Güneş Tercan
Geçtiğimiz aylarda 1980 faşist askeri darbesinin baş karakteri 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in ‘Türkiye ilerde eyalet sistemine geçebilir’ sözleri büyük tartışmalara neden oldu. Evren açıklamasının devamında ‘artık bir Kürt devleti var, Kürdistan’ı işgal etmek doğru olmaz, DTP de meclise girmeli bu şekilde ayrılma olmayacaktır’ dedi. Kenan Evren’i emperyalizmden bağımsız faşist kişiliği ile düşündüğümüzde gerçekten de şaşırtıcı bir açıklama yaptığını söyleyebilirdik, hatta bu zatı muhterem yaşlandı da ölmeden günah mı çıkarıyor diye de düşünebilirdik. Ancak biz biliyoruz ki bu gibi şahsiyetler son nefesinde dahi emperyalizmin taşeronluğunu üstlenmekle sorumludur. İşte bu yüzdendir ki Kürt düşmanı iken bir anda Kürt halkının ‘savunucusu’ kesiliyor. Paşam, gülmezler mi adama? Ne çabuk unuttunuz, hani onlar Kürt değildi, dağ Türk’ü idi. Amerika yeşil ışık yakınca mı Kürt oldular? Siz değil miydiniz, Kürtlere ve solculara karşı bizzat emperyalistlerin isteği üzerine şeriatçılığı pompalayan, bunların asılmasının öldürülmesinin dinimizce Müslümanlara atfedilmiş olduğunu söyleyen, bu doğrultuda 26 Haziran 1986’da Türk–İslam sentezini Özal ile birlikte resmi kültür politikası olarak benimseten? Yoksa yaşınızla birlikte hafızanız da mı silindi? Kenan Evren gibi birinin, bırakalım Kürt halkını, bu memleketin tek bir ferdine faydası dokunacak cümle kurması mümkün değildir. Bu bizzat Amerika’nın Ortadoğu projesinin sözcülüğünü yapmaktır, işbirlikçiliktir. Zaten 80 darbesi de bu işbirliğinin en büyük göstergelerindendir ki darbenin ardından ABD’li diplomat Paul Henze’in Başkan Jimmy Carter’a “Bizim çocuklar başardı” demesi darbenin arkasındaki emperyalist planı ortaya koymaktadır. Bu yüzden anlatmak gerekir birilerinin birazcık da olsa utanması için. Gerçi geçen sayılarda söylemiştik, “utanmak gericilerin harcı değildir”, ancak hatırlatmak biz devrimcilerin görevidir.
12 Mart muhtırasıyla halk içindeki ilerici hareketlerin önüne geçmeyi hedefleyenler amaçlarına tam anlamıyla ulaşamamışlardı. Bunun tamamlanması gerekliydi. Doğrudan patronların(Darbenin ardından Vehbi Koç’un Kenan evrene yazdığı mektupta bir bir sayılmıştır) isteklerini dile getirecek bu ülkenin mazlum halklarının kanını emecek, sömürecek, sindirecek bir hareket gerekiyordu. Ve bu halk bir kez daha 12 Eylül 1980’de faşist darbe ile karşı karşıya kaldı, Darbenin gerekçesi artan terör olaylarına son vermek, anayasal olaylara son vermek, anayasal düzeni korumak ve kollamak olarak gösterildi. Ve hemen ardından ülkenin dört bir yanında ciddi bir kuşatma başlatıldı. Darbeyi takip eden günler boyunca, ülkenin her yanında sayısız ev baskınları düzenlendi yüzlerce insan sorgusuz sualsiz gözaltına alınıp işkence tezgâhlarına gönderildi. Ve cunta şiddetini emekçilerin kazanılmış haklarını ellerinden alarak sürdürdü. 14 Eylül’de grevler yasaklandı. Yarım milyonun üzerinde üyesi bulunan, işçinin sendikal gücü olan DİSK 11 yıl boyunca kapalı kaldı. Darbeden sonra 2000 dolayında DİSK yöneticisi, temsilcisi, üyesi ve uzmanı gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı. 17 Mart 1981’de 1 Mayıs ve 27 Mayıs bayramları kaldırıldı. Baskılar artarak devam ediyordu. 17 eylül 1980’de gözaltı süresi 15 günden 30 güne çıkarıldı. 8 Ekim de idam cezaları infaz edilmeye başlandı. 7 Kasım da ‘Toplu Suç’larda gözaltı süresi 90 güne çıkarıldı. 10 Kasım da yazar yayıncı İlhan Erdost, Mamak Askeri Cezaevi’nde öldürüldü. 25 Haziran 1981’de DİSK davasında Abdullah Baştürk ve 51 arkadaşının idamı istendi. Çember çıkarılan bu yasalarla git gide daraltılıyordu. 