tıpkı El Tigriti’nin de belirttiği gibi Irak’ta yaşananları anlatmakta oldukça aciz kaldığıdır. Sömürgeleştirilmeye çalışılan bir halk, eve mahkum edilen, tecavüze uğrayan kadınlar, değil okula gitmek sokağa çıkamayan çocuklar tüm bu demokrasi çığırtkanlıklarının dışa vurumudur. Kaldı ki Vietnam ve Irak arasındaki paralellikler İngiliz The Guardian gazetesinin haberinde geçtiği üzere artık ABD’li komutanlarca da kabul edilmiş bir gerçektir. Irak’taki Amerikan askerlerinin Komutanı David Petraeus’a da danışmanlık yapan komutanlar ABD ordusundaki çöküş, moral bozukluğu, yetersiz askeri güç ve siyasi istekteki azalmanın, komutanların ABD’nin Irak’taki ömrünün 6 ay olduğu görüşünü kuvvetlendirdigi aksi halde Vietnam’daki sonucun kaçınılmaz olduğunu söylemektedir.

Ancak emperyalizmin baş aktörü ABD bu yıkımlarla karşılaştıkça daha da saldırganlaşmaktadır. Nitekim geçtiğimiz günlerde Iraklı 3 kadına verilen idam cezası,  Amerika’nın önümüzdeki hedefinin İran olması ve de yetmezmiş gibi İsrail üzerinden  bu sürecin örgütlenmesi bu saldırganlığın son raddeye taşındığını bizlere kanıtlamaktadır. Amerika tıpkı Saddam Hüseyin ve Taha Yasin Ramazan idamlarında olduğu gibi 3 kadın Iraklıya direnişe katıldıkları gerekçesiyle idam cezası vererek kendi otoritesinin sarsılamaz olduğunu ve Ortadoğunun hakimi olduğunu bizlere kanıtlamaya çalışmaktadır. Ancak tüm yukarıda saydıklarımız, ve hepsinden önemlisi direniş her ne kadar Şii ya da Sünni kimlikleri üzerinden tarif edilmeye çalışılsa da, daha ziyade Iraklı kimliği üzerinden gittiği, sadece Mart ayı gazete haberlerine bakılarak bile varılabilcek bir sonuçtur. Nitekim İran benzer bir şekilde uluslararası baskılara rağmen Amerikan emperyalizmine karşı direnişini sürdürmektedir. Yine en son 24 Mart’ta İran’ın İngiliz askerlerini rehin alması bu meydan okumanın küçük ama en son örneğidir. Dolayısıyla İran ve Irak önümüzdeki süreçte birbirlerine daha da yaklaşacaktır. Evet, Şii İran kimliği uzerinden Cengiz Çandarvari stratejik paronoyalarla Ortadoğunun ABD karşısında ne kadar güçsüz olduğu ve kapanın elinde kalacak paydan Turkiye’nin de nasiplenmesi üzerine binbir türlü makale yazılabilir. Ancak tarihi yapan özneler tam da Çandar’ın söyleyeceği şekilde emperyalistler değil, direnen halklardır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte İran ve Irak direnişi Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyayı şekillendirecek en önemli kuvvettir.{jcomments on}