Dökecek gözyaşımız yok senin için!

 

Güneş Tercan

menderes_aBir televizyon kanalında Hatırla Sevgili adlı bir dizi başladı. Dizi 1950-60 döneminde başlayan Demokrat Parti’li ve CHP’li iki ailenin çocukları arasında geçen bir aşkı anlatıyor. Tabii dönemin önemli olaylarına da değiniyor. Danışmanlığını Can Dündar’ın yaptığı dizi, (Menderes ile ilgili aşklarına kadar, her türlü hayat hikayesini konu edinen Dündar’ın bu konuda uzman sayılması normal tabii) insanın sinirlerine hâkim olamayacağı derecede bir çarpıtmayı ve Menderes’e yönelik aklamayı içeriyor. Hümanist duyarlılıklarla bezeli, acıklı bir senaryo... “Menderes bu ülkede demokrasiyi savunmaktan başka hiç bir şey yapmadı, onun da kalbi vardı” diyor izleyenlere. Dizide bir  ‘demokrasi şehidi’ olarak gösterilen Menderes’in bu memlekette neler yaptığını nasıl bir demokrasi çizgisi izlediğini yazmak istedik hem o günleri televizyonlardan öğrenenler için hem de liberalleri atalarını yarım yamalak öğrenmekten kaynaklanacak cehaletten kurtarmak için...

Hangi demokrasi?
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa yıkılmış, bir tarafta SSCB diğer tarafta ABD iki süper güç olarak kalmıştı. Türkiye bu iki taraftan birinin safında yer alacaktı ki, bu Batı Bloğu oldu. Türkiye nihai kararını ABD’nin yanında emperyalist kampta saf tutmak olarak verdi. İşte bu ayrışmadan sonra 22 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidara geldi ve tüm iktidarı boyunca memleketin bağımsızlığı adına ne varsa tasfiye etme ve ABD’ye tam bağımlı bir rejimi inşa etme faaliyetini sürdürdü. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin iktisadi kalkınma desteği adı altında verdiği  Marshall yardımlarını kabul etmekle başladı. Bu yardımı başka şeylerin yanısıra tarım sektöründe makineleşmeyi finanse etmek için kullanan Demokrat Parti kırsal bölgelerde tutuculuğun merkezi olan eşrafı kendi etrafından topladı. Traktör kullanımın elverişli olması için işlenen toprağın belirli büyüklükte olması gerektiğini söyleyerek büyük toprak sahiplerinin lehine bir politika izledi. ‘Küçük Amerika’ tohumlarını atmaya başladığını tabanını ise aslında kimlerin oluşturduğunu da böylelikle göstermiş oldu. Bu uygulamayla köylerde adaletsizlik arttı, büyük toprak sahipleri güçlendikçe köylü topraksız kaldı. Tarımda makineleşmenin sonucu olarak fazlalaşan, toprak sahibi olmayan emek gücü kentlere akarken 1952’de Köy Enstitüleri de kapatıldı.

Diğer bir uygulaması ise ABD’nin Kore’ye açtığı savaşta yer alarak 25 Temmuz 1950’de Kore’ye 4500 asker göndermek oldu. 3 yıl süren bu savaşın sonucu olarak binlerce asker öldü ya da kayboldu. DP iktidarı ödediği bedel karşılığında nihayet 16 Şubat 1952’de Türkiye’yi NATO’ya sokmayı başardı. Fakat bununla da yetinmeyip başta İngiltere, ABD ve Fransa’nın yanında Ortadoğu’yu kapsayacak bir askeri paktın kurulması için kolları sıvadı. Mısır ve bazı Arap ülkelerinin bu duruma karşı olmasına rağmen Irak’ın onayını aldı. Sonrasında ise Pakistan’la anlaşma imzalayarak 2 Nisan 1954’de bu paktın temellerini attı.* Yine demokrasinin savunucusu DP hükümeti emperyalistlere karşı başlatılan ulusal mücadele hareketlerinin hep karşısında durdu. Örneğin 1951’de Mısır hükümetinin Süveyş kanalında egemenliğin kendisine devrini istemesi üzerine İngiltere, Mısır’a asker gönderip binlerce Mısırlıyı öldürdüğünde, DP hükümeti İngiliz çıkarlarının yanındaydı. Tunus ve Fas’ta Araplar bağımsızlıkları için ayaklandığında ise onlara karşı Fransızların safında yer aldı. Yine o dönem Cumhurbaşkanlığı yapan Celal Bayar önce 18 Ocak 1954’de Kraliçe Elizabeth’in özel uçağı ile İngiltere’ye gitti.  26 Ocak 1954’de ise Amerika’ya geçerek Washington da başkan Eisenhower ile görüştü. Görüşmelerden sonra 29 Ocak’ta Amerikan Kongresi’ndeki bir konuşmada batı bloğuna kayıtsız sadakatini dile getirerek alkış topladı. Eisenhower ise Türkiye’yi ‘Amerika’nın büyük dostu’ ilan etti. Emperyalistlerle olan yakın ilişkilerimizin tohumu, ta o dönemde böylelikle atılmış oldu.

