Hocalarınız sizi kandırıyor, ayağa kalkın, ayaklanın!

 

Araş. Gör. Altuğ Yalçıntaş*:

İktisatçılara verilen Nobel Ödülü dünyaya bir parça eleştirel gözle bakmayı tercih edenleri genellikle memnun etmez.  Her seferinde “İnanamıyorum. O mu aldı Nobel’i! Olamaz!”ları duyarsınız.  İktisatta Nobel Ödülü’ne sahip olanlar arasında Frederich von Hayek, Paul Samuelson, Milton Friedman, Thomas Schelling gibi isimlerin olduğunu hatırlayın.  Bu isimler iktisatın bugünkü hale gelmesinde başrol oyuncularıdır, bildiğiniz gibi.
Ancak yine de bu ödülün hasbelkader sahibi olmuş diğer isimleri de bilmek gerekir.  Hatta bu isimler arasında sahip çıkmamız gereken isimlerin olduğunu da aklımızda tutmalıyız.  Örneğin Gunner Myrdal’ı.  Örneğin Ronald Coase’u.  Örneğin Douglass North’u.
Bir iktisatçıyı bilmek, sadece onun iktisata nasıl katkı yaptığını bilmek demek değildir.  Friedrich von Hayek’in Nobel Ödülü almış olmasını sadece “görünmeyen el” metaforuna getirdiği sofistikasyonu anlayarak açıklayamazsınız.  Kendisinin John Maynard Keynes ile derdi olduğunu da bilmeniz gerekir.  Rand Corporation’daki çalışmaları bilmeden bu ödülü kimlerin nasıl aldıklarını açıklayamazsınız.  Rand Corporation’ın savaş endüstrisiyle ilişkisini ve diğer hangi uluslararası kurumlarla işbirliği içinde olduğunu bilmeniz gerekir.  
Önemli bir nokta şudur: Bilim endüstrisinin bir endüstri olduğunu ve bu endüstrinin artan getirilere tabi olduğunu unutmamak durumundayız. Bilimciler tarımla uğraşan çiftçiler gibi değildir. Bilimciler fabrikadaki işçiler gibi çalışırlar.  Bilim, yoğun sermaye yatırımı gerektirir.  Bir işçinin kendi ürününe yabancılaşması gibi bilimciler de kendi ürünlerine yabancılaşabilirler ve yabancılaşırlar.  Dahası ürettikleri değeri kullandıkça azalan bir ürün değildir.  Tam tersine bilgi daha fazla insan tarafından kullanıldıkça değer kazanır. Sosyal şebekeler bilginin değerinin paylaşıldıkça artmasını sağlar.  Şu soruları düşünün: Hangi iktisatçı kiminle evli? Kapalı kapılar arkasında hangi isimler aynı masada oturuyor? Hangi bilimci hangi gazetede yazıyor? Falanca gazetenin patronu kimdir? İktisadın magazini sayesinde ciddi görünüme sahip kişilerin diğer başka yönleri hakkında da bilgiye sahip oluyorsunuz.
Eğer magazine hakettiği önemi verirseniz bir bilim olarak iktisat hakkında daha fazla bilgiye sahip olmakla kalmaz genel olarak ekonomilerin nasıl işlediğini ve kim tarafından nasıl açıklandığını da öğrenmiş olursunuz.  Bilimlerin duygusal tarihi de vardır, yatak odası hikayeleri de... Toplumumuz tanrılardan oluşuyor olsaydı bunların hiçbirine gerek kalmazdı.  Ancak hayat el değmeden üretim yapan, tam otomasyona geçmiş bir üretim süreci değil maalesef.  Her aşamada hatalar ortaya çıkabiliyor ve bu hatalar bazen düzeltilmeden kalıyor.
Öyleyse herkes gibi iktisatçıların bazıları da hataların ürünü ya da üreticisi olabilir.  Onlar da medyatik ve ünlü olmak isterler.  Onlar da herkes gibi bir takım sosyal şebekelere üyedir.  O iktisatçının değeri de onun bu şebekelerde ne kadar hızlı el değiştirdiği ve kullanıldığı ile ilgilidir.  
Şimdi bizden cevap bekleyen soru şudur: İktisatçıların dahil olduğu şebekeler hakkında nasıl bilgi edinebiliriz? Gerçekten de resmi diyebileceğimiz iktisadi düşünce tarihleri bu bilgiyi vermek istemez ya da doğrudan vermez.  Ancak bu şebekeler hakkında daha fazla bilgi edinmenin yolu yok değildir şüphesiz. En geçerli yöntem anlatılan hikayeler ve anektodları dinlemektir. İktisadi düşünceler biraz da bu hikayelerin ve anektodların toplamıdır.
