‘Derin’i olmayan devlete belediye denir!

 

Ulaş Karakul

Devletle ilgili gerçeği Demirel’in ağzından dinleyelim: “Devlet cinayet işlemez”. Liberal saflar, Demirel’in devletin elini kana bulamadığını anlatmaya çalıştığını sanabilirler. Oysa bu ifade devletin insan öldürmeyeceğini değil devlet insan öldürdüğünde ona cinayet denmeyeceğini anlatmaktadır. Hukuk, devleti insan öldürmekten alıkoyamaz, ancak o öldürmeye hukuksal bir isim bulabilir. Sonuç olarak liberaller devleti insan öldürmemeye değil, öldürürken eline beyaz eldiven takmaya çağırırlar.

anaSusurluk kazası, memleket çapında bir şaşkınlıktı. Şaşırtıcı bir yönü de vardı elbette. Devlet kurumlarının sistematik olarak hukukun dışına çıktığı biçimindeki solcu iftiralara kulağını kapatmış geniş kitleler, aynı araba içinde bir milletvekili, bir emniyet müdür yardımcısı ve İnterpol tarafından aranan bir kanun kaçağının bir arada bulunmasını kabul etmekte zorlandılar. O toz duman içerisinde yetkili bazı kimseler, Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ’ın Abdullah Çatlı’yı teslim etmeye götürdüklerini söyledilerse de, pek inandırıcı olmadı. Zaten inkar faslı çok uzun sürmedi. Dönemin Başbakanı Çiller, “Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” diyerek, hukuk tartışmasını siyaseten kapattı. Unutmamak gerekir suç, şerefsizlere ilişkin bir kavramdır. Şereflilerin yapıp ettikleri suç kavramıyla açıklanamaz.


Susurluk’la birlikte siyaset erbabı, derin devletin varlığını kamuoyu önünde kabullendi. Susurluk karşıtı tepkileri oya tahvil etmeye niyetlenen Mesut Yılmaz da Budapeşte’de yumruğu yiyince, meseleye daha sağlıklı bir açıdan bakması gerektiğini hatırladı ve o tartışma bitti. Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan tepkinin adım adım zayıflamasının ardından da, şerefliler bulundukları yerden kafalarını kaldırdılar. Davullu zurnalı, “Türkiye seninle gurur duyuyor”lu törenlerle cezaevlerinden çıktılar. Bir dönem merkez siyasetçileri sıkıntıya sokan ilişkiler, yeniden kıymet kazandı. Çiller’in koltuğunu bu tayfanın elebaşlarından Mehmet Ağar’ın devralması tesadüf değildir.
Neredeyse unutmuştuk. Gladio, kontrgerilla, derin devlet, SüperNato adına ne derseniz deyin, devletin illegal unsurları bir kaç yıldır haber olmuyordu. Susurluk sonrasında sıkıntıya girenler, devlet için fedakarlık yaptıktan sonra haksızlığa uğrayanlar haline geldiler. Bir zamanlar şebekeyi deşifre etmeye uğraşan gazeteciler, Çatlılar için güzellemeler kaleme aldılar. “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganları unutuldu. Öldüğünde kanında kokain bulunanlar televizyon dizilerinde, mafya babası olup uyuşturucu sattırmayan “şerefli” kabadayılar olarak resmedildi. Neredeyse unutmuştuk kontrgerillanın ne işe yaradığını. Hatırlattılar, sağolsunlar.


Ancak bu hatırlamaya itiraz edenler var. Hem de neredeyse yağmur damlalarının yukarıdan aşağıya düştüğü konusunda bile aynı şeyi söylemeyeceği düşünülen iki isim, Ertuğrul Özkök ve Doğu Perinçek yakın zamanlarda, derin devletin olmadığını söylediler. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra, suçu kahvelerde okey oynayanlara atan Ertuğrul Özkök 2 Şubat’ta “Türkiye’de derin devlet yoktur. (...) Keşke bu ülkenin gerçek anlamda bir derin devleti olsa. Çünkü, bizimki gibi mayınlı coğrafyalarda bekasını sürdürmeye çalışan her ülkenin derin bir devlete de ihtiyacı vardır.” diyerek karşıt kamplarda yer aldıkları düşünülen ulusalcı kampın hislerine tercüman oldu. Doğu Perinçek de “Türkiye’nin ne yazık ki ‘Derin devlet’i yoktur” diyordu. Varsa illegal bir örgütlenme, o da ABD’ye aitti ve Türk devletinin aleyhine çalışıyordu. Birçok yerde yazılan “Derin devletimiz olsa başımıza bunlar gelir miydi?” hayıflanmalarını da unutmayalım tabii ki.

