“Televole anketi”

 

Prof. Dr. Mehmet Türkay*:

eko_diyalogİzninizle kendimi “iktisatçı” olarak tanımlamadığımı, sosyal bilimci olarak sorunuza cevap vermeye çalışacağımı vurgulayarak başlamak isterim. Kapitalizmin bütünsel işleyişi ya da diyalektiği, anlama çabası içinde olanlar için de aynı türden bir bütünsel bakışı gerektirir. Bu çerçevede bir değerlendirme yapmak gerekirse, verdiğiniz örnekte iktisatçıların anlaştıklarının ifade edildiği temel konular, liberalizmin, 1970’li yıllarda ortaya çıkan kriz koşullarında, krizi yönetmeye dönük yeniden formüle edilmesiyle hegemonyasını oluşturan neoliberalizmin asli, tanımlayıcı konuları. Bu anlamda, neoliberalizmin hegemonyasının sürekli yeniden üretilmesine hizmet eden, bu türden “sevimli” görünmeye ve göstermeye çalışan atraksiyonlar hep yapılagelmiştir. Burada E.H. Carr’ın yaptığı bir tespiti hatırlamakta fayda var; “İktisatı öğrenmeye başlamadan önce iktisatçıları incelemelisin, iktisatçıları incelemeye başlamadan önce, onların tarihsel ve toplumsal ortamlarını anlamalısın”  der Carr. Bu tespit bize toplumsal olanı anlamakta tarihsel bakışın önemini gösterir. Aynı iktisatçılara aynı soruları 1960’lı yıllarda sorsalardı büyük bir olasılıkla tam tersi cevapları alacaklardı ve yine “iktisatçılar”ın anlaştıkları bir tabloyla karşılaşacaktık. Çünkü, genel geçer iktisatın kapitalizmin meşruiyeti temelinde biçimlenmesi çerçevesinde,   genel geçer ya da neoklasik iktisatçılar aynı meşruiyet kaygısına referansla, kapitalizmin meşruiyetine hizmet edecek “bilgi” üreteceklerdir. Bu tür “bilgi”lerin üretilmesi bilgi ve güç/iktidar arasındaki ilişki çerçevesinde anlam kazanmaktadır. 1980’lerin başında Kalkınma İktisadı’nın gerekliliğine dair yapılan bir tartışmada, Önde gelen kalkınma iktisatçılarından W.A.Lewis, kalkınma iktisadına dönük doktora düzeyinde ilginin gerilemesini, Ford Vakfı’nın önceliklerinin değişmesine bağlamış, Ford Vakfı’nın önceliklerinin değişmesiyle bu durumun ortadan kalkacağını vurgulamıştı. Bugün de durum elbette farklı değil. Kapitalizmin küresel nitelik kazandığı bu süreçte bilgi ve güç merkezleri arasındaki ilişki daha görünür ve fütursuz bir hal aldı. Örneğin, “televoleci iktisatçılar” diye tanımlanan öğretim üyesi iktisatçılardan bir tanesi, özelleştirmenin sorunlu olduğuna dair, bir sanayicinin sorduğu soruya, “kıvırtmadığımız az konulardan biri özelleştirmedir” diyerek cevap vermeye başladı. Bu ifade ne kadar bilimsel ise, bahsi geçen iktisatçıların anlaştıklarını söyleyen anket ve bunu bir meşruiyet delili olarak dillendiren öğretim üyesi “iktisatçının” yaklaşımı da o kadar bilimsel olabilir.


*Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99