80-84 yılları arasında 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, açılan 210 bin davada Yedi bini idam istemiyle olmak üzere, 230 bin kişi yargılandı. Haklarında idam cezası verilenlerin 50’si asıldı. Kana susamışlığın, gözü dönmüşlüğün en akıl almaz göstergesi ise 17 yaşındaki Erdal Eren’in infazının gerçekleşebilmesi için mahkemece yaşının büyütülmesi idi. Durum bunlardan ibaret değildi. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 300 kişi ‘kuşkulu’ bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.16 Ekim 1981’de tüm siyasi partiler kapatıldı. Üniversitelerde merkez soldakiler dahil bütün solcu öğretim elemanlarını tasfiye etmek, öğretim kurumlarını ‘milliyetçi-tutucular’ın eline teslim etmek amacı ile 6 Kasım 1981 de YÖK kuruldu. 30 bin kişi faşizmin takibinden kurtulmak için ülkesini terk etti. 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci öldürüldü, gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. Gazetecilere toplam 3315 yıl 6 ay hapis cezası verildi, gazeteler 300 gün kapatıldı, 49 ton gazete, dergi ve kitap sakıncalı olduğu için imha edildi. Binlerce insan işkenceler sonucu sakat kaldı, yüzlerce insan akli dengesini yitirdi. Binlerce faili meçhullerin ve kayıpların kayıtları tutulmaz oldu. Bunlarla birlikte yurdun dört bir yanı cezaevleri ile donatıldı. Metris, Mamak ve Diyarbakır cezaevlerinde sayısız işkenceler yapıldı. Özellikle Diyarbakır cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için başlatılan açlık grevlerinde 14 kişi yaşamını yitirdi. Diğer cezaevlerinde onlarca insan uygulamaları protesto etmek için kendilerini yakarak yaşamlarına son verdiler. Tüm bu insanlık dışı uygulamalar karşısında Avrupa’dan tepkiler yükselmeye başladı. Ancak ABD Savunma Bakanı Caspar Weinberger’in Türkiye’ye gelmesi ve daha fazla yardım vaadinde bulunması üzerine rejimin kendisine olan güveni ve kararlılığı güçlendi ve baskıların dozu artırılmaya devam etti. Bir taraftan da din sömürüsünü güçlendirmek için değişiklikler yapılıyordu ve bunun dolaylı sonucu olarak 1 Eylül 1982 de ilk ve orta öğretimde din dersleri zorunlu hale getirildi. Anayasa 23 Eylül 1982 de değiştirildi. Evren’in anayasa ile ilgili yaptığı konuşmaların ve geçici maddelerin eleştirilmesi 23 Ekim 1982 de yasaklandı. Ayrıca yasadaki geçici maddelerden 15. madde ile darbecilerin darbeden sonra işlediği suçlardan dolayı yargılanmasının da önüne geçildi.
Darbeci Kenan Evren emperyalist çıkarlar uğruna binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Demokrasiyi getireceklerini söylerken dünyanın sayılı yerlerinde görülebilecek faşist kıyımlardan birini gerçekleştirerek, İradesi kırılmış bir toplum ve gençlik yarattılar. Ülkenin dört bir yanında kapanamayacak yaralar açtılar. İşte bu yüzden, toplumun yozlaşmasına, çürümesine neden olan, ülkeyi emperyalistlere peşkeş çekenlerden hesap sorulmalıdır. Onlar gece yataklarında rahat uyurlar ama biz uyuyamayız onurlu insanlar uyuyamaz. Yarınlar’ın ilk sayısında(Ekim 2006) şöyle yazmıştık: “Aleko’yu hatırlamak gerekir. Tam da Fallaci’nin ‘karışık duygular’la anıldığı günlerde, Aleko’nun ünlü gazetecinin sevgilisinden ibaret olmadığını hatırlamak... Yunanistan’da faşist Albaylar cuntasının başı Papadopoulos’a suikast girişiminde yakalanan ve sonra hiç bir baskıyla teslim alınamayan Aleko’yu... ‘Mussolini’nin sonu İtalyanlar için gurur vericidir’ demişti, ‘Franco ve Salazar eğer kendi ecelleriyle ölürlerse İspanyollar ve Portekizliler başlarını onurla yukarıya kaldıramayacaklar’. Onurun yolda bulunan değil emek harcanarak yaratılan bir şey olduğunu anlatıyordu.” Kenan Evren ve onun gibiler bu memlekette ecelini beklerken acaba bu halk başını onurla kaldırabilecek mi?{jcomments on}