Derin devlet, devletten nasıl ayrıştırılır?
“Derin devlet” kavramını tercih eden liberaller de “SüperNato” ifadesiyle meramını anlatan ulusalcılar da temelde aynı varsayımı paylaşmaktadır. Ele aldıkları olgunun, devletin içine sızdığı, devlet yapısındaki bir bozulmanın ürünü olduğu ve devleti ondan arındırmak gerektiği... Devletle, derin devletin ayrıştırılabilir olarak ele alınmasında, devletin iyi, derin devleti ise kötü bir şey olduğunu da bu vesileyle söylemiş bulunmaktadırlar elbette.


Liberal varsayıma göre derin devlet, ellerinde bulundurdukları yetkileri, devletin ‘yasal/resmi’ amaçları dışında kullanan kimi görevlilerden oluşan bir şebekedir. Bu bakımdan devletin olağan işleyişinin dışında, bizzat devletin varlığı ile çelişen bir unsurdur. Bir tür kanserli doku gibi devleti kemirir ve ona zarar verir. Liberaller geleneksel darkafalılıkları doğrultusunda, derin devlette yapısal, zorunlu bir yön görmezler. Nitekim liberal derin devlet eleştirisi, bir takım görevlilerin görevden alınması talebinin ötesine geçmez, geçemez. Hukuk çiğnenmiştir ve çiğneyenler cezalandırılmalıdır.


Bu “hukuksal” bakış açısı, toplumsal yapının hukuk aracılığıyla düzenlenebileceğini kabul eder. Gerçekte ise hukuk, düzenlenmiş bir toplumsal yapının yazılı ifadesinden başka bir şey değildir. Hukuksal bakış açısı, gerçeğin baş aşağı çevrilmiş halidir. Daha açık bir ifadeyle “Kilise onlara onay veriyor diye, eskiden kilise ve dogma tarafından yaratılmış gibi kabul edilen ekonomik ve toplumsal ilişkiler, şimdi hukuk üzerine kurulmuş ve devlet tarafından yaratılmış” olarak kabul edilmektedir.

Hukuk arkadan gelmeye mecburdur ve her zaman öyle olur. Liberallerin sandığının aksine hukuk devlete çeki düzen vermez, ancak aksi olur. Devletle ilgili gerçeği Demirel’in ağzından dinleyelim: “Devlet cinayet işlemez”. Liberal saflar, Demirel’in devletin elini kana bulamadığını anlatmaya çalıştığını sanabilirler. Oysa bu ifade devletin insan öldürmeyeceğini değil, devlet insan öldürdüğünde ona cinayet denmeyeceğini anlatmaktadır. Hukuk, devleti insan öldürmekten alıkoyamaz, ancak o öldürmeye hukuksal bir isim bulabilir. Sonuç olarak liberaller devleti insan öldürmemeye değil, öldürürken eline beyaz eldiven takmaya çağırırlar.

Ulusalcıların “SüperNato” adlandırması da aynı şekilde durumu, bir deformasyon olarak görmektedir. Ama bu kez bozan devlet içindeki “insanlar” değil gayrı-milli güçler, tercihen ABD’dir. Ulus devleti, ulusal çıkarların örgütü olarak gördüğünüz zaman böyle olmak zorundadır. SüperNato adlandırması da zaten derin devletin, dışarıdan içeri sokulmuş bir ur olarak görülmesinden türetilmiştir. Devleti manipüle etmek için SüperNato’yu ABD kurdurmuştur. Bu teşkilat, devletin çıkarlarının dışında hatta ulusal devletin tamamen aleyhine hareket etmektedir. Ulusal devletin bekasının zorunlu şartı bu teşkilatı ayıklamaktır.

Liberal-burjuva bakış açısının bir hukuk soyutlamasından hareket etmesine benzer bir şekilde, ulusalcı bakış açısı da bir ulus-devlet soyutlamasından hareket eder. Bu ulus-devlet NATO’cu değildir. Ancak onun içine sızmış NATO’cu unsurlar vardır. Bu ulus-devlet ulus aleyhine faaliyet yürütmez, ancak onun içine sızmış SüperNato ulus aleyhine faaliyet yürütür. Bu ulus-devletin emperyalistlerle yer yer örtüşen çıkarlarından söz edilemez. Her durumda bu devletin çıkarları emperyalistlerle çelişme halindedir. Emperyalistlerin çıkarı doğrultusunda çalışan unsurlar onun içine sızmıştır. Hadi bu kısmını da biz ekleyelim, bu ulus-devlet cinayet de işlemez. Ancak onun içine sızmış SüperNato cinayet işler.