Ben de bir hikaye anlatayım. Ronald Coase iktisatta işlem maliyetleri, firma teorisi ve mülkiyet hakları alanlarında yaptığı katkılardan dolayı 1991 yılında Nobel Ödülü’nün sahibi olmuştur.  2004 yılında Roosevelt Üniversitesi’ne davet edildiğinde kendisine o zamanlar Amerika Birleşik Devletleri’nde gündemdeki önemli bir konu olan sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesi konusunda fikri sorulur.  Ronald Coase tereddüt etmeden şu yanıtı verir: “Ben tüm akademik kariyerim boyunca ödevimi tam olarak yapmadığım bir konuda hiçbir yorumda bulunmadım. Bu konu da ödevimi yapmadığım konular arasında.  Ancak madem sordunuz, sadece şu gözlemimi dile getirmekle yetineyim.  Ben de tartışmaları merakla takip ediyorum.  Gazetelerde ve televizyonlarda yapılan yorumları dinlemekteyim.  Görebildiğim kadarıyla ödevini yapmamış birçok kişi bu konuda yorumda bulunuyor.  Hangi yorumcunun en doğru, hangisinin en yanlış yorumu yaptığını bilemem fakat ödevini yapmayanlar konuşmak yerine susmayı tercih etseler bence çözüme daha kolay ve hızlı ulaşılabilir.  Genel olarak iktisatın probleminin de bu olduğunu düşünüyorum.”
Biraz daha sükunet her şeyi daha iyi yapmaz mıydı? Bence evet.  Daha çok konuşmak yerine daha çok susmak birçok problemi çözerdi kuşkusuz.  Sadece Asaf Savaş Akat’ı getirmeyin aklınıza.  Futbol yorumculuğu da yapan Deniz Gökçe’yi de düşünün.  “Sınırsız enerjı”yi bulduğunu iddia eden Erke Holding’i düşünün.  Biraz eskilere gidelim. Çocukların dayanıklı birer tüketim malı gibi ele alınabilir ve modellenebilir olduğunu iddia eden Nobel Ödülü sahibi Gary Becker’i getirin aklınıza.  Göreceksiniz ki sadece akıllılar değil bilimlerde ve iktisatta söz sahibi olanlar...
Bence Asaf Savaş Akat’ı da bu şekilde okumak gerekir.  Asaf Savaş Akat da iktisadi bilginin üretildiği endüstrinin bir parçasıdır.  Kendisini de Gary Becker’i ve Stanley Jevons’u okurkenki sabır ve dikkatle okumak durumundayız.  Deirdre McCloskey ve Phillip Mirowski gibi o da birçok sosyal şebekenin parçasıdır.  Bu şebekeler sayesinde dedikleri el değiştirir ve kullanım değeri kazanır.  Söz konusu yazıya bu gözle bakınca kendisinin yazdıklarında beni şaşırtan bir yorum göremediğim gibi, içinde bulunduğu iktisat endüstrisine ve ait olduğu sosyal şebekeye saygım ve güvenim de daha büyük bir hızla azalmaya devam ediyor.
Siz öğrenci arakadaşlar, hocalarınızın kimi zaman ya da çoğu zaman sizlere yalan söylüyor olduğunu bilmelisiniz.  Hele hele iktisat mevzu bahis ise... Nüfus dairesince verilmiş isimlerin önünde akademi tarafından verilmiş sıfatların konulmuş olması, söylenen sözün son söz olmasını gerektirmez. Üniversiteler öğrencilere de aittir – sadece öğretmenlere değil.  2000 yılında Fransa’da ayaklanan ve öğretmenlerinden kendilerine bu iktisatı öğretmemelerini talep eden Post-otistik öğrenci hareketini başlatan arkadaşlarınızı hatırlayın.  Onlara kulak verin.  Sınıf dayanışması artık bu da demek olmalı.  Çünkü onlar da sizler gibi iktisat sınıfı öğrencileri.  Hepiniz aynı sınıfa aitsiniz, hepiniz yoldaşsınız.  Sizler de bilgiyi üretenlersiniz.  Ve sizler de bu ilişkiler şebekesinde mağdur taraftasınız, ezilenler arasındasınız.  Ayaklanın.  Anlatılan sizin hikayeniz değil.  “Sizin hikayeniz hiç olmadı.”  Onlardan cesaret alın.  Başkasından önce kendi hikayenizi kendiniz yazın.
*Ankara Üniversitesi, SBF{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99