İçerde ise emperyalistlerle dışarıda başlattığı işbirliğinin devamı niteliğinde başta Amerika olmak üzere emperyalizmi memlekete sokmak için iki önemli kanun çıkardı. Bunlardan biri 18 Ocak 1954’de çıkarmış olduğu ‘Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’ diğeri ise 18 Mart 1954 ‘Petrol Kanunu’dur. Böylelikle o günlerden bugüne bu memleketi sömürenlere kapılar kapanmamak üzere açıldı. DP hükümeti başa geldiği yıldan itibaren verdiği tüm sözleri unuttu demokrasi vaat ederken tersine antidemokratik uygulamalara başladı ve bunun dozunu giderek artırdı. İlk olarak CHP’ye yakınlığı ile bilinen üniversite profesörlerinin siyasetle uğraşmalarını yasaklayan tasarıyı hazırladı ve 21 Temmuz 1953’de kanunlaşmasını sağladı. Daha sonra muhalefetin seçim kampanyası yürütmesini yasaklayarak meclis dışında politika yapılmasının önüne geçti. Radyolar ise çıkardığı kanun gereğince kendi partisinin dışındaki muhalefete kapatıldı. Böylelikle muhalefeti sıkıştırarak iktidarını sürdürmeyi amaçladı. Menderes hükümetinin baskısından memurlar da nasibini aldı. Yargıtay, Danıştay üyeleri ve profesörler dâhil, istisnasız tüm memurların 5 Temmuz 1954’de çıkardığı yasa ile herhangi bir resmi kuruluşta çalışma süresine bakılmaksızın emekli edilmesi kanunlaştırıldı, böylece kadrolaşmada büyük bir adım atılmış oldu. DP basına karşı da baskısını artırmıştı kendisini eleştiren gazetelere öncesinde özel şirketler aracılığı ile dağıtılan resmi ilanların, Mayıs 1951’de çıkardığı kanunla hükümet eliyle dağıtılacağını açıkladı. Böylelikle kendi iktidarını eleştiren gazetelere ilan vermeyerek eleştirilerin önüne geçmeyi hedefledi. Gericilere karşı ise tutumu hep ılımlı oldu. Özellikle okullarda din derslerinin okutulmasını sağladı. Böylelikle demokrasi oyununun altındaki gerici yüzünü de göstermeye başladı. Solculara karşı ise Türkiye’de gerçekleştirilen en geniş komünist avını başlattı. 13 Ocak 1951’den itibaren komünistleri gruplar halinde tutuklattı. Yine cumhuriyetin en önemli sosyal kurumlarından Halk Evleri’ni 8 Ağustos 1951’de kapattırdı. Akabinde 26 Ekim 1951’de TKP Tevkifatı yapıldı. Menderes hükümeti azınlıklara karşı da baskı uyguladı. Özellikle 6 Eylül 1955 bunun en iyi örneğidir. Sonradan asılsız çıkan bir habere göre Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atılarak Yunanlılar tarafından tahrip edildiği söylentileri çıktı. Bu haberin hemen ardından İstanbul’da Rumlara ait dükkânlar tahrip edildi. Evlerine, kiliselerine mezarlarına kadar saldırıldı. Bu haberin neden ortaya atıldığını anlamak ise Menderes’i anlamakla eş değerlidir.