Bu tür bir ulus devlet ancak soyut olarak mümkündür. Gerçekte ise her devlet, somut ve gerçek sınıfların, bunlar arasında çatışan çıkarların ürünüdür. Ulusalcı kurguda olduğu gibi, memleketin çıkarlarını dışarıya karşı savunmak için derin devlet oluşturulmaz. O işi devletin diğer ilgili kısımları yürütür zaten. Ordusu, dışişleri bürokrasisi vs vs... Derin devlet, asıl olarak ve öncelikle içeriyle ilgilenmelidir. Kendisi NATO’cu olan bir devletin içinde SüperNato’cu aramak için devletin NATO’cu olduğunu unutmak gerekir. Derin devletin NATO’culuğu, emperyalizm tarafından devşirilmiş ve ‘asıl devlet’in, ‘iyi devlet’in, ‘ulus-devlet’in içine sızdırılmış bir teşkilat olmasından kaynaklanmaz. Devletin emperyalizm tarafından devşirilmiş olmasından kaynaklanır. NATO’culuk, bu devletin tırnak keser gibi sıyrılabileceği bir nitelik olmadığından SüperNato adlandırmasının da şeffaflaştırdığı hiçbir gerçek yoktur. Üstünü örttüğü gerçek ise, derin devletin üzerine yıkılan suçlarda bir bütün olarak devletin taşıdığı sorumluluktur.

Liberal bakış açısından da ulusalcı bakış açısından da derin devletin ‘kanserojen’ bir olgu gibi tarif edilmesi devlete ayıp etmektir. Devlet devletse, bir derin devleti olmak zorundadır. Derin devleti olmayana devlet denmez. Belediye denir. Devlet diyerek meşru bulunan şey ile derin devlet diyerek yasadışı ilan edilen, aynı derecede kaynar. Bu ikisi ayrıştırılamaz yani. Birine iğne batırırsanız diğerinin de canı yanar. Birinin canını yakarsanız diğeri de sizin canınızı yakar.

Derin devlet James Bond’lar örgütü değildir
Türkiye’de gazetelerde okuduklarına inananlar, derin devlet denilen organizasyonların bir James Bond’lar örgütü olduğuna yemin edebilirler. Bu kanının aynı zamanda ideolojik bir propaganda olduğunu belirtelim. Derin devlet personeli olağanüstü gizlilik içinde çalışan, kılıktan kılığa giren, gerçek kimliklerini kendileri bile unutmuş, atom denizaltısı ve F16 kullanmayı bilen ve 250-300 faniyi sol elleriyle dövebilen insanlar değildir. Hayır sadece Türkiye’de böyle derin devlet personeli bulunmaz anlamında söylemiyoruz. Dünyanın hiçbir istihbarat örgütünün gücü komando eğitimi almış özel personelden gelmez. Gerçekte derin devletin gücü, devletin gücünden gelir. Kurtlar Vadisi’ndeki esprilerde ifade edildiği gibi 25-30 adamla Ortadoğu’nun kaderini değiştirmek mümkün değildir.

“Türkiye’nin derin devleti yoktur”cular, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirten ABD’li komutanı yakalayıp üzecek kahramanlar bekliyor olabilirler. Bu beklenti ancak filmlerde ve bazı kitaplarda karşılanabilir. Gerçek dünyada, emperyalist müttefiki tarafından hırpalanmış bir bağımlı devlet, anlaşmazlığı görüşmelerle çözerek kabul edeceği işlere karşılık ne alacağının pazarlığına girişir. Derin devletin şimdiki görevi de bu sürecin görevleridir. Tercihen görüşmelerle belirlenmiş görevlerin uygulanması için gerekli düzenlemeleri yapmak...

CIA içinde de Rambo bulunmaz. CIA’nın en büyük operasyonları, büyük paraları operasyon yapılan ülkenin gericilerine iletmek ve görevlerini bildirmekten ibarettir. Medyanın yönlendirilmesi, mafyanın denetim altına alınması, uyuşturucu ticaretinin kontrol edilmesi... Bu işleri yapmak için James Bond’lara ihtiyaç duyulmaz. Tam tersine genelde açıkça ortada duran, kamuoyunun tanıdığı figürler aracılığıyla işler daha kolay yürütülebilir. Türkiye’de CIA etkinliği bekleyenler yeraltı mahzenlerinde bombalı düzenek kuranları değil, elçilikler ve medya içindeki görevlileri taramalıdır.

