Avrupalı kadını kim kurtarsın?

 

Uğur Erözkan

kadnHer 8 Mart yaklaştığında eski bir tartışmanın gündeme gelmesi neredeyse kaçınılmaz bir durum oldu. Kadın sorununa kim çözüm bulacak, sosyalistler mi feministler mi? Sorun nasıl çözülecek? Yasa değişiklikleri, yaptırımlar, reformlar kadınların toplumda ikinci sınıf insan olmasını engelleyebilir mi, yoksa sorun devrimci yollarla mı çözülmelidir? Bu tartışmaların daha uzun bir süre gündemimizi işgal etmesi doğal. Zira, sorunun nasıl çözüleceği konusunda, siyaset yapan her öznenin ayrı bir programı olduğu gibi, ortaya konulan siyasetlerin gerçek mücadeleyi ne kadar yansıttığı sorusu da cevaplanmayı bekliyor. Tartışmaların bu kısa yazıda aşılması olanaksız. Biz, bu konuyu şimdilik bir kenara bırakarak bazı liberal çevrelerin Avrupa Birliği’ni göreve davet eder tutumlarını sorgulamaya çalışacağız.


Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde bir dizi yaptırımın arasında, kadın-erkek eşitliği konusu da bolca ele alındı. Medeni Kanun başta olmak üzere birçok yasa değişikliği, bu dönemin ürünüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kadın politikası neredeyse bütünüyle değiştirildi bu süreçte. Elbette bunların bazıları olumlu değişimlerdir ve yasaların bağlayıcılığı sorununu bir kenara bırakırsak, sahip çıkılması gereken ya da en azından görmezden gelinemeyecek değişimleri içermektedir. Ancak bize göre, kadın sorununun çözümünde çeşitli yasaların çıkarılması çözüm için takip edilecek tek yol değildir. Her ne kadar Uçan Süpürge gibi feminist oluşumlar Avrupa’dan gelecek her yaptırımı bayram ilan etmekte öncülüğü kimseye bırakmasa da bu kurumlardan medet ummak, çözümü zorlaştırmaktan başka bir sonuç getirmeyecektir. Somut bir örnekten hareketle ne kastetmeye çalıştığımızı biraz açıklayalım. İLO Sözleşmelerindeki, kadınların madenlerde ve su altında çalıştırılmasını yasaklayan maddelerin, eşitlik adına değiştirilmesini öneren Avrupa Birliği’nin, madenlerde işçilerin çalışma koşulları hakkında bir değişiklik önermemesini hayra yormamızı beklemesin kimse. Mesele eşitlikse, eşitlik yolunda bir öneride bulunmuştur AB. Ancak önerdiği eşitlik, kadın ve erkek işçileri madenlerde ölüme gönderme konusunda cinsiyet ayrımcılığı yapmamaktan ibaret. Başka ne diyebiliriz ki bu yasa değişikliği hakkında? “Artık kadınların da erkekler gibi madenlerde ölme özgürlüğü vardır, yaşasın Avrupa Birliği!” şeklinde bir slogan uygun olur mu?

Karikatürize etmek ya da dalga geçmek değil amacımız. Emperyalizm, tüm dünyada emekçilerin -yalnızca erkeklerin değil kadınların da- en temel sorunlarının kaynağını oluştururken emperyalist bir birlik olan Avrupa Birliği’nden medet umarak hangi soruna çözüm bulunabilir? Arayanlar için söyleyelim, Almanya’da 40 bin, Fransa’da 500 bin kadın şiddet mağduru. İngiltere’de her yıl ortalama 150, İsveç’te ise 52 kadın dövülerek öldürülüyor. Gören gözler için gerçekler ortadayken Nil Karaibrahimgil dinleyerek AB’ye gireceğimiz günlerin hayalini kuran bir genç kadın neslinin oluştuğunu görmek üzücü. Her sene meydanlarda gittikçe daha apolitik bir güruh toplanıyor ve 8 Mart’la alakası olmayan sloganlar duyuluyor. Bu seneki 8 Mart’ın da farklı geçeceğini ummak gereksiz bir iyimserlik olur, liberaller gene 8 Mart’ı apolitik kızlar şenliğine çevirecek gibi gözüküyor. Bu sene, uzun süredir sürdürdükleri, emekçi kadınların kazanımı olan 8 Mart’ı ellerinden alma ve içini boşaltma operasyonunu doruğa çıkartabilirler. Nesnel koşullar oluşmuş durumda. Türkiye’nin artık bir kadın TÜSİAD Başkanı var: Arzuhan Doğan Yalçındağ. 8 Mart alanında kendisinden duygulu bir konuşma bekliyoruz. Kadın-erkek eşitliği konusunda önemli bir adım atıldığını iddia edenler çıkacaktır. Ne de olsa erkeklerin kesin hakimiyeti olan “iş dünyasına” bir kadın başkan seçildi. Bu gelişme aslında önemli bir ayrışmaya sebep olacak gibi duruyor. Çünkü kadınların karşı karşıya kaldıkları sorunların tamamı kadın ile erkek arasındaki çelişkiden kaynaklı değil. Aslında liberaller bunun üstünü örtmek için ne kadar büyük bir çaba gösterseler de, kadınların en büyük sorunları, tıpkı erkekler gibi, emek-sermaye çelişkisinden, yani kapitalist sistemden kaynaklı. Yıllardır mücadele edilmesine rağmen eşit işe eşit ücret alamamaları, birçok iş kolunda cinsiyet ayrımcılığı sebebiyle istihdam edilmemelerinin sebebi taş kalpli erkek patronlar değildir. İşte Yalçındağ artık görevde. Başına geçtiği sömürü çarkını çevirmede erkeklerden geri durmayacağına şüphe yok, dişlilerinin arasında en çok ezilen hemcinsleri olsa dahi. Liberaller emperyalist kapitalizm adına el koydukları 8 Mart’tan ve kadın hareketinden ellerini çekmedikleri sürece kadın sorununun çözümünün TÜSİAD’a kadın başkan seçmek gibi acayipliklere indirgenmesi çok da anormal değil.

Bu yıl da “bütün kızlar toplanıp” kutlayın 8 Mart’ı bakalım, nasılsa emekçilerin hazırladıkları piyesi sahneye koyacağı 8 Martlar da gelecek. İşte o gün, Yalçındağ ile Karaibrahimgil uçan bir süpürgeye binip de kaçacak yer ararlar, bizden söylemesi.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99