Asaf Bey’e üç adet el insaf…


Ahmet Haşim Köse

asaf--Asaf Savaş Akat Bey 10.12.2006 tarihinde Vatan Gazetesindeki köşesinde yayınladığı yazısında Robert Whaples’in “İktisatçılar Herhangi bir Konuda Anlaşır mı? Evet” başlıklı araştırmasına atıfta bulunarak iktisatçıların hiç değilse bazı temel politikalar konusunda giderek fikir birliğine ulaştıklarını müjdeliyor. Asaf Bey’in sözünü ettiği araştırmanın sonuçları Amerikan İktisat Derneği’ne üye doktora derecesine sahip 210 adet iktisatçının görüşlerini yansıtıyor. Bu değerli iktisatçılardan %90’ı dış ticarette korumacılığa karşı olduklarını; %85’i ise tarıma verilen desteğin ve sübvansiyonların kaldırılması gerektiğini “beyan” ediyorlar. Asaf Bey ise bu “büyük” kurumun, bu çok “değerli” iktisatçılarının, böylesi önemli konulardaki fikir birliğinden hareketle iktisatçılar arasındaki geçmiş husumetlerin azaldığı sonucunu “şıp” diye çıkarıveriyor.
Ne demeli… Asaf Bey bu. Mutlaka “El insaf”ın da anlamını biliyordur: El insaf!


İsterseniz kolay olandan başlayalım. Her tarihte iktisat mesleğinin hakim kurumları ve merkezleri olmuştur. Söz konusu kurumlarda iktisat salt “Bilim” olarak okutulmaz, aynı zamanda bir politika tercihi ya da seçimi olarak da okutulur. Örneğin son derece iyi yetişmiş olup Amerika’nın en iyi üniversitelerinde doktora için kabul almış olsanız da bu kurumlarda iktisadın ana pozisyonlarına eleştirel bir tez yazamazsınız. Üstelik yine bu kurumlarda iktisadın ana konumlanışlarını çok iyi bilmek de yeterli değildir. Aynı zamanda inanç da gereklidir. Sonuçta Amerika’nın “saygın” üniversitelerinden mezun “çok değerli” bir iktisatçı, aynı zamanda şerbetli bir liberaldir. Saygın üniversitelerinin mezunlarının yaygın ölçüde şerbetlenmiş liberallerden oluştuğu bir toplumun meslek kurumları ve bu kurumlar içindeki iktidar oluşumlarının ise çok daha “seçkin” şerbetlilerden oluştuğu gayet açıktır. Örneğin Amerikan İktisat Derneği üyelerinin ağırlıklı çoğunluğunun Marksist ya da eleştirel iktisatçılardan oluşması mümkün müdür? Hiç kuşkusuz bu durum işin doğasına aykırıdır ve elbette mümkün de değildir.


Bu durumda Asaf Bey iktisatçıların sonuçta fikir birliğine eriştiği şeklindeki bu “büyük” saptamasını yanlış bir araştırma üzerine temellendirerek, “yapı seçimi ve genelleştirilmiş sonuç çıkarımı” konusunda birinci sınıf iktisat öğrencilerinin dahi yapmaması gereken ampirik bir hatayı tekrarlamaktadır. El insaf  doğrusu...

Asaf Bey çok iktisat kitabı okumuş, çok gezmiş, dünya görmüş, internette sörf yapmış biridir. Kuşkusuz böyle bilge birinden gördüklerinin, duyduklarının ardındaki sır perdesini kaldırması da beklenmelidir. Örneğin Asaf Bey, adı geçen kurumun değerli iktisatçılarına şu soruyu sorabilir: “Ticarette korumacılığın sakıncalarını, tarımda destek ve ekonomideki sübvansiyonların kaldırılması konusundaki düşüncelerinizi biz de kendi ülkemizdeki iktisat öğrencilerine “kaynak dağılımında etkinlik ve refah artışları” şeklinde “tartışılmaz” teorik çıkarımlar olarak anlatıyoruz… Lakin burası ne de olsa bir üçüncü dünya ülkesi… Öğrencilerin kafası karışık ve kimi zaman tuhaf sorular sormaktalar… Örneğin sıkça şu soruyla karşılaşmaktayız… “Neden Amerika kendi kurumlarında şerbetlenen liberal iktisat politikalarını kendisi uygulamamakta? Neden Amerika dünyanın en büyük dış ticaret ve kamu açıklarını verirken standart teorinin denge arayışlarına bizzat kendisi yönelmemekte?...”