MOSSAD’ın gücü de örgütlü Yahudi diasporasına dayanır. MOSSAD’ın uluslararası etkinliği, dünyaya yayılmış Yahudilerin önemli bir bölümü üzerindeki kontrol olmadan olanaksızdır. Daha doğru ifade MOSSAD’ın İsrail devletinden başka ülkelerdeki Yahudi sermayesine talimat ileten bir mekanizma olmaktan çok, uluslararası bir sermaye grubunun İsrail devletini yönlendirme aygıtı olduğudur. MOSSAD, bu yönlendirme kapsamında İsrail içinde ve dışında operasyonlar yapar. MOSSAD’ı İsrail “ulus-devlet”inin aracı sanarak MOSSAD gibi bir operasyon gücü isteyen ‘ulusalcı’lar önce Yahudi sermayesi türünden bir sermaye gücü bulmak zorundadır.

Sinema endüstrisi ve best-seller ajan romanlarıyla yaratılmış “istihbaratçı” miti, Batman ne kadar gerçekse o kadar gerçektir. Türkiye’de derin devletin operasyonlarından söz edildiğinde de, akla gelmesi gereken, daha önce işledikleri çeşitli adi suçlar nedeniyle gerçek kimliğini kullanamayan az sayıda tali personelin dışında, gerçek kimlikleri ile resmi devlet görevi yapanlar olmalıdır. Tehlike derin devletten değil kahvelerde okey oynayanlardan geliyor diyen Ertuğrul Özkök, o kahvelerde okey oynayanların yanında oturup fikir veren görevlileri görmezden gelmeyi öneriyor.

Derin devletin devletten ayrı çıkarları, planları olmaz
Derin devletin, çıkarları devletten farklı özel şebekeler gibi tarif edilmesi, onun devletin suç örgütü olduğunu maskelemekten başka bir işe yaramıyor. Derin devletin bir görevi örtülü eylemleri gerçekleştirmesi ise bir görevi de yeri geldiğinde suçu tek başına üstlenmesidir. Özellikle ikinci görevin devletin esirgenmesi açısından son derece önemli olduğunu belirtelim.

Liberaller açısından derin devlet tarafından işlenmiş suçlar, devlete rağmen işlenmiş suçlardır. Ulusalcı perspektifte ise devlete karşı işlenmiş suçlar olarak görülüyor. Her iki grubun da suçu tanımlarken referansları devlettir. Oysa halka karşı işlenen suçlar açısından bakılsa bu ikisini ayırt etmenin o kadar da kolay olmadığını göreceklerdir. Sözgelimi Kürt bölgelerinde bir askeri harekat sırasında bir köye girip doğrudan halkı hedef almak resmi bir devlet operasyonudur, liberal ya da ulusalcı bir eleştiriye konu edilemez. Ancak aynı köyde halkın önde gelenlerini kaçırıp dağlarda kurşuna dizmek kontrgerilla operasyonudur ve kınanır. Üniversitede yapılan bir eylemde kampüse dalıp yakaladığını sürükleye sürükleye götürmek meşrudur. Ancak o eylemleri yönlendirdiği düşünülen bir öğrencinin diyelim ki Taksim’de vurularak öldürülmesi derin devlet işidir. Emperyalist ülkelerin Türkiye üzerinde baskı kurmak için kaşıdıkları Ermeni sorunu üzerine ülke çapında Ermeni düşmanlığını tırmandırmak, devletin olağan görevidir, hatta bir savunma önlemidir. Ancak bir Ermeni gazetesinin başyazarının, ilgili devlet kurumlarının kontrolündeki bir grup tarafından öldürülmesi ayıp kaçmaktadır. Soruna hukuk açısından değil de politik açıdan bakıldığında daha tutarlı bir değerlendirme yapmak mümkün görünüyor.

