SUNU: Onların kahramanları ve bizimkiler

İsrail uçakları İran’ı bombalamak için ABD’den izin bekliyor. Haber bültenlerinde sunucular “kim kiminle nerede ne yapıyor” oynarken, ekranların altından bu yazı geçiyor. Tesadüf bu ya o sıralarda, başka bir ülkenin yetkilileri de Irak’ın bir yerlerine bomba atıp başka bir yerlerine asker sevketmek için ABD devletinin ilgili birimleri ile istişare halindeler. Ortadoğu ABD’nin tarlası ya! Yarıcılar hasatı nasıl bölüşeceklerinde anlaşırlarsa, tarlanın bir kısmını sürme niyetindeler.
Olur da pazarlık olumlu sonuçlanırsa, bu hikayelerden kahramanlar çıkacak. Kore’de çıkmıştı, okuyanlar bilir. Türkiye’de hükümet yetkilerinin fiilen ABD büyükelçisine devredilmesi geleneğinin ilk temsilcisi, Menderes zamanında, Türkiye Kore’ye dört bin beş yüz asker göndermişti. Bin kadarı dönemedi geri. Bir o kadarı da ‘eksik’ geldi. Onlar, kahraman oldular. ABD çıkarları için Asya’nın öbür ucunda toprağa düşen Anadolu çocuklarının üzerine kahraman örtüsü örtüldü. Aynı örtüyü Can Dündar şimdi Menderes’in üzerine örtüyor. Burnumuzu tutarak saygı duruşuna geçeceğiz.
Bir kahramanlar nesli de 90’lı yıllarda türedi memlekette. “Böcek yiyen böcekler” demişti bunlar için devlet yetkilileri. Kulak kesip adam kaçırmak, haraç ve uyuşturucu işlerine bakmaya memur edildiler. Onlar için devrin başbakanlarınca “şerefli”, hayranlarınca “efsane” denildi. Şimdi gazetecilerin en liberalleri, “bu kahramanlar olmadan bu coğrafyada ayakta durulmaz” buyuruyor. Derin devletin kahramanları en çok onlara gerekli.
Irak’tan ABD’liler az mı kahraman çıkaracak sanıyorsunuz? Geçsin hele savaşın üzerinden bir kaç yıl. Devasa film endüstrisi çarklarını bir çevirsin hele. Yeni nesil rambolar beyazperdede görünsün. Sabrı olmayanlar televizyonla idare edecek bir süre. “Jack Bauer”ı izlemediniz mi? Yeteneklerine hayran olalım diye CNBC-E gösteriyor bu kahramanın öyküsünü. Amerikan karşı terör biriminin en kahraman adamı; Araplara, Sırplara, Çinlilere bugünden veriyor derslerini. 24 saatte bir ülke. Onların kahramanları böyle çalışır işte.
Ruth Mercenero, 1975’te Nikaragua’da sosyal hizmet görevlisiydi. Jinotepe’de köylüler arasında çalışırken karşılaştığı yaşam koşullarına öfke duyarak bir imza kampanyası başlattı. İmza toplamak için gittiği üniversite kampüsünde Sandinistlere katıldı. Rina Campos ise üniversitede öğrenciyken… 1972-73’te kamyon sürücüleri grevine, sütün fiyatının yükseltilmesine karşı eylemlere destek verdi. Üniversitedeki boykotlara katıldı. 1975’te birlikte tutuklandıklarında bu anne-kız birbirlerinin devrimci faaliyet yürüttüklerini bilmiyorlardı. “Tartışmalarımız eskisinden daha politik olmaya başlamıştı” diyor Campos. “Annemin davranışları bana tanıdık gelmeye başlamıştı. Siyasal durumu militanların bakış açısıyla inceliyorduk. İkimiz de 4 Şubat’ta hapse atıldığımızda işler böyleydi işte”. 26 gün, soğuk bir odada çırılçıplak tutulduktan, başlarına kukuleta geçirilip dövüldükten sonra hiçbir suçlamayı kabul etmeyip hiçbir arkadaşlarını ele vermeden ayrı ayrı cezaevlerine konuldular. Bu anne ile kızı, cezaevinden çıktıktan sonra Somoza diktatörlüğü devrilene kadar devrimci faaliyeti sürdürdüler. Bizim kahramanlarımız da böyle çalışıyor.
Ruth Mercenero ile Rina Campos’un yaşam öyküleri, dünyanın her köşesinde ilerici halkın uyduruk gerici kahramanların karşısında nasıl dikildiğini anlatmıyor sadece. Bir annenin ve bir kızın, bir ülkeyle beraber nasıl kurtulduğunu da anlatıyor. AB sponsorluğundaki kahramanlara, kadınlar üzerindeki toplumsal baskının aşılmasının onların hoşuna gitmeyen yolunu da gösteriyor. Bize kalırsa zaten başka bir yol da yoktur.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99