Bu türden soruları çoğaltmak mümkündür elbette. Ama yine sıradan bir iktisat öğrencisinin bilmesi gereken lakin Asaf Bey’in düşüncesinden kaçmış olan bir şeyle karşı karşıyayız. Asaf Bey’in unuttuğu ekonomi ile toplum ya da siyaset ilişkisidir. Asaf Bey liberallerin amentüsüne sadık olduğundan olmalı iktisadı toplumdan bağımsız bir gerçeklik alanı gibi anlamakta ve öyle de anlatmaktadır. Oysa iktisadi olan her zaman ve her koşutla siyasal olanın içindedir ve bu toplumsal bir beraberliktir. O unutmuş olsa da kapitalizmin tarihi devletler (siyaset) ve piyasaların (ekonomi) gerilim tarihidir. Bazı devletlerin siyaseti diğer bazı devletlerin ekonomi politikasını oluşturur. Bugün için düşünürsek Amerika’nın siyaseti diğer devletlerin ekonomi politikasının temelini oluşturmaktadır. Asaf Bey’e sormalı elbet: Amerikanın açıklarını hangi toplumlardaki “yeminli” ve de “şerbetli” iktisat politikası finanse eder? Sakın ha şu değerli iktisatçıların hep bir ağızdan fikir birliği yaptıkları liberal iktisat politikaları olmasın bunlar? Vallahi El insaf…

Ve eğer öyleyse bu politikalar bu ülkelere sanırım vahiy yoluyla gelmemektedir. Vardır onları taşıyanlar. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Her tarihin egemen ruhunu pekiştiren “düşünce” insanlarının o tarihin “normal” olarak kabul edilen gerçekliğinde önemli payları oluyor. Zamanın egemen sesi gündelik yaşamın belleğinde, sıradan insanların düşüncelerinde önemli değişimlere aracılık ederek o anın aklını mutlaklaştırıyor. Asaf Bey bilmeliler; “düşünce” insanları, zamanın güçlü ve genel kabul gören sesiyle günümüz medyasının büyük panoramasında buluştuktan sonra artık salt düşünce insanı değildirler. Onlar aynı zamanda, zamanın normal kabullerini vaaz eden politik aktörlerdir de. Bu değerli “düşünce” insanlarının gazetelerde köşeleri, televizyonda programları vardır… Kimi zaman ve elbette dolgun ücretler karşılığında karış karış gezerler diyarları ve vaaz ederler “o iyidir ve bu da kötüdür diye…” Yani gerçekliği salt anlatmazlar ayrıca kurulmasına da katkı sağlarlar…

Sormalı Asaf Bey’e: Oluşmasına bizzat katkı sağladığınız bir şeyi kendiliğinden bir sonuçmuş gibi ele alıp, bütün kuğular beyazdır türü bir Popperci önermeymişçesine “iktisatçı dediğin liberal olur” şeklinde bir sonuçla taçlandırmak doğru mudur? Demezler mi “bilim” adamına… Yahu bunun normal olarak algılanmasında sizin hiç payınız yok mu, hani şu her haftaki televizyon programınızın, sanki evinizin misafir salonunda oturuyormuş edasıyla diğer iki ya da üç dostunuzla yaptığınız ağız dolusu sohbetlerin hiç mi payı yok? El insaf yahu…

*Ankara Üniversitesi SBF{jcomments on}

Doç. Dr. Ahmet Haşim Köse*:
asaf--

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99