Derin devlet/kontrgerilla eylemlerini, devletin merkezi yöneliminden ayırarak ele almak mümkün değildir. Derin devlet, devletin suç işlemesi gerektiği zaman ortaya çıkan bir oluşumdur. Bu oluşumun aynı zamanda uyuşturucu vs mafyöz işlere bulaşması ise acı ilacın yan etkisi değil, devlet açısından maliyeti dışsallaştırmanın son derece rasyonel bir yoludur. Mafyöz faaliyetlere işaret ederek, derin devletin bir zamanlar devlet kontrolünde olsa bile iplerini koparmış bir örgütlenme olduğunu ileri sürenlerin, süreci anlamak için dünya çapında uyuşturucu ticaretinin CIA denetiminde olduğunu hatırlaması yeterlidir. Devletin bir kesiminin mafyalaşmasından çok mafyanın bir kesiminin devlet içine çekildiği ve dışarıda kalanın tasfiye edildiği bir dönemde, devlet bazı operasyonlarını da mafya içindeki unsurlar aracılığıyla halletmektedir.

Derin devlet elbette gizli çalışan bir itfaiye teşkilatı değildir. Her operasyon için yangın ihbarı yapıldığını düşünmek derin devlete haksızlık olur. Tam da Hrant Dink suikastinde olduğu gibi kontrgerilla unsurları, saldırılarına engel olan etkili bir halk dinamiği olmadığı koşullarda, yarı özerk, otonom hareket etmektedir. Ancak bu özerklik sonuçta toplam olarak devletin belirlediği alanın dışına çıkamaz. Çerçevesi devlet tarafından çizilmiş bir alanda, efendisinin kaş işaretine bakarak vazife çıkaran bir örgütlenme olarak düşünmek daha gerçekçidir.
Derin devletin operasyonel bölümü, maaşlı elemanlardan çok yönlendirilen unsurlardan oluşur. Ancak aynı zamanda başı sıkıştığında bu unsurları kollamak da devletin görevidir. Silahlı bir grupla feribot kaçırdıktan sonra yarı-açık cezaevine atılıp ordan yürüyerek firar etmek, İstanbul’un merkezindeki bir oteli kalaşnikovla basmak ve yine dinlenmek üzere rahat bir odaya davet edilmek... Sprey boyayla yakalanan bir solcunun silahlı örgüt üyeliğinden yargılandığı bir memlekette bunlar da olur, çünkü ilk örnekte sözü edilen bir derin devlet elemanıdır.

Devlet en sağlam kadrolarını da bu alandan derlemektedir. Devlet, polis ya da asker içinde görev yaparken, illegal yapıları yönlendirenleri mutlaka ödüllendirilir. Emniyet Müdürü, vali, komutan ya da kahraman olurlar. Susurluk’tan sonra resmi iş akitleri feshedilmek zorunda kalanlar, birkaç yılını cezaevinde geçirenler vefasızlık gördüklerini söylediklerinde tamamen haksız değillerdir. O tür bir iş kazasına uğramayanları görevini sadakatle ifa edenler olarak görüyoruz, görmeye devam edeceğiz. Memlekette derin devletin olmayışına üzülenler hemen yanı başındaki kahramanlar içinde gerekli avuntuyu bulabilirler.

Derin devlet memleket savunmaz, halka karşı çalışır
Keşke bir derin devletimiz olsa da memleketi savunsa diyenler, neden bahsettiklerini yeniden düşünmelidirler. Türkiye’de derin devletin tarihi halka karşı işlenmiş suçların tarihidir. Hayali bir derin devleti tarif etmeye çalışanlar 6-7 Eylül olaylarını hatırlamalıdır. Uydurma bir haberle kitleleri azınlıklara karşı harekete geçiren derin devlettir. 77 1 Mayıs’ında işçilerin üzerine ateş açarak 34 kişiyi öldüren bu devletin resmi görevlileridir. Maraş’ta ses bombasıyla bir sinemayı bombalayıp sonra da Alevilere karşı bir kitle kırımını yönlendirenler derin devlettir. “Keşke derin devletimiz olsa” diyenler ne duasına çıktıklarını bir daha düşünmelidir.

Derin devlet memleketi savunmak için değil, halk üzerinde şiddet uygulamak için kurulmuştur. Halka karşı uygulanan şiddet yükseldikçe derin devlet yükselir. Halk ayağa kalkınca derin devlet çekilir. Derin devleti bir “reel-politik” konu olarak değerlendirmeye çalışanlar, “bu coğrafyada derin devlet olmadan ayakta kalamayız” diyenler, derin devletin ayakta tuttuğu şeyin ne olduğunu unutmamalıdır.

Türkiye’nin elbette bir derin devleti var. Nasıl bir devleti varsa öyle bir derin devleti var, ne kadar devleti varsa o kadar da derin devleti var. Bu ikisini birbirinden ayırmayı kimse beceremeyeceğine göre, sırası geldiğinde biz de ayırmayız.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99