Menderes hükümetinin sonunun yaklaştığı dönemlerde ise sendikalara olan tutumu dikkat çeker. İktidara gelmeden önce işçinin grev hakkından bahseden Menderes işçi birliklerine karşı aldığı tedbirle 20 Nisan 1954’te İşçi Sendikaları Konfederasyonu başta olmak üzere diğer sendikaları da kapattırdı. Ve artık Menderes hükümetine karşı memleketin her köşesinde tepkiler yağıyordu. Bunlarda tarihi olarak en önemli olaylardan olan öğrenci eylemlerini vermek uygun olacaktır. İlk olarak 28 Nisan 1960’ta İstanbul’da büyük çaplı bir öğrenci eylemi yapıldı. ‘Menderes istifa’ sloganlarıyla öğrenciler Beyazıt sokaklarına döküldü. Olaylarda solcu öğrencilerden Turan Emeksiz ve Nedim Özpulat kurşunlanarak öldürüldü. 29 Nisan’da ise SBF’de öğrenciler gösterilere başladılar. Sıkıyönetim halindeki atlı birlikler öğrencileri kuşatma altına aldı. Fakülte binasına ateş açıldı duvarlar delik deşik edildi. Bunun üzerine inek bayramı nedeni ile alınan kırmızı boyalarla öğrenciler karton kâğıtlara  ‘ya hürriyet ya ölüm’ yazarak iktidara gözdağı verdi. Ve Menderes hükümetinin devrilmesinden hemen önceki son uyarı ise 555K parolası ile ( 5’inci ayın 5’inci günü saat 5’te Kızılay’da)  yapılan gösteriydi. Öncelikle iktidar partisine mensup öğrencilerin başlattığı bu gösterinin amacı meclisten Çankaya’ya gidecek olan Bayar ve Menderes’i alkışlayıp destek olmaktı. Ancak iktidara karşı olan gençlerin olaydan haberdar olması üzerine 555K parolası amacının dışına çıkarak geniş öğrenci kitlelerine duyuruldu. Bunun üzerine 5 Mayıs günü iktidar yanlısı gençler azınlıkta kaldı ve olay yerine gelen Menderes ve Bayar büyük protestolarla karşılandı. Gençlerden bazıları Menderesi tartakladılar ve Menderes bir gazetecinin arabasına binerek güçlükle uzaklaştı. İşte 28 Nisan öğrenci olayları ile başlayan bu gösteriler Menderes hükümetinin sonunu getiren en önemli olaylardır. Oysa bu tür durumlara karşı Menderes defalarca uyarılmış ancak baskıları artırmaktan başka bir şey yapmamıştı. Mendere’sin sonunu 27 Mayıs 1960 darbesi değil, bizzat kendisinin anti-demokratik gerici tutumları getirdi. İşte Menderes hükümetinin on yıllık iktidarının kısa tarihi budur.

Liberallere bir çift söz
Başta da söylediğimiz gibi Menderes, liberallerin söylediği gibi bir  demokrat olarak değil tersine gerici ve antidemokratik politikaları ile tarihte yerini edindi. DP’nin ve Menderes’in üzerine sulugözlü hümanist bir şal örtmeye çalışanlar, Menderes için iade-i itibar talep edeceklerse, televizyon seyircilerinden önce ABD çıkarları için Kore’ye gönderilen binlerce askerden, sırf emperyalist çıkarlar uğruna dünyanın hiç bilmedikleri, ayak basmadıkları ve kendilerine kalsa hiçbir zaman da basmayacakları köşesinde ölenlerden isteyebilir. Gencecik yaşında iktidarın baskısına karşı başlatılan öğrenci eylemlerinde yer alanlardan, Turan Emeksizlerden de isteyebilir. Kendi topraklarında yer alan bir su kanalını kontrol etmek istediklerinde İngiliz bombalarının altında can verenlerden isteyebilir. Ama bizden istemesin. Menderes’in itibarına biz bir şey yapmadık ki. O itibar zaten bizzat kendileri tarafından dünyanın gözü önünde beş paralık edilmiştir, dokunmayalım öyle kalsın.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99