K. Deniz Öğüt
Ocak ayı sonunda Türkiye’yi ziyaret eden Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz, Edirne’de Selimiye Camisi’ni gezerken, iki çorabının burnunun da delik olduğu görüldü. Fotoğraflarla saptanan bu hal, basında yankı buldu. Dünya Bankası başkanının çorabının delik olması güzide Türk basınınca pek normal karşılanmadı ama yorumlara bir hoşgörü havası egemendi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in çorapları üzerinden “görgüsüzlük”, “taşralılık” dersleri verenler Wolfowitz’e o kadar sert çıkmadı. “Cami çıkışında çarşıyı dolanırken satın almak istediği gümüş bilekliğe parası yetmeyen Wolfowitz, arkadaşlarından borç para aldı” diye devam edip giden haberlerse, aynı basının bu insan kasabından sevimli bir mahluk yaratma hamleleri gibiydi. Wolfowitz’in camiye girenleri “selamün aleyküm” diyerek selamladığı da yazıldı; bu onu iyice “bizden biri” yapıyordu. Adama “Paul Abi” diye hitap etmelerine ramak kalmıştı ki, George W. Bush yönetiminin dış politika mimarlarından, Irak işgali planlayıcılarından, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı bu zat, uçağa atlayıp çekti gitti.
Böylesi bir kişinin böylesi bir dönemde Türkiye’yi ziyaret etmesi hayra yorulamaz elbet. “Sosyal Güvenlik Reformu” adı takılan paketle ilgili, elektrik dağıtımının özelleştirmesine dair ve Türkiye’nin Irak’ta ABD’ye yardımına ilişkin tavsiyeleri olmuştur mutlaka ama konumuz bunlar değil.
“Her şerde bir hayır vardır” derler. Diyalektik bir önermedir ve bir kez daha doğrulandı. Wolfowitz’in ziyareti sayesinde Cengiz Çandar’dan yararlı bir şeyler daha öğrendik. Çandar, delik çorap bahsiyle başlayıp, “Bu Paul derviş adamdır, çoraba moraba önem vermez” anlamında laflar ettiği yazısında başka sulara da girmiş. Yazarımız, vakti zamanında Wolfowitz’le ortak bir arkadaşları vesilesiyle tanışmış ve “ilk uzun sohbetlerini” bir Malezya lokantasında yapmışlar. Hayır, Malezya’da değil; Washington’da.
Wolfowitz’in Uzakdoğu maceraları da var ama olaylar ağırlıklı olarak Malezya’da değil, komşuları Endonezya ve Filipinler’de geçiyor. Çandar güzelce anlatıyor. Bir dönem Cakarta’da ABD büyükelçiliği de yapan Wolfowitz, Filipinler’deki ABD uşağı diktatör estetik görünmemeye başlayınca onu devirip Filipinler’e demokrasi kuran kişiymiş. Öyle de melek gibi adammış. İslam ile demokrasinin birlikte mümkün olduğunun ipuçlarını Endonezya’dan alan bu şahıs, Türkiye’yi tanıyınca şüphelerinden de arınıp, “Tabii yahu, bal gibi olur bu iş” demişmiş.
Çandar yazısında “Paul’le ruh gibi ahbabız” demeye getiriyor; belki abartıyordur ama olmamaları için neden yok. Dolayısıyla Çandar’a çok kızamıyoruz, Wolfowitz’i “Türkiye’ye en olumlu duygular besleyen kişi”, “demokratik rejim savunucusu”, “Müslüman koruyucusu” ilan ettiği için. Arkadaşlık böyle bir şeydir.
Bundan sonrasını özetlemek eserin güzelliğini bozacak; Çandar’ın 31 Ocak 2007 tarihinde Hürriyet’te yazdıklarından alıntılıyoruz:
“[Wolfowitz’in] Bu Türk dostlarından biri Mustafa Koç’tur. Washington’da yaşadığım vakitte, Mustafa Koç, üçümüzü bir araya getirmeye bakardı. Georgetown’da buluştuğumuz lokantaya, üçümüz arasında kiralık limuziniyle gelen Mustafa Koç olurdu. Yaya gelip, yaya ayrılan ise bendeniz ve Paul Wolfowitz.
“Johns Hopkins Üniversitesi’nin tüm mütevelli heyeti üyelerini SAIS’e para toplayabilmek için 1998’de İstanbul’a getirdiği bir seferinde, benden Zeyrekhane’deki öğle yemeğinde Türkiye’yi anlatan bir konuşma yapmamı rica etmişti ve yemek bitiminde Taksim’deki oteline, yolda özel sohbet yapabilmek amacıyla, benim arabama binerek dönmek istemişti. Lafımız otelin önüne geldiğimizde bitmeyince, bizim eve gitmiştik. Bizim dar sokakta, arabayı park etmeye çalışırken, “sağ yap-sol yap” komutlarını sokakta o verdikten sonra, bizi izleyen apartman kapıcısını işaret edip, “Önemli bir Amerikalı yetkili olduğunu söylesem, işlettiğimi zanneder” demiştim.
“...Washington’da bir trafik polisinin kendi kullandığı arabasını durdurup, kendisini tanımadığını, dışarı çıkarttığını ve neredeyse yere yatırılarak ve oldukça kaba bir davranışla arandığını, kendisiyle hafiften dalga geçerek matrak bir hikayeye dönüştürerek anlattığını, o cumartesi akşamının davet sahibi Kemal Derviş de hatırlayacaktır.”
Kafadar grubuna bakar mısınız! ABD saldırganlığının mimarlarından bir teknokrat/politikacı ile karanlık ilişkileriyle meşhur bir yazar, sosyal demokrat kesimden bir teknokrat/politikacı,
TÜSİAD’ın önemli isimlerinden biri... İlişki