Neoklasik akımın hegemonyası

 

Dr. Serdal Bahçe*:

Neoklasik iktisatçı açısından, bu politikalara koşulsuz karşı çıkış, iktisadi alanın politizasyonuna karşı çıkış gibi görünse de, aslında sermaye ve mülk sahiplerinin ufkunu yansıtan bir içeriğe sahiptir. İktisadi alanda kaybedenler açısından en önemli mücadele alanı politik alandır ve neoklasik iktisat bu alanı kapatmak istemektedir.

A. Savaş Akat’ın, ve özetlediği yazının sahibi R. Whaples’in, iktisatçıların büyük bir çoğunluğunun paylaştığı fikir birliğinden dolayı hissettikleri mutluluğun ne ölçüde yargılanabileceğini bilmiyorum. Zaten Akat’ın ve Whaples’in yazılarının ortak temasının ürkütücülüğü dikkate alındığında bu yersiz mutluluğun aslında pek de önemli olmadığı hemen anlaşılacaktır. Asıl vahim ve önemli olan Whaples’in yazısında konu edindiği anketten çıkan sonuçlardır. Bu sonuçlar uzun zamandır neoklasik okuldan iktisatçılar hakkında sezgisel olarak vardığımız bir kanıyı doğrular niteliktedir: İktisatçının neoklasik türü artık bir politik ve ideolojik öznedir. İdeolojiyi belirli önyargıların, davranış kalıplarının ve inanç sisteminin bileşimi gibi algılarsak bu sonuca hemen ulaşabiliriz. Neoklasik iktisatçı kodlanmış bir inanç taşıyıcısısıdır; anketin sonuçları da bunu doğrulamaktadır.  Neoklasik iktisatçı imal eden akademik kurumlar da, Herman ve Chomsky’nin vurguladıkları gibi, “rızayı” imal eden merkezlere dönüşmüşlerdir. İktisatın neoklasik akımı, bir sosyal Bilim alanı olarak iktisatı tarihselliğinden koparmıştır. Ankette verilen cevaplar bu yargıyı kanıtlar niteliktedir. Bir iktisatçının tarıma verilen desteğe, ithalat üstüne kontrollere veya sübvansiyonlara koşulsuz ve tarihsel içerikten mahrum karşı çıkışı ne anlama gelmektedir?  Neoklasik iktisat, doğası gereği eşit olmayanlar arasında rekabeti kurumsallaştırma güdüsündedir ve bu rekabete duyulan mutlak bir inançtan kaynaklanmaktadır. Bu iktisadi yaşamın her alanı için geçerlidir; örneğin, sermaye ile işgücü arasındaki eşitsiz ilişki de neoklasik dünyada böyle algılanmaktadır. Sorulara konu olan iktisat politikaları görece iktisaden zayıf olanın güçlü olana karşı korunmasını hedeflemektedirler. Bu anlamda, neoklasik iktisatçı açısından, bu politikalara koşulsuz karşı çıkış, iktisadi alanın politizasyonuna karşı çıkış gibi görünse de, aslında sermaye ve mülk sahiplerinin ufkunu yansıtan bir içeriğe sahiptir. İktisadi alanda kaybedenler açısından en önemli mücadele alanı politik alandır ve neoklasik iktisat bu alanı kapatmak istemektedir. İktisat alanının politikasızlaştırılmasını hedefleyen neoklasik iktisadi söylem açısından ironik bir durumu belirtmek gerekir; bu kapatma çabasının kendisi de politik bir programdır. Bu noktada, neoklasik iktisatçı küresel olarak örgütlenen bir politik yapılanmanın üyesidir. Her politik yapılanmanın sahip olduğu iktidar güdüsüne neoklasik iktisat partisi de sahiptir. Anketin sonuçları, ve gözlemlerimiz, akademik iktisat dünyasında bu hedefe şimdilik ulaşıldığını göstermektedir. Akat’ın ve Whaples’in ‘coşkun’ sevinçlerinin esas kaynağı iktidarın ele geçirilmiş olmasıdır, boş bir “konsensüs” arayışının sonuçlanması değil.
*Ankara Üniversitesi